Tüketim çılgınlığı

Çağımızın en büyük sorunlarından biri haline gelen tüketim çılgınlığı gün geçtikçe hızını artırarak devam etmektedir. Bunun altında yatan sebep ise insanın gerçek manada doyuma ulaşamaması yani doyumsuzluk unsurudur.

İnsan bedenin ihtiyaçlarını doyurmak isterken maneviyatını beslemekten zamanla uzaklaşır. Tüketerek mutlu olacağı düşüncesi kişide öyle sarsıcı boyuta gelmiştir ki almanın cazibesine kapılmaktan kendini alıkoyamaz. Her şeyin bir sonu olmalı bu hayatta ve bu son kişiyi memnun etmelidir. Bu mutlu son için uğraşıp, kaynaklarımızı tüketip, üzerine birde mutsuz oluyorsak bu işte bir sorun var demektir.  Sonu gelmeyen isteklerin, bitmeyen doyumsuzluğa eğer bir dur denmezse tüketim çılgınlığının sonu hiç gelmez. İnsan, sürekli ihtiyaç dışı alım yapar ve bu gün ve gün büyür. Bu sürecin sonunda kişinin sadece maddi açığı ortaya çıkmaz aynı zamanda ruhunda açtığı derin boşlukta kendini gün yüzüne çıkarır.

Eski toplumlarda insan, ürettiği kadarını tüketiyordu. Kişi, daha fazla tüketmesini gerektirecek tarzda görsellere maruz kalmıyor, yeni çıkan ürünlerin ihtiyacı olduğu izlenimini taşımıyordu. Zihni gereksiz birçok nesne ile kirlenmediği için ederi kadarını tüketiyordu. Günümüzde teknolojinin hızla yol kat etmesi bu durumu nerdeyse tamamen değiştirdi. Sürekli önümüze sunulan ve çeşitli görsel algıya oynanan yanılgı sebebiyle kişi, gördüğüne sahip olma arzusu içinde oluyor. İhtiyaç dışı olsa dahi o ürüne ulaşmak için içinde çevresel faktörlerinde etkisiyle uyanan gözlem gücüne, engel olamıyor ve neticede ihtiyaç dışı alım gerçekleşmiş oluyor. Sonuç ise o ürüne kavuştuktan sonra başka bir ürüne duyulan güçlü dürtüdür. Bu sonu gelmeyen isteklerin başlangıcı olarak kendini gösterir ve bu tüketimin sonu gelmez. Her gün yeni bir ürün çıkar ve kişinin yeni olan bu ürüne ulaşma isteği o ürüne sahip olana dek sürer. Ulaştığında ise yerine başka bir ürüne sahip olma isteği ile karşı karşıya kalır.

Michigan Üniversitesi’nden James Duesenberry adlı bir profesör bu durumu şöyle açıklamış: “ Bazı durumlarda insan kendi tükettiği mallardan daha üstün nitelikte olanlarla temasta bulunur( varlığını haber alır, görür, işitir). Bu temas onun için bir gözlemdir, yeninin eskiye olan üstünlüğünün göstergesidir. Üstün nitelikteki malın varlığı ve kişinin bunu öğrenmesi o güne dek sürdürmüş olduğu tüketim alışkanlıkları ve eğilimleri için tehlike taşır; henüz tanımadığı yeniye karşı bilinçaltında bir özlem ve tercih yaratıp onu harekete geçirir.” Profesör konuyu çok güzel özetliyor. Eski zamanlarda üretilen ürünlerin reklam süreci günümüzde ki gibi olmadığı için kişi, ihtiyacı olmayan bir ürüne sahip olma isteği duymuyordu. Tabiî ki teknolojinin ilerlemesi güzel fakat kişi kendi bilincine sahip olursa, her gördüğü görsel için bir arzu duymazsa ortada fazla tüketim diye bir durum olmaz. İnsan, bir ürün almadan önce şu soruyu kendine yöneltmelidir. “ Bu ürüne gerçekten ihtiyacım var mı?” sorusunu sorarsa gereğinden fazla tüketimin önüne geçmiş olur.

Tüketimin akabinde kişinin mali durumunda aksamalar, gerilemeler meydana gelir. Bunun sonucu ise gelir-gider dengesinde ki bozulma olarak kendini gösterir. Tüketirken mutlu olacağına inandırılan kişi bu gerçekle baş başa kaldığında, tüketerek kendini tükettiğini ancak tükenince anlar. Elinde ki kaynakları hunharca harcayan kişi, bu mali açığı tamamlayabilmek için daha fazla çalışır. İnsan, bedenin doyumuna adapte olurken asıl doyurulması gereken olguyu unutur. Bu olgu ise ruhun gerçek doyuma ulaşmasıdır. Bu da ancak maneviyatın geliştirilmesi ile olur.

 Kişi alarak değil, paylaşarak gerçek mutluluğun huzuruna erişebilir. Zamanın adeta hastalığı haline gelen bencillik duygularından da ancak manevi yönünü besleyerek kurtulabilir. Hep ben demek yerine başkalarını da görmeyi bilmeli. İnsan gereğinden fazla tüketirken aynı zamanda doğanın da kaynaklarını harcadığını ve buda diğer insanların kaliteli yaşama hakkını azalttığı bilincine sahip olmalıdır. Doğrudan ve dolaylı olarak fazla tüketim kendimizle birlikte çevremize de zarar verir. Kişi fazla tükettiğinde fazla çalışır ve arada kaybolan zamanın farkında olmaz. Kayıp giden bu zamanı tutmak ve yitirmemek yine kişinin elindedir. Sevdiklerine daha fazla zaman ayırarak ve kendi içindeki hobilere yönelmek bunun bir nebze önüne geçebilir. Alışverişe gitmeden önce bir liste yapmak ve gerçek ihtiyaç dışında alım yapmamak da yararlı olacaktır. Bu konuda kati kararlı olmakta zamanla kaybedilen olumlu davranışların tekrar kazanılmasına yardımcı olur.

Instagram / kaderr_cakr

Twitter / kaderr_cakr

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kader Çakır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NetGaste editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NetGaste değil haberi geçen ajanstır.



Anket Hafif raylı sistemin güzergâhı sizce neresi olmalı?