Güzel günlerdi

1970’li yıllardı ve

Televizyon yoktu.

Gazete nerdeee?

Babam arada ‘Tercüman Gazetesi ‘ alırdı.

Öyle okumaya hasrettik ki,

İlanları dahi okurduk.

Bir gazeteyi belki 3-4 günde anca bitirirdik.

Bitmesin diye..!’

Bulmacasını doldururduk.

Hemen çöpe atmazdık.

Lazım olur.

Yeni gazete almazsak tekrar okumak için…

Televizyon mu?

Nerdeee…

1974 Kıbrıs Barış Harekatı zamanlarındaydı sanırım.

Dayım Almanya’dan kesin dönüş yapmıştı.

Koca mahallede bir tek onda TV vardı.

Siyah-beyaz…

O da sadece haber yayınlardı.

Yayın 20.00’de başlıyordu galiba.

Ama biz 19.00’da açardık.

O açılış sayfasındaki ‘….tın….’ müziği bile hoş geliyordu kulağa.

Kapanış

İstiklal Marşı ile..

Onu görmeden yatmazdık.

En büyük lüksümüzdü.

Komşularla misafirliğe gitmek,

Her akşam başka bir evdeydik.

En güzeli sohbet etmek,

Büyüklerin konuşmalarını dinlemek,

Çay eşliğinde konuşmak

Hele de kışın…

Dışarıda lapa lafa kar yağardı.

Kuzine sobanın etrafını çevrelerdik.

Gümbür gümbür yanardı mübarek.

Fırında patates,

Soba üzerinde çay demlenirdi.

Siz

O kuzine üzerinde,

Sabahları kahvaltıda,

Bayat ekmek kızartıp yediniz mi hiç?

Tadına doyum olmazdı.

 

Yemek pişerdi kuzinede.

Öyle bir çeşit değil,

İki çeşit.

Ama üç çeşit de yoktu.

Yokluk vardı çünkü.

Rahmetli annem,

Pişirdiği yemeği hep aynı kıvamda ve

Aynı ölçüde yapardı.

Çünkü yemek bir gün sonraya kalmazdı.

Komşulara birer tabak dağıtılacak,

Sofrada herkesin yiyeceği de ona göre ayarlanacaktı.

Evet herkes ortaya konan tabaktan ayrı kaşıkla yerdi.

Tabaklar ayrı değildi.

Yumurtayı çarşı pazardan almazdık.

3-5 tavuk herkesin evinin bahçesinde vardı.

Öyle kıyma, kuşbaşı et de kasaptan alınmazdı.

Çünkü,

Her hafta bir komşu inek ya da tosun keser,

Eşit şekilde hanelere dağıtırdı.

Fiyatı neyse

Artık…

Ekmekler herkesin evinde pişerdi.

Her evin önünde fırın vardı.

Ve o fırınlar çalı ve toplanmış odunlarla gün aşırı yanardı.

Mis gibi ekmek kokusu sarardı mahalleyi,

Taze mis gibi ev ekmeği.

Katkısız,

Karışımsız..

Zaten evlere un çuvalla alınırdı.

50 kg beyaz un.

Ama ay geçmez biterdi.

Akşam olurdu yine,

Eğer TV seyretmek için dayıma gitmeyeceksek,

Komşular gelirdi ziyarete

Ya da biz giderdik.

Ama kuzine her evde vardı.

Biz çocuklar hemen etrafında toplanırdık.

Kuzinede kestane pişirmek ne de güzel olurdu.

Kokusu,

Nar gibi piştiğinde de

Ortaya tepsiyi koyar,

Yumulurduk.

Arada meyve yerdik.

Ama elma ve portakal kabuklarını kuzinenin üzerine koyardık.

Kokusu evin içine sinerdi.

Büyükler ya askerlik anılarını anlatır,

Ya spor konusunda konuşur,

Ya da siyasetten dem vururlardı.

Biz sadece

Saf ve temiz duygularla dinlerdik.

Saygı vardı.

Lafa girilmez,

Dinlenilirdi.

Herkesin meyvesi,

Sebzesi kendi bahçesinde vardı.

Olmayan ise komşusundan istifade ederdi.

Ama her biri organik ve doğaldı.

Hele bahçede biten

Domatese, bibere doyum olmazdı.

Hala kokusu burnumda.

Mis gibi toprak kokardı. Ekmeği yarar içine, domatesi koyardık bir de varsa soğan ya da biber.

Ohhh  misss.

Öğle yemeğimiz genelde bu şekilde geçiştirilirdi.

Mahallede bir bakkal vardı.

Ama alım gücü yoktu şimdiki gibi.

Beş kuruş,

On kuruş biriktirir,

Haftada bir elvan gazozu aldık mı

Dünyalar bizim olurdu.

Leblebi tozu,

Allı güllü

Akide şekeri,

O dönemde bizlerin vazgeçilmez eğlencesiydi.

Top oynardık.

Her yeri yama

Ayakkabıyla..

Ayakkabılar genelde lastik tarzında.

Spor ayakkabısı nerdeee?

Evet evet..

Sular sık sık kesilir.

Mahallede bir kuyu vardı.

Oraya giderdik.

Elde bidonlar,

Güğümlerle,

Bekleşirdik saatlerce.

Suyunu alıp eve giden şanslıydı.

Kahve bir tane vardı.

Orada da büyükler otururdu.

Bizler yanından dahi geçemezdik.

Çok nadir,

Bazen dedemiz

Ya da bizi seven bir büyüğümüz;

Gel oğlum, evladım’ diyerek çağırırdı.

Ama ne içeceğini sormazdı.

Çay-kahve mümkün mü?

Salep, süka neyine yetmiyor.

Ama sandalyede oturarak,

Kahvede oralet,

Salep ya da süka içmek…

Ne büyük keyifti.

Arkadaşlara onu anlatırdık gün boyu.

Çünkü lükstü.

Herkes gidemez,

Herkes içemezdi.

Böyleydik biz.

Saf ve cahil.

Gelişmeleri izleyemeyen,

Telefonu, 

TV’si,

Arabası,

Bisikleti olmayan,

Dünyadan birhaber,

Mahalledeki komşularımızla,

Arkadaşlarla yaşardık.

Ama mutluyduk.

Birinin başı ağırsa,

Herkes evinde toplanır.

Birinin derdi olsa,

Tüm mahalle ayaklanırdı.

Evet,

Biz öyle cahildik ki;

Bunu yaşayamayan,

Bilmez,

Bilemez…

Kalın sağlıcakla.

 

Güzel Söz:

Çocuğa küçük şeylerden zevk almasını öğreten,

ona büyük bir servet bırakmış olur. 

Etienne Gilson

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necdet Başoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NetGaste editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NetGaste değil haberi geçen ajanstır.

03

Günay Yazıcıoğlu - Çocukluğuma gittim. Çok güzel kaleme almışsın.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 17 Temmuz 21:01
02

Osman Karataş - Sanırım sadece biz olduğumuz, musmutlu yıllardı.

Hatırlaması bile, yüzde tebessüm, kalbe sıcaklık veriyor...

Teşekkürler

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 17 Temmuz 16:08
01

Recep Şimay - Güzel günlerdi vesselam sıcak mısır ekmeği gibi samimiyet kokan yazın için teşekkürler üstad

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 17 Temmuz 12:52


Anket Sizce erken seçim olur mu?