İmanın tadı varmış

İman, emn/güven kökünden gelen mastardır. Sözlükte doğrulamak, güven vermek, emniyette olmak, onaylamak, kabullenmek, gönülden benimsemek gibi manalara gelir.

İman, Allah’ın müminlere ihsanda bulunduğu en büyük nimettir. Bundan daha büyüğü, onun tadını almaktır.

Peygamberimiz, “Kimde üç şey bulunursa o, imanın tadını almış olur:

1- Allah ve Resul’ünün kendisine her şeyden daha sevimli olması.

2- Birisini sadece Allah için sevmesi veya buğz etmesi (kızması).

3- Küfürden kurtulduktan sonra, küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına hoşlanmaması” (Buhârî, İman, 9) buyuruyor.

Diğer bir hadis-i şerifte “Allah’ı Rab, İslam’ı din, Hz. Muhammed’i de resûl olarak bilen kişi imanın tadını almıştır.” (Müslim, Kitabü’l-İman 11) buyurulur.

Bu iki hadis-i şerif, İman ettim demenin ötesinde bir şeylerin daha var olduğunu gösteriyor. Demek ki imanın tadı varmış. Bal gibi tatlı, kaymak gibi lezzetliymiş.

“İmanın tadını almak” ifadesinin anlamı, ibadetlerden lezzet ve haz almaktır. İlim ve takvayı sultanlığa değişmeyen meşhur zahid İbrahim b. Ethem, imandan tat almayı şöyle ifade eder: “Eğer krallar, içinde bulunduğumuz hazzı bilselerdi, ona sahip olmak için bizimle savaşacaklardı.”

Hasta olup ağzınızın tadı kalmadığında dünyanın en güzel yemeğini eşiniz getirse o yemeğin tadını alamaz hatta görmek bile istemezsiniz. Karnınız aç bile olsa. Çünkü ağzınızın tadı yoktur. Yediğinizden zevk almak için sağlıklı olmanız gerekir. Aynen manevi anlamda sağlıklı olmadığımız için ibadetlerimizden zevk alamıyoruz. Adeta üzerimizde bir yük olarak görüyoruz. Demek ki bir şeyler eksik.

İmanın tadı alınınca amellerin ve ibadetlerin külfet, yük olarak görülmesi imkânsızdır. Açlıktan nefesi kokan birinin yemeğe gittiği gibi namaza gidenler var İslam tarihinde.

İmanın tadını almak demek kişinin imanından dolayı gönlünde bir genişlik hissetmesidir. Balık susuz yaşayamadığı gibi, o da onsuz yaşayamaz.

İmanın tadı ile ilgili, birbirine yakın manalarda gelen çeşitli rivayetlerden çıkarılabilecek netice, imanın tadına ermenin temel şartının “sevgi” olduğudur. Bu müşterek noktayı böylece vurguladıktan sonra şimdi imanın zevk ve tadına ulaştırıcı -hadisimizde geçen- üç hasleti kısaca tek tek ele alalım:

1- Allah ve Resul’ünün kendisine her şeyden daha sevimli olması.

Hadîs-i şerifin bu ibaresi imanın tahakkukundan sonra kulun, Allah’ın (c.c.) ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sevgisini bütün sevgilerin üstünde tutmadıkça bu tadın elde edilemeyeceğini, imanın kâmil olmayacağını vurgulamaktadır. İmam-ı Şafii şöyle demiştir:

Sen hem Rabbinin sevgisini iddia ediyorsun, hem de ona isyan ediyorsun. Bu akla aykırı ve görülmemiş bir durumdur. Şayet senin bu sevgin hâlis olsaydı ona itaat ederdin. Çünkü gerçek seven sevdiğine itaat edendir.

Sevdiğimi sevdiğime göstermem lazım. Saksıda bir çiçek düşünün. O çiçeğe seni çok seviyorum demekle o çiçek hayatta kalır mı? Sulayacak, besleyecek, bakımını yapacaksınız. Allah’ım seni ve peygamberimi çok seviyorum demekle bitmiyor. Emir ve yasaklarını yerine getirmem lazım.

2- Birisini sadece Allah için sevmesi veya buğz etmesi.

Sevgi, fıtrî bir duygudur. Sevgisizlik mümkün değildir. Herkes bir şeyleri sevecektir. Bir anlamda insanın gerçek kölelik zinciri sevgi­sidir. Zira insana kafa, kalp ve karnından nüfuz edilebilir. Kalbi ka­zanılmış ya da kalbini kaptırmış insan, sevdiğinin mecnunudur. "Al­lah için sevmek", bir anlamda sevgiye, sevgiden başka karşılık tanı­mamaktır. Bu yüzden de imana derinlik ve zevk katmaktadır.

Cebimiz, kariyerimiz, menfaatimiz olduğu için değil, yalnızca Allah için. Bu şekilde sevgi hayatınızda ancak bir elin parmakları kadar kişiye gösterilebilir.

3- Küfürden kurtulduktan sonra, küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına hoşlanmaması

Bu, en kısa ifadesiyle, imansızlığı düşünmemek, aklından geçir­me­mek demektir. Bir şeyin tadını çıkarabilmek için ondan ayrılmayı dü­şünmemek gerekir. İmanın tadı da ona sürekli sahip olmak iste­ğiyle sıkı sıkıya bağlıdır.

Rabbim imanın lezzetini gönlümüze atsın ve bu lezzete ulaştıracak üç hasleti bizlere nasip etsin.

Allah (c.c.) bizleri, kendisinin ve elçisinin sevgisini en üstün tutan ve sevdiğinde Allah için seven bir kalp ile donatsın, küfürden ve küfre götüren şeylerden korusun. Amin..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Başiş - Mesaj Gönder

# kadar

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NetGaste editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NetGaste değil haberi geçen ajanstır.

02

Cihan Alpagut - sWNCWR KARDEŞ DOGRİ YAZDI. mUFTİLER PARTİLER ÜSTÜ OLMALI. pARTİNİN DEĞİL, DİNİN MUFTİSİ

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 09 Haziran 13:50
01

Sencer - mÜFTÜ BEY, SİYASETRÇİLERİN YANINDAN UZAKLAŞ. Bu din herkesin dini. Dini siyasallaştırmak, dine en büyük zarar. Tüm partilere eşit mesafede dur. Ya hepsiyle görün, hepsini ziyaret et, tenkitlerini, öneri ve isteklerinial, ya da hiç birine gitme. Dine çok zarar veriyorsunuz

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 05 Haziran 15:24


Anket Sizce erken seçim olur mu?