Sen ağa ben ağa, bu inekleri kim sağa?

Sizlerle güzel bir hikaye paylaşmak istiyorum.

Ribat FM’nde dinlemiştim.

Sizlerle paylaşmasam olmaz.

İşte o hikaye,

Sultan yolun ortasına bir taş koyuyor.

Daha sonra,

Geçiyor pencereden seyre dalıyor.

İnsanlar ne yapacak diye…

Vezir geliyor,

Taşı görüyor.

Taşı yoldan kaldırmanın sadaka olduğunu bilmiyor.

Taşın etrafından dolaşıyor.

Ardından,

“Sultanım ile konuşayım. Taşın ortadan kaldırılması için yeni bir kadro ihdas edelim. Çare bulalım” diyor.

Vezir gidiyor,

Asker geliyor,

Asker de taşın etrafından dönüp dolaşıyor.

Onun da taşı kaldırmak aklına gelmiyor.

O da kendi kendine konuşuyor.

“Vezir ile konuşayım. Yolun ortasına kim bu taşı koydu. Taşı yolun ortasına koyana hangi cezayı verelim onu kararlaştıralım” diye.

O cezadan anlıyor.

Onun mahareti de bu.

Belinde kılıcı var.

Çekti mi tamam.

Hasılı,

O geliyor,

Bu geliyor.

Menfaatperest geliyor.

Saray dalkavuğu.

Saray maskarası.

Sarayda dalkavuğun ne işi var diye soran birisine şu cevap verilir,

“Padişahlar öyle zeki insanlar ki, Sarayda dalkavuk barındırırlar. Nedeni de başkaları dalkavukluk yapmasın” diye.

Hatta dalkavuğun dışında dalkavukluk yapmak isteyenlere,

Padişah.

“Dur, o senin işin değil, o dalkavuğun işi der!”

Adamın işi o.

Maskaralık.

Hatta bazıları şiir yazar,

Şairdirler.

Hatta bunlar, sarayın şairi diye geçiniyorlar.

Yani, oradan buradan alıntılar yaparak şiir yazıyor sözüm ona.

Neyse ki,

Dalkavuk gelir taşın etrafında taklalar atıyor.

Öyledir dalkavuklar,

Menfaatperestler.

İki yüzlüler,

Sürekli taşın etrafından taklalar atarlar.

Asla düzeltmezler.

Düzelmesi için de hiç bir şey yapmaz kıllarını kıpırdatmazlar.

O sorunları çoğaltanları da öve öve bitiremezler.

Onlara da efendimiz gözüyle bakarlar.

O da oturuyor, yolun ortasına bırakılmış taşa bakıyor.

Taşa şiirler yazıyor.

“Sultanıma okuyayım” diyor.

Kalkıp saraya dönüyor.

En son köylü vatandaşın biri  geliyor.

Öğrenmiş.

Yolun ortasında taşı kaldırmak sadakadır.

Taşa tebessüm ediyor.

Sonra diyor ki,

“Kaldırayım yolun ortasındaki şu taşı. Kimsenin ayağına, hayvanına, aracına mani olmasın” diyor.

 Eşya sepetini, küfesini  yere bırakarak,

“Ya Allah Bismillah “ diyerek,

Sağa-sola, sağa-sola oynatarak taşı kaldırıp kenara yuvarlıyor.

Sora bir bakıyor.

Taşın altında bir kese altın.

Altınların üzerinde yazılı bir not.

Sultan şöyle yazmış:

“Bu kesedeki altınlar, taşın altına elini sokmayı becerebilenler içindir” der.

Evet dostlar.

Taşın altına elini sokmadan kimse başarılı olamaz.

Maalesef bizim ülkemizde de o kadar çok  taş var ki.

Çoğumuz taşın altına elimizi sokmak istemeyiz.

Her taraf taşlarla dolu.

Bir hayale gitmek için de başarılı olmak isteyen kişi de  çalışacak.

Taşın altına elini sokacak.

Sokmazsa olmaz.

Bizim oralarda biz deyim vardır.

“Ben ağa, sen ağa , inekleri kim sağa..!”

Herkes yatsın,

İşler yürüsün.

Yok öyle bir dünya.

Bu mümkün değil.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Editör'ün Kaleminden - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NetGaste editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NetGaste değil haberi geçen ajanstır.



Anket Hafif raylı sistemin güzergâhı sizce neresi olmalı?