Türkiye nereden nereye!..

 ELİN ELİNE baktığımız, elden medet umduğumuz dönemlerden “Acaba bunlar şimdi nerede ne bulacaklar? Nezaman, nerede, hangi bölgeye müdahale edecekler?” diye ellerin elimize ve ağzımıza baktığı dönemlere geldik.

Hafıza-i Beşer nisyan ile malül (yani insan hafızası unutmaya mahkum) olduğu için hatırlayalım.

Doğu ve Güneydoğu'da terör vardı, mücadele ediyorduk.

İsrail'den Drone kiralamıştık! Onlar keyiflerine göre uçuyor, PKK'yı takip ediyor, istedikleri resimleri tarafımıza 24 saat içinde ulaştırıyor, bizde atı alan çoktan Üsküdar’ı geçtikten sonra bir gün önce teröristlerin göründüğü yerde olmayan teröristleri arıyor, operasyon yapıyor ve tabii ki başarısız oluyorduk.

Bu arada İsrail ise o Drone, IHA ve SIHA'larla sınırlarımız içinde ve dışında başka neleri(!) analiz ediyordu bilmiyorduk ama çuvalla para ödüyorduk.

Yani paramızla onların ülkemizdeki araştırmalarını finanse ediyorduk!

AK Parti geldi, kendi IHA, SIHA, yerli silahlarımızı yaptık..

Teröristlerin anlık görüntülerine, anlık müdahale yaptık, önceden saldırıya uğrayan karakolda askerler 17-20 saat çatışıp F-16 istediğinde sorumlu FETÖ’cü paşalar, golf oyununu bırakıp, F-16'lara uçuş izni vermiyordu.

Oysa şimdi sıradan bir TİM komutanı dahi taksi çağırmaktan daha basit F-16 çağırabiliyor, IHA veSIHA’larımızda teröristlere göz açtırmıyor.

Teneke karakollardan “Kalekollar” aşamasına da geçmiş olduk.

…………….

Peki, gaz ve petrol nasıl aranıyordu?

Gelelim gaz, petrol, doğalgaz, kaya gazı aramaya…

Pek değerli, başarılı bir bürokrat olan değerli kardeşim İbrahim Irmak'tan bu konuyu dinleyelim;“1994 yılında TPAO olarak Durağan'dan başlayıp petrol, kayagazı, doğal gaz aradık. Sismik fotoğraflar, analizler yapıyor ama bunları değerlendiremiyor, sonuç almak için ABD'deki laboratuvarlara gönderiyorduk ve oradan da sürekli “maalesef” diye olumsuz cevap alıyorduk…”

Yani neymiş, biz vatanımızdaki zenginliklerimizin yerlerini, kendi elimizle, altın tepside dünyanın bir numaralı enerji hırsızına sunmuş ve üstelikte sonucu onlara kendimiz finanse etmişiz ve onlar gerçek bilgileri kendilerine saklayıp bize orta parmak göstermişler!

…………….

Peki denizlerde arama nasıl yapılıyordu?

Sondaj gemisi olan uluslararası şirketler davet ediliyor 300-500 milyon dolar para ödeniyor, 3-5 delme işlemi ihale ediliyor, onlar işi ve paraları ve de kesin bilgileri alıyor ve bize de istedikleri gibi ve de sizlerin de tahmin ettiğiniz gibi “olumsuz” raporu veriyorlardı.

Sevgili dostlar,

Bu durum nedir biliyor musunuz?

Apartmanın ahmak idarecisinin, hırsızın yol, otel ve yevmiyesini ödeyerek apartmandaki dairelerde bulunan ziynet ve para kasalarının yerini keşfettirmek.

Evet aynen budur…

…………….

AK Parti iktidarında bu sorun keşfedilmiş, enerjinin bir güvenlik politikası olduğu kabul edilmiş ve bu yönde adımlar atılmıştır.

Milli sondaj gemilerimiz: Fatih, Yavuz ve Kanuni, sismik araştırma gemilerimiz: Oruç Reis ve Barbaros denizlere açılmıştır.

Sismik araştırma gemilerimizin adları bile büyük Türkiye'nin dünyaya en önemli mesajıdır.

Akdeniz’i bir Türk gölü haline getirmiş olan Oruç Reis ve Barbaros gibi büyük mücahit‘Kaptanı Deryalar’ın evlatları, artık ölü uykusundan uyandıklarını ve gasp edilen miras haklarının iadesini talep etmekte olduklarını dünyaya ilan etmişlerdir.

…………….

Ülkemiz için yeni dönem

Bundan sonra ülkemizdeki siyasi mücadele: eskisi gibi IMF'nin, AB ve ABD'nin eline bakıp, sözünü dinleyenler, yerli ve milli olan ne varsa mesela sondaj ve sismik araştırma gemileri, yerli silah, yerli otomobil alayını istemeyip dışarıdan mal ve hizmet almayı daha uygun gören, bırakınız sınır ötesi operasyonları, sınır içini dahi koruyamayan ama heykel, rakı, uzo, şarap, sırtaki işlerini iyi bilen, ezandan şikayetçi, kurbana muhalif, iktisaden ve siyaseten teslimiyetçi, mandacı, sevrci düşünenlerle,

Stratejik konularda atılımcı, yerli ve milli üretime önem veren, ülkenin bağımsızlığı ve bekası için sınır içi ve ötesinde müdahil olan, oyun kurucu, milli, muhafazakar ve maneviyatçı kesim arasında olacaktır…

Allah (c.c) haktan, milletten ve vatandan yana olanlardan razı olsun.

 

HİKAYE DEĞİL,ACI GERÇEK

 

AK PARTİ iktidarı öncesi hastanede yatan hastamızı parayla ziyaret edebiliyorduk!

Hastamız hakkında bilgi almak için ilgili doktorun özel muayenehanesine gidiyor, binlerce lira vizite ücreti ödüyor bilgi alıyorduk!

Paramızla dahi kan bulamıyor, hastane hastane dolaşıyorduk!

Hastanelerin kaloriferleri yanmıyor, buz kesiyordu! Evlerden battaniyeler götürüyorduk!

İyileşen hastalarımızı ya senetle ya da akrabalar, köylüler, mahalleli, iş arkadaşları aramızda ortak para toplayıp hastaneden çıkartabiliyorduk!

Yoksa demirbaş eşya gibi haczediliyorlar, rehin kalıyorlardı.

Hastanelerin WC'lerinitabir yerindeyse ..k götürüyor, sular akmıyor, pislik kol geziyordu.

Randevu almak, ilaç yazdırmak 400 değil 40 bin metre engelli koşudan daha zordu.

Cuma günü kolu çıkan çocuğumuza koskoca ilde “Bakacak doktor yok, siz Pazartesi gelin” denebiliyordu (3 gün çıkık kolla kim dolaşacaksa).

Ambülans da ne?

Deposunu doldurursan bir sonraki hastaneye sevk edilirdin, paran yoksa öl.

Bugünün jeepli, IP'li, eli iphoneli, kaşları alık, pantolonu yırtık, metreseksüel gençleri bunları bilmiyor.

Sahi AK Parti öncesi hastanelerde sizler neler yaşadınız?

Sizler o dönemde neler gördünüz?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hamdi Yuluğ - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NetGaste editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NetGaste değil haberi geçen ajanstır.



Anket Hafif raylı sistemin güzergâhı sizce neresi olmalı?