ÖPÜLECEK ELLER TOPRAK OLDU

“Çarşılar Trenler Hatıralar”da yazdım onları. Hatıra şeklinde yazmadım ama anı parçaları var o yazılarda. Yazamayacağım kadar özel olanları da var. Mesela Selahaddin Şimşek’in, beyninde ur olduğunu öğrendikten sonra, güneşli bir sonbahar günü, o daha kırk yaşında, okumuş, biriktirmiş tam eser verme çağına gelmiş, ölüyor, sapsarı çınar yaprakları ayaklarımızın altında, Teşvikiye’de bir bankta, bütün hayatının muhasebesini yaptığı konuşma. Emanettir. Filmi yapılsa bütün dünya oturur ağlar. İki kişiydik. Şimdi yalnızım.

Selim Gündüzalp’in Taşöz Han’ın soğuk, nemli odalarındaki çilesinden mi söz edeyim? Kimse sormadı ki Selim Gündüzalp’e, ne yapmak istiyorsun, diye. Milli Eğitim Bakanı olacak adamdı ama bizim onu anlayacak bir eğitim sistemimiz olmadı hiç.

Dr. Sadık Canlı’yla kültür sanat konuşmalarını, “Bir Delinin Hatıra Defteri” ve sanırım gençlik arkadaşı olan Genco Erkal hakkındaki konuşmamızdan mı söz edeyim? “İslamcılık Öldü mü?” yazısının yayımlandığı gün sabahın sekizinde ettiği telefonda söylediklerinden mi? Orhan Cami’nin avlusundaki son konuşmamızdan mı? İlhan Berk’e selam gönderelim, “Sizinle İstanbul olmak varmış” diyordu, ya, onlarla Adapazarı olmak varmış.

Her dönem kendi kahramanını yetiştirir. Hiçbir devir kahramansız kalmaz. Nerede o eski günler hikayesine fazla yüz vermeyelim, Beyoğlu’na kravatsız çıkamazdık edebiyatına mahkûm etmeyelim kendimizi.

Bununla beraber kabul edelim ki öyle adamlar yetişmiyor. Yetişmeyecek de. Onlar bir dönemin falan değil, başka bir dünyanın insanlarıydılar. Başka bir dünyanın, daha doğrusu ahiretin. Allah’ın adamları onlar. Bununla birlikte, biriktikleri ve damladıkları zaman dilimine, çevreye bir bakın, ne kadar zengin olduğunu göreceksiniz. Coğrafya olarak da öyle, kültür olarak da öyle. Kafkaslar, Balkanlar var o insanlarda, Osmanlıca var, Rumca var. Arapça var, Akif de var, Fikret de, Neyzen Tevfik de var, Elmalılı Hamdi Yazır da, Nasreddin Hoca da var, İsmail Dümbüllü de. Tanzimat’tan beri birikmiş bir Avrupa kültürü var.

Beyoğlu’nda, Ağa Cami’nin sokağında, Hacı Abdullah Lokantası’nı az geçince bir lostra salonu var, Havai Lostra. Orada kırk yıldır ayakkabı boyayan bir dostum var. 25 yılı geçti, “Burası İstanbul beyim, burası Avrupa’nın da mektebi” demişti, hiç unutmam.

Geçenlerde Kapalıçarşı’da, Prof. Celal Şengör’ün amcası Şemsettin Şengör’den dinledim 6-7 Eylül olaylarını. İçler acısı. Bin yıllık caanım çeşmibülbülü kırmışız. Kürt meselesi de benzer değil mi? Selahaddin Eyyubi’den Ahmed-i Hani’ye kadar, Abdülhakim Arvasi’den Said Nursi’ye kadar, ne kadar büyük adamı var Kürtlerin, ne Kürtler tanıyor yeteri kadar ne Türkler. Siz bu insanların çocuklarını nasıl düşman ettiniz bu devlete, bu millete, bu vatana?

Şemsettin Şengör, beş altı yaşından beri her gün Kapalıçarşı’da neredeyse. Bugün 90 yaşını geçmiş durumda. “Türk öldürmeyi bilmez ki, sevmez ki öldürmeyi. Türk yaşatmayı sever.” diyor. 6-7 Eylül olaylarında evlerine sığınan komşularının doktor torunu her sene İstanbul’a gelip ağlıyormuş, “Siz kurtardınız benim ailemi” diye. Nasıl kırdık dediğim çeşmibülbül bu işte. Şemsettin Beyin babası Kapalıçarşı’da mühim bir tüccar, Ankara’da da dükkân açmış, mebuslar halıları taksitle almaya kalkınca, “Ben taksitle mal satmam” demiş kapamış dükkânı. Soğanağa’da oturuyorlar, Kapalıçarşı’ya yürüme mesafesinde, bugünkü Maçka’dan daha lüks o zaman semt, karşı komşuları bir imam efendi, Şemsettin Bey, “Ondan öğrendik biz elifbayı, sureleri.” diyor.

İbnülemin Mahmut Kemal’i görmüş adamlar bunlar. “Muzaffer Ozak Hocayı dinledim ben, nereye gitti o insanlar Cihat?” diye hayıflanıyor. Pertevniyal Lisesi’nde Tarih öğretmeni Reşat Ekrem Koçu. Bugün bırak liseyi üniversitelerde o kıratta hoca var mı?

Selahaddin Şimşek’in babası, imamı yok diye yıkacakları Orta Camiyi “Ben para istemem, yaparım imamlık” diyerek yıkılmaktan kurtaran Cevdet Hoca, İstanbul Fatih Medreselerinden mezun bir ilim adamı. Gürcü. Hanımı Çerkes.

Selim Gündüzalp’in babasına bak bakalım, Hurdacı Osman’a bak, bugün İstanbul iş dünyasında öyle karizmatik adam zor bulursun. Elleri hurda cam kesiğiydi ama kırantadan bir adamdı, “demirkırat” adamlardan.

Dr. Sadık Canlı’nın babası. Bankaya değil ona güvenilen bir adam. İnsanlar getirip paralarını teslim ediyorlar. Namuslu adamlar, çalışkan adamlar. Kaliteli adamlar. Balkanlar var hepsinde, Kafkaslar var. Büyük bir gen havuzunun balıkları onlar. Hem Osmanlı, hem Cumhuriyet. Bu karışımın nasıl bir zenginlik olduğunu gün geçtikçe çok daha iyi anlayacağız. Bu ayrı bir konu. Uzun bir konu.

 

(Engin Arapoğlu’nun 16 Ocak 2019’da yayımlanan röportajından alınmıştır.)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cihat Zafer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NetGaste editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NetGaste değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'nın En Başarılı Belediye Başkanı Kim?