MUHAFAZAKARLARIN BİR SAYGINLIĞI VARDI

Eleştirilerim şahsi bir amaç taşımıyor. Bunu herkes bilir.

Rahmetli Ünal Ozan gerçekten sosyal demokrat bir adamdı. Sağ sol kavgasına karakterini tapulamamayı başarmış bir adamdı. Yeni belediye binası açıldığında girişte asansörün yanındaki duvarda Ş. posteri gördük. “Eğilenler oldukça dik duranlar olacaktır” özdeyişi. Oy için yapmamıştı, seviyordu Ş.’nin duruşunu.

Ünal Ozan’ın başkan olduğu SHP’li belediyede radyoda çalıştım, haber okudum, kültür sanat programları yaptım. Türkiye’de ilk canlı iftar ve sahur programlarını yaptım. SHP’li belediyenin radyosunda Sezai Karakoç, İsmet Özel, Said Nursi, Necip Fazıl, Atasoy Müftüoğlu, Cahit Zarifoğlu, Mehmed Zahid Kotku, İmam Gazali okudum. İftarda, sahurda hatim yayınladık, meal yayınladık.

Kendimizi kandırmayalım, kimseyi yanıltmayalım, o dönemde belediye SHP’liydi ama şehirde muhafazakarların bir saygınlığı ve ağırlığı vardı. Sözleri geçerliydi.

Ayrıca karşılıklı bir mutabakat vardı, bir tür iyi niyet anlaşması. Çok daha fazla dinliyordu insanlar birbirini, kutuplaşma sanırım bu kadar keskinleşmemişti.

Sosyolojik olarak da böyleydi. Nasıl olmasın? Zengin de fakir de aynı mahallede oturuyordu. Birinin pirzola alması, diğerinin yarım kilo kıyma alması önemli bir fark oluşturmuyordu, çünkü mahallede sadece bir kasap vardı ve hepimiz sonuçta onun müşterisiydik. Ultra lüks siteler yoktu. Herkes hafta sonu sabahları Bonanza ve Küçük Ev’de Laura’yı seyrediyordu, cumartesi geceleri Bir Başka Gece, sonra da Türk Sineması. Cenk Koray’lı, Halit Kıvanç’lı, Orhan Boran’lı, Münir Özkul’lu, Adile Naşit’li yıllar. Aynı şeylere üzülüyor, aynı şeylere seviniyorduk. Dindarlar da sosyal demokratlar kadar ilerlemeci, yaşama sevinciyle dolu, mütehammildi, muhafazakâr olmayanlar da dindarlar kadar geleneğe bağlı, dine ve dindarlara hürmetkardı. Bunu atlamayalım.

Zaten 60 darbesi dahil, 80 darbesi dahil neyi yıkmaya çalıştıklarını buradan anlayabilirsiniz. İlerici gerici, sağ sol, hatta Kürt sorunu dedikleri şey, ASALA da, PKK da, Osmanlı bakıyesi bu barış ve huzur toplumunu dağıtmak içindi. Madımak da bunun sonucu, faili meçhuller de, 28 Şubat da, 15 Temmuz da.

 

Sanki sorun muhafazakarlık sorunuymuş gibi davranmak yanlış değil mi? Muhafazakârlar 17 senedir iktidarda. Ya solcu, devrimci, Kemalist, laikçi muhafazakârlar? Onlar tıkmadı mı ne kadar yazar, şair varsa içeri? Sabahattin Ali’yi muhafazakârlar mı öldürdü?

Amin Maalouf’un son kitabını bu gözle okumak lazım. “Uygarlıkların Batışı”nı. Avrupa dahil uygarlığın batışının en hazin örneği, Çarlık Rusyası falan etkileri bakımından çok daha küçük ölçekli, asıl yakıcı örnek Osmanlı devletinin ve toplum yapısının çökertilmesi.

Cumhuriyet, Osmanlı’nın devamıydı. Kim ne derse desin. Atatürk düşmanı olmayı, muhafazakâr ya da dindar olmak için yeter şart sananlar bu dediğimi sevmeyebilir, olsun, gerçek şu ki, Atatürk bir Osmanlı aydınıydı, askerdi tabii ama bugünün şartlarında çok görgülü, dünyayı tanıyan bir aydındı. Yapmak istediği şey devletin adı değişse bile, o devleti, o toplumu yaşatmaktı. Atatürk, hiç Atatürkçülük denen ucubenin içinde yaşamadı.

İsmet Paşa’nın Lozan dönüşü söylediği “Bizi Müslüman olarak yaşatmamaya kararlı bunlar” lafını da doğru anlamıyoruz bence. 6-7 Eylül olayları, yakılmaktan kurtarılmaya çalışılan bir devleti, toplumu en az hasarla bir cendereden çıkarmaya çalışan Cumhuriyete karşı ilk ciddi suikast belki de. Bir tür 2. Dünya savaşına girmemiş olmamızı cezalandırmak. Neyse. Konuyu dağıtmayayım. Ama konu biraz da bu aslında. Huzur bırakmamak.

Osmanlı yıkılırken bile asudedir. İstanbul 1950’ye kadar bütün eksikliklerine, çamuruna, fakirliğine rağmen bir masal şehridir. Ağaç var, deniz var, balık var, kuş var, su var. Çamlıca’dan inerek Anadolu yakasında denize dökülen içilebilir kaynak suyu olarak akan dere sayısı 300’den fazla. İnanamıyorsunuz değil mi? Şimdi o dereler kanalizasyon oldu. Necip Fazıl gibi acımasızca eleştiren bir şair, “Gecesi sümbül kokan / Türkçesi bülbül kokan” diyor İstanbul için.

Adapazarı da böyleydi. Sokağa çıktığınızda, neşeyle, güvenle, huzurla dolardınız. Çiçek kokusu gibi, ıhlamur kokusu gibi, bol susamlı simit kokusu gibi, lohusa şerbeti, mevlid şekeri, aşure kokusu gibi huzur kokardı şehir. Bu söylediklerim hayali bir nostalji değil. Yaşadım ben o Adapazarı’nda. Bugün bu esenlikten eser yok.

Toplumsal olanı bırakın, insan kendi içinde bile neşesiz, huzursuz. Kendi nefesimizde bile kalmadı o huzurun, neşenin çiçek kokusu. Bunun sebebi Erdoğan diyorlar. Yalan. Yanlış. Özgürlüğün bazı beyefendi ve hanımefendilere rezerve edildiği faşizan bir demokrasinin devam etmesini isteyenler öyle sanıyor. Oldum bittim Atatürkçülük tartışılıyor bu ülkede. Yazık değil mi? Ramazanda da sakız çiğnemek orucu bozar mı sakızı çiğniyoruz.

Neyse. Ünal Bey başta beni işe almak istemedi, Zeki Aydıntepe’yle gitmiştik makam odasına, yeni binaya taşındıklarında. Ankara doğumlu olduğum için “Alamam seni” dedi. “ART’de Adapazarlı çocuklar çalışacak” dedi. Kendince pozitif ayrımcılık yapmak istiyordu. Zafer’de yazdığımı biliyordur elbette, ilk kitabım “Güneş Bizi Geçemez” yeni yayımlanmış, tescilli İslamcıyım yani. Kurtulamadık bu saçma sapan etiketlerden. Sosyal medya işte bu rezil kutuplaşmanın karşılıklı sövmeleriyle dolu. Erdoğan yerli araba tanıtıyor, adam altına başörtülülere hakaret eden yorum yazıyor. Cevap, füze yaptınız da başörtüsüne mi takıldı? Yazık bu ülkeye. Neyse, odadan çıkarken “Yarın size bir emanet getireceğim Ünal Bey” dedim. Şaşırdı. “Geçen sene Adapazarı konulu yazı yarışması açmıştınız, sizin Adapazarlı çocuklar iki satır yazamadılar, birinci ben oldum. Verdiğiniz plaketi geri getireceğim” dedim. Kıpkırmızı oldu. Saçlarını geri atardı eliyle, düz saçları vardı, ikide bir alnına düşer, saçlarını eliyle geriye taradı, “Yarın gel başla” dedi. Hatadan dönmek gibi bir alışkanlıkları da vardı o insanların. Şimdi Nuh dediysen Peygamber dememe devrindeyiz.

Belediye Ünal Ozan’dan ibaret değildi ki. Uğur Mumcu suikaste uğradı. Cenaze merasimini canlı yayınlıyor televizyonlar. ART kadrosu, aynı odada televizyondan izliyoruz. Bir gazeteci, ART’den maaş alıyor, işe geliyor mu, gelmiyor mu belli değil, ne iş yaptığını bilmiyorum yani, “Mollalar İran’a” diye bağırıp duruyor. Oralı değilim. Gittikçe şiddeti artıyor bağırmasının. Meğer beni kızdırmaya çalışıyormuş. Ben hiç üstüme alınmıyorum. İmam Hatipli bile değilim. Atatürk Lisesi mezunuyum. Memur çocuğuyum. İran devrimine hiç ama hiçbir zaman sıcak bakmamışım. Başka bir Müslümanlık hayali benim hayalim. O zaman yani. Sonunda bana “Bağıracaksın” demez mi? “Mollalar İran’a diye bağıracaksın.” Bunu söylerken tabancasını şakağıma dayamıştı. Bakın, devamını anlatmıyorum. Hiçbir zaman bu tür saçmalıkların kinini gütmedim. Ünal Ozan’ın başkan olduğu belediyenin koridorlarında, arkamdan “Şeriatçı köpek” diye bağırıldığını da unutmadım. Şimdi demokrasi falan diyorlar ya, tanıyorum ben onları. Yalan söylüyorlar. Unutmadım ama seksen öncesinde kalmış, kendini solcu sanan yobazlar olduklarını idrak edebiliyordum. Vakıa budur.

1993’de “Türkiye’de Sosyal Değişme” konulu panel düzenledim, ASM’de. Seçimler yaklaşıyor diye belediye demokrat görünecek. D. Mehmet Doğan, Yazarlar Birliği Başkanı “Sadece cenaze namazına değil Cuma namazına da giden Cumhurbaşkanlarına hazır olun” dedi de kıyamet koptu salonda.

İnsanların buluşmaya, konuşmaya ihtiyacı var. Düşünceler sopa değildir. Düşünceler ne renk olurlarsa olsunlar, şemsiye gibidirler. Yağmurda, güneşte altına sığınmak içindirler. Kavga nedeni değillerdir.

“Cami düzelmeden çarşı düzelmez” başlıklı yazımı okumanızı isterim. Bizim medeniyetimiz bir agora, bir AVM meydanı medeniyeti değildir.

Bizim hayatımızın, çarşımızın, şehrimizin merkezinde cami var ve bugün cami, avlusundan minaresine, politize olmaktan tabureli cemaatine kadar kendisi bir dizi ciddi sorunlar yaşıyor. 

 

(Engin Arapoğlu’nun 17 Ocak 2019’da yayımlanan röportajından alınmıştır.)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cihat Zafer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NetGaste editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NetGaste değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'nın En Başarılı Belediye Başkanı Kim?