Bu dünya, hepimize yeter!

Bu güzel ve manidar sözden oluşan başlık,

Tıbbi Mikrbiyolog Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu Banes’e ait.

Yine çok konuşulacak ve tarihe geçecek bir araştırması ile ilgili yaptığı konuşmayı izledim.

Konusu kalp ve damar hastalıklarını ilgilendiriyor.

Bu hastalığa çözüm oluşturacak ve

O bölgelerde olabilecek kireçlenmeye neden olabilecek çalışma maalesef uygulanmıyor!

Evet o malum ilaç simsarları,

Bu araştırmanın da önüne geçmek için ellerinden geleni yapmışlar !

 

Çiftçioğlu “Dünya’nın en azılı katili kalp hastalığıdır” diyerek sürdürdüğü açıklamasında: 

Her 30 saniyede bir insan ve

Her yıl 18 Milyon insan kalp hastalığı nedeniyle ölüyor” ifadelerine yer verdi.

 

 

Çitçioğlu, doktorasını Ankara Tıp’ta yaptı.

Dalı ise, alerji ve astım.

 

 

Kendisini daha iyi geliştirebilmek için orman ülkesi olan Fillandiya’ya gitmişti.

O dönem ülkede orman hastalığı diye bir hastalık türemiş.

Birlikte çalışacağı doktor ise Finli.

Tüm tıbbi araştırmalara ara vererek,

Orman hastalıklarına yönelmişti. 

 

Neva Çiftçioğlu, doktor ile ilk karşılaştığında Türk Doktora sormuş:

Orman hastalıkları öncesinde ne konuda çalışma yapıyordunuz?” diye.

Türk doktor:

Ben ilginç bir şey buldum. Aşıları ürettiğimiz hücre kültürlerinde hücreleri öldüren, kandan gelen minik canlılar gibi bir şey buldum ama ne olduğunu anlayamadım. O çalışmayı bir kenara ittim.” Deyince,

Çiftçioğlu’nun ilgisi bir hayli artmıştı.

Konusu çok önemliydi.

Astım ve alerji konusunda ciddi çalışmalar yapmış biri için

Bilmediği bir konuya girmek O’nun için risk idi.

Ama bu riski göze alarak

Çalışmaya başladı ve bu bakterilere ‘Nano bakteri’ adını vermişti.

Bundan sonra Çifitçioğlu’nun sözlerine yer verelim:

Araştırmaları yaparken, bunların insan vücudunda neler yapıyor, 

nelere sebep oluyor diye merak etmiştim. 

Bu verilenlerin nereye gittiğini incelediğimizde,

Bunların böbrek ve kalbe gittiğini gördük.

Bu canlıların bilinen teknikle çözülememiş olması,

Kendilerini ceket içinde saklamaları nedeniyle olmuş.

Biz bunu ilan ettik.

Paylaştık.

Tabii bu büyük bir tartışma başlattı.

Bizi, Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) davet ettiler

ABD’ye gittik.

Görüşmeler yaptık.

Ardından,

Bizim yaptığımız araştırmanın yanlış olduğunu iddia eden bilimsel yayınlar çıkmaya başladı.

Bunu araştırdığımızda bu işin arkasından ilaç firmalarının çıktığını gördük.

Mayo klinikte, Japonya’da, Çin’de

Bu teknolojileri kurduk ve neler yapacaklarını gösterdik.

Bu mini canlılar, sadece kalp ve böbrek taşları ile değil,

Vücutta başka kireçlenmelere de neden olduğu görünüyor.

Düşünün damar sistemini,

Tüm kılcal ve ana damarları toplayıp uç uca getirseniz, 

Dünyayı bir uçtan bir uca dolaşacak kadar çoktur.

Alzaymır,

Parkinson

Hastalıklarında bunun etkileri görülür.

Kireçlenme olduğunda insanda yaşlanma belirtileri başlar.

Biz tüm bu gelişmeler ışığında,

Kalp üzerine yoğunlaştık.

 

Çok yoğun katakulliler arasında bu çalışmalarımıza devam ettik.

 

Kireçlenmiş insan damarlarında kireçlenme olduğunda,

Bunu açarken, partikülleri yok etmemiz gerekiyor.

Böylesi bir tedavi geliştirdim.

Uluslararası patent oluşturduk.

Bunu Mayo klinikte,

Washington Hastanesinde gönüllüler bularak onlar üzerinde uyguladık.

 

Hiç tedavisi olmayan hastalar var.

Durumu çok kötü olup

Bypass operasyonuna girecek durumu bile olmayan

Hastaların üzerinde uygulamaya başladık.

Tüm sorumluluğu alarak bu hastalar üzerinde tedaviye başladık.

Binlerce tedavi sonucunu FDA’ya gönderdik.

Onlara bunu rapor ettik.

İkinci faza geçtik.

Bu defa bana çok ciddi ölüm tehditleri geldi.

Kırmızı ışıkta dururken, kötü trafik kazası yaşadım.

Aylarca hasta yattım. Aylarca evime saldırılar oldu.

Olaylar büyüdü.

Houston Konsolosumuza giderek,

Kendisinden yardım istedim.

O zaman Ali Arsin Bey vardı.

Konsolosumuz yardımcı olmak için avukatlar buldu.

Çünkü patentleri koruma altına almam gerekiyordu ve mahkeme süreci başladı. 

NASA ile ortak çalışma yaptığım halde bunları yaşadım.

NASA’nın bana verdiği bilgisayar hacklendi.

İçindeki bilgiler çalındı.

Laboratuvarım tahrip edildi. 

Kimler bunu yapmıştı? Mahkemeye verilmiş, dedektifler tarafından tespit edilmiş ve tüm belgeleri mahkemeye teslim edilmiş ilaç firmaları var elbette.

Kimdi bunlar derseniz?

Adını vermeyeceğim ama,

İlaç firmalarından en çok kalp damar cerrahide,  

Kolesterolü yüksek olan hastalara verilen ilaç firmaları hangileriyse bana bu zulmü yapan da o firmalardı.

Bu kadarını söylemem yeterli.

 

Bu süreçte bir araya gelerek görüştüğümüz

Washington Hastanesi Başhekimi şu sözleri sarf etmişti:

Neva bu öyle bir şey ki trilyonlarca Dolarlık yatırımların bir anda depremle yerle bir olmuş gibi bir buluş bu”

Bilimsel yayın yapmanız bu atılımlarla engellenmiş olunuyor.  

Çalışmış yerlerle ilgili algı oluşturuluyor.

Tüm çalışmalarımız, yazılarımız dergilere gönderildiğinde ‘ret’ ediliyordu.

Bunun üzerine Türkiye’ye gelerek Sağlık Bakanlığı ile görüşmeye karar verdik.

Kendi ülkemizde en azından bu çalışmayı yaparsak kimse bize dokunamaz diye düşündük.

Ancak bana yetkililer tarafından:

FDA’nın onaylamadığı bir çalışmaya biz onay verirsek bu olmaz. Bizde hiçbir hastane bu sorumluluğu almaz. ABD’de bunu yapabilirsiniz. Ama Türkiye’de bu çok zor” denildi.

Hayati tehlikeler var diye,

Gizli gizli bazı özel kliniklerde çalışmalarımızı sürdürdük.

Kendi ülkemde, maalesef

Kendi meslektaşlarım:

Yanlış algılar oluştu. Zaten iyi bir şey olsaydı sahip çıkılırdı projeye denilir. Böyle bir şey yoktur” dedi.

Bu beni yıktı.

Ülkemde ve meslektaşlarım tarafından hiçbir araştırma yapılmadan ön yargıyla söylenen bu sözler beni yıkmıştı adeta.

Döndük ABD’ye tabii.

O dönemde,

Çalışmalarımız devam ederken,

Birçok ünlü politikacılar,

Ünlü aktrisler bize ‘Ne kadar para istiyorsanız vermeye razıyız. Lütfen bizi tedavi edin’ diyerek, 

Tedavi için yazılı evraklar imzaladılar.

Bu yazılı evrakları da mahkeme süreçlerinde yetkililere sunduk.

Burada isimlerini açıklamam doğru olmaz.

Mahkeme kaynaklarını isterlerse, bunları severek veririm.

Hollywood’da,

ABD’nin başında tedavi ettiğimiz insanlar vardı.

Tedavi süresince bypass yapmadığımız ve stent takmadığımız hastalarımız oldu.

Bu hastalıklar hastane ortamında olmalı,

Hapla vs. işlemlerle olmaz.

Kireçlenmeler damarları tıkar böylece insanlar riske girebilir.

 

Geldiğimiz aşamada,

5 patenti de 5 yıllık mahkeme süreci sonrası geri aldım.

Patentler elimde ve

Özgür biriyim.

Sizlerle çalışabiliriz ‘ diye dediğim hastanelerin

Hepsi şu an elimde.

 

Neva Çiftçioğlu bu konuşmaları yaptığı esnada,

Bana kitap yazsana bunları dile getirsene” diyorlar, ama duygusalım.

(Bu arada Çiftçioğlu göz yaşlarına boğuluyor)

 

Ardından:

“Ne kadar bilim insanı olursanız olun,

Ne kadar başarılı işlere imza atarsanız atın.

Ama birilerinin çarkına çomak sokuyorsanız,

bu gibi sorunlarla karşılaşmanız kaçınılmaz.

 

Hasta altın yumurtlayan tavuk.

Milyonlarca kalp,

Şeker,

Tansiyon hastası var.

Bunlar ömürlerinin sonuna dek ilaç kullanacaklar.

O nedenle kimse sebebe inmez,

İnerse o paralar nereden gelecek ki?

 

Arkama güçlü bir ilaç firmasını alarak yoluma devam edebilirim.

Ama hayatım boyunca prensiplerimle yaşadım.

Düz bilim insanı olarak,

Sadece tüm tedaviyi 75 dolara mal ederek tedaviyi bitirip bu işten çıkarmak istedim.

 

Bakın bu konuda,

Çin harıl harıl çalışıyor,

Bizim kurduğumuz laboratuvar büyüdükçe büyüyor.

 

Bunu anlatma nedenim,

Bir insan toplum önünde tanınmak istiyorsa,

Tam parladığında kendisini medya önünde anlatırdı.

Göz yaşı içinde konuşmak yerine,

Sansasyonel olarak konuşurdu.

 

Bazı şeyleri hepimizin görmesi lazım.

Sevdiklerimiz ölüyor

Ve buna bir çözüm varsa,

Bu çözümü engelleyen sisteme karşı durmalıyız.

 

Yeni buluşlar sürekli gelecek,

Bitmeyecektir.

 

24 yaşında yurt dışına adım atıyorsunuz.

Ömür boyu hiçbir politik güvenceniz yok.

Bekarsınız,

Üstüne üstlük bayansınız.

En önemlisi Müslüman bir ülkeden geldiniz.

Noel ve tüm tatiller dahil,

Gece 02.00’lere kadar çalışıyorsunuz.

Çocuk yapmamışsınız.

Evlenmemişsiniz.

Yaptığınız güzel buluşlar sayesinde insanların şifa bulması ile dünyalar sizin oluyor.

Tüm bunların yanında,

Ekşi sözcüğe karalama yapılması,

Bunun bir de kendi vatanından, kendi ülkenden gelmesi,

Çok acı.

Yani 50 küsur yaşından sonra şöhretli olmak,

Çok para kazanmak mı bizim amacımız?

Çok vahim gerçekten. Çok..!” ifadelerine yer verdi.

 

Güzel söz:

“Kazananlar hiç hata yapmayanlar değil,

Asla vazgeçmeyenlerdir”

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necdet Başoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler NetGaste editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NetGaste değil haberi geçen ajanstır.