Beygir Fahrettin’den Şembil Nuri’ye Mahalle Lakaplarımız

Beygir Fahrettin: Adil sokak ortalarındaydı evleri. Hayatta gördüğüm en güçlü en kuvvetli adamlardandı. Ortadan uzunca boylu, geniş omuzlu, yapılı, irice başlı, sarışın yüzünden kan damlayan güç timsali arkadaş. Bizden biraz büyüktü sanki. Teyzesinde evlatlık denilirdi. Adil Gençlik’te futbol oynuyordu. Babası (eniştesi) at arabacıydı. Onu da araba ile görürdük zaman zaman. Arabaya koşulan beygirden daha güçlü olduğu için bu lakabı aldığı söyleniyordu.

Çaycı İsmail: Adil Gençlik’in yıldızlarından. İpkoparanlı yani. Bizden üç dört yaş küçüktü. Sarı artist saçları vardı. Şamatayı gırgırı güzel giyinmeyi severdi. Neşesiydi o kuşağın. ‘Artistiklik yapma ulan’ diye takılırlardı. Sonra iyi futbolcu oldu. Amatörde aranan oyuncu, sonraları aranan antrenör oldu.  Sakaryaspor altyapısını dahi çalıştırdı. Uzunçarşı’da çay ocağında çaycılıkla geçindiğinden ‘Çaycı İsmail’ lakabını aldı. Sempatik iyi kalpli insandır bizim İsmail. Hafif fırlamalık ve artistliğinden başka lakap takanlar da olmuştur. Ama o her zaman bizim gençliğimizin iyi kalpli cana yakın İsmail’i olmayı sürdürüyor.

Fatih Nurettin: Soyadı Özdemir. Adil Sokak ile Alaca sokak kesişme noktasında bir evde otururdu. Benim kuşağımdan. Adil Gençlik’in yıldız liberosu. Orta boylu zeki çalışkan iyi kalpli merhametli yardımsever adamdır bizim Nurettin. O zamanlar çift stoper değil libero-stoper olarak oynanırdı futbol. Nurettin de geride adeta bir Fatih Terim’di. Güçlü kesici topu akıllıca oyuna sokucu. Lakabı da oradan geliyor zaten. Sonraları sendikacı oldu. Çok insanın derdine merhem oldu. En çok kullandığı kelime ‘kardeşim’dir. Gerçekten de gerçek kardeş gibidir Nurettin. Lakabını Fatih Terim gibi olmasından almıştı.

Gavur Bedirhan: Toranaga’nın büyük oğlu. Turan Ağbi’nin yani. Ayhan’ın büyüğü. Tekçi. T.E.K. çalışanı yani. Hızırtepe’de kurumun lojmanında oturduğundan mahalleyle ilişkisi arada maçlara gelecek kadar. Tabii ki Ozanporlu. Ortadan uzunca boylu kumral kaytan bıyıklı. Mert ağbi. Koruyucu ağbi. Gslı Çilli Mehmet ile Ördek Mehmet (Oğuz) karışımı bir stili vardı. Toplara çok sert vurduğundan kendisine ‘Ne o be, toplara gavur gibi vuruyorsun’ dendiğinden bu lakabı almıştı.

Kesik Fahrettin: Akranım. Ozanspor Genç Takımından takım arkadaşım. Mahalle camimizin imamı Fevzi Hoca’nın tek oğlu. Mobilyacı. Zayıf uzunca boylu. Babasının dünyasıyla fazla alakası yok. İyi kalpli adam. Mert. Cana yakın. Bir şey istendiğinde ‘yok’ manasına sağ elinin dört parmağını birleştirip gırtlağına götürerek ‘kesik’ dediği için lakabı ‘Kesik Fahrettin’ kalmış. Hem Ozanlar (ön taraf) hem İpkoparan (arka taraf) da sever onu. 

Kıllı Reşat: Ozan Sokak’ta Karaosmanlar’ın ortanca oğlu. Muzaffer Ağbinin küçüğü, Müjdat Aga’nın büyüğü. Donatımcı. Ortadan uzunca boylu, kumral, hafif dökük saçlı, ciddi saygılı iyi kalpli ağabeyimiz. Cami cemaatindendir. Daimi olanından. Daima saygılı, daima edepli, daima inançlı. Denge adamı. İyi futbolcu olduğu söylenirdi. Çarşıda bir takımda oynadığından seyredemedik. Neden ‘Kıllı Reşat’ denilirdi bilmiyoruz. Muhtemelen çocukluğunda emsallerinden daha kıllı bir vücuda sahip olduğundan.  

Kırkbir Bahattin: Kamyoncu Şevki Amcanın büyük oğlu. Akıllı becerikli adam. Bizim kuşaktan. Belki bir iki yaş büyük. Ortadan uzunca boylu kumral benizli dengeli uysal adam. Tornacı. Tornacılığı ilerletip makine imalatçısı. Dedik ya becerikli adam. Hem usta hem imalatçı. Neden Kırkbir Bahattin derler bilmeyiz. (Biliriz de bilemeyiz.) Ama bu lakap çok yakışıyor ona. Kırkbir kere maşallah.

Laz Bakkal (Ahmet Amca): Eskiden mahalleler, sokaklardan çok bakkallarla ayrılırdı. Ozanlar daha çok Tahsin Bakkal, Orhan Bakkal, Aziz Bakkal (amcam), Laz Bakkal (Ahmet Amca), Necmettin Bakkal, Şaban Bakkal’dı bizim zamanımızda. Laz Bakkal Ahmet Amca’nın (Mehmet Ağbi, Kemal ve İsmail’in babaları) İbrahim Alkan’ın evinin karşısındaydı (Ön Ozanlar ile İpkoparan’ın kesişme noktasında) bakkalı. Orta boylu esmerce iyi kalpli bir amcaydı. Hasta Demirelciydi. Hatta ‘Demirel’i Demirel’den çok seviyor’ denirdi onun için. 1980 öncesi karaborsa döneminde her şey kıt iken sağcı olmayan kimseye sigara, margarin paketi, ampul satmazdı. Biraz sert ve asabi görünürdü ama iyi kalpliydi. Rizeliydi galiba. Hepimiz severdik onu. Allah rahmet eylesin.

Makaryos Gafur: Kamyoncuların lakapları çok ilginç olur; Aç İsmet, Levye Mustafa, Sosyete Nazmi gibi. Ozanlar mahallesinde annem tarafından Faike Ablamın eşinin lakabı Makaryos Gafur’du. Malum Makaryos Güney Kıbrıs Rum Kesimi lideri o yıllarda. Esmerliği inadı bildiğinden şaşmaması yüzünden bu lakabın uygun görüldüğü söylenirdi eniştemize. ‘Gavur inadı var onda’ derlerdi. Rahmetli hoş insandı aslında. Severdik de.   

Otobüs Necdet: Eski Kandıra Caddesi’nde mahalle kahvesinin tam karşısında oturan Niyazi Amcamızın büyük oğluydu Necdet Ağbi. Niyazi Amca benim sohbet arkadaşımdı. Dedem yaşındaydı; o seksen ben yirmi beş. Küçücük hoş sohbet bir dede. Bıçakçı Rauf Agbi’nin de kayınpederi. Necdet Ağbi orta boylu ciddi bir ağbimizdi. Neden bilinmez lakabı otobüstü. Otobüslere çok düşkün olduğu söyleniyordu.

Parmak Memet: Bizim Ada Gücü’nün orta saha oyuncusuydu. Kardeşi Melih de solbekimiz. Mehmet sarışın (sanıyorum muhacir kökenliydi) orta boylu, uyumlu, teknik bir oyuncuydu. Çalışkan bir orta sahaydı. Sonra Avrupa’ya gitti. Yıllar sonra döndü. Hâlâ sık sık görüşür eski günleri anarız. Vefalıdır, arar sorar. Lakabını çocukken sık sık parmağını emmesinden aldığı söylenir.

Sarı Kafa Hüsnü: Bankacının iki oğlunun büyüğü. Küçüğü Faruk’tu. Fevzi Hoca’nın sokağından, İpkoparan - Ozanlar kesişme bölgesi çocuğuydu. Orta boylu hafif kalıplı sarışın bir yüzü vardı. Zeki, sakin, analitik kafalıydı. Önceleri Tekirdağ’da Yağlı Tohumlar’da çalışıyordu. Sonra bizim yan sınıfta İnşaat Mühendisliği okudu. Sonraları Sakarya İnşaat mühendisleri Odası Başkanı oldu. Adapazarı’nda inşaat ve yapılaşma hatalarına karşı meydan muharebesi verdi. Vermeye de devam ediyor. Adapazarı ona çok şey borçlu.

Selo Selahattin: İpkoparan’da Aziz’in kahvehanesine yakın otururdu. Bizden 5-6 yaş küçük, uzun upuzun boylu, Boşnak yüzlü terbiyeli saygılı bir oyuncuydu. Bizden çok Çetin Öztürk kuşağının arkadaşıydı ama sonraki yıllarda benim de arkadaşım oldu. Yaşı elliye geçse de hâlâ fit hâlâ futbolcu hâlâ delikanlı. Bizim Nagihan ile evlendi. Çok iyi bir aile, çok iyi bir baba, çok iyi bir esnaf, - bir GSlı olarak söylüyorum- çok iyi bir FBlidir. Örnek adamdır Selo kardeşim. Hele eşiyle bir yıl Bakü’den, başka yıl Özbekistan’dan, sonraki yıl Bosna’dan fotoğraf paylaşmıyor mu? Bayılıyorum.

Sırık Ayhan: Toranaga’nın küçük oğlu. Ozan Sokak Camii dibinde otururlardı. Leman’ın da ağbisi. İnce upuzun boylu, iyi kalpli çalışkan adam. Gülten diye bir iğneci kızla evlendi sonra. Gülten Yenge mahallenin eli hafif iğnecisiydi. Herkesin derdine koşan melek kalpli iğnecisi. Kardeşim Ahmet kan kanseriydi. İğnelerini hep o yapardı. Hem de bir kuruş ücret almadan. Gülten Yenge’nin hakkını ödeyemeyiz biz. Dualarımız onunla. Ayhan ile belediyede de yıllarca beraber çalıştık. Aynı saygı efendilik çalışkanlık. Severiz Ayhan’ı da yengemizi de.

Sırık Fahri: Ada Gücü’nün sol açığı. Sadi yoksa da mecburiyetten santraforu. Çabuk hızlı kontratağa uygun stili olan biri. Sağ açık Şembil Nuri ile müthiş uyumlu ikiliydiler. Her maçta birer ikişer golü vardı bu ikilinin. İkisi de hızlıydı çünkü. Bir de takım gol yediğinde liberoGarga Turan’dan fırça yemeselerdi. Mahallede lakabı sırıktı. Aslında boyu 1.74’dü, uzun değildi yani. Ama zayıf ve kolları çok uzundu.1.90. Lakabını upuzun kollarından almıştı. Mühendislik öğrencisiydi. İleride portre yazarı olacaktı. Oldu da. (Biraz tanıyorum sanki ben bu arkadaşı.) 

Sinir Burhan: Ünal Ozan’ın komşusu. Bizim yaşlarda. Ortadan az kısaca, esmer, oturaklı. Ciddi hep ciddi yüzlü. Gecede bir cümle söyler, neredeyse konuşmaz. Yürüyüşü de kendine hastır: Vücudunun belden yukarısı ayaklarından on santim geriden gelir. Yiğit mert adamdır. Sözünün eridir. Neden sinir Burhan derler bilinmez. Ciddi ve asabi olduğundan olabilir.

Şalvar Hasan: Aynı yaştayız. Orta boylu sessiz akıllı uslu adam. Altı kardeşin en küçüğü. Ama evi, aileyi yöneteni. Ozanspor’un kaptanıydı. Ama ağbilerinin oynadığı takımın kaptanı. Orta sahanın da maestrosuydu.  Belediyede birlikte çalıştık bir ömür. Emekliliğinde de Serdivan’da çalıştı. Zeki becerikli yönetici karakterli adam. Lise mezunu değil de üniversite mezunu olaydı bir kurumda genel müdürdü. Şu anda da Sakarya Kızılay Teşkilatı 2. Başkanı. Yakıştı da bu ona. Neden mi Şalvar Hasan? Rivayet odur ki, çocukken - yetim de zaten - anneciği şalvar tarzı bir pantolon dikmiş ona. Oradan kalmış ona bu lakap deniliyor.

Şembil Nuri: Ada Gücü’nün acar fırtına sağ açığı. Ortadan kısaca bir boy, kumral yuvarlakça terbiyeli bir yüz. Ahlaklı terbiyeli uyumlu sessiz bir kişilik. Manav (yerleşik Yörük) ya benim gibi. O dönemin gayrı federe takımlarının en hızlı adamı. Sayesinde her hafta bir iki gol atmışlığım vardır. (Kariyerimi biraz da ona borçluyum yani.) Ah bir de her gol yiyişimizde Garga Turan’dan aynı fırçayı yemeseydik. Nasibimiz öyleymiş. Hâlâ görüşürüz. Güzel kalpli adamdır.

Şeyh Osman: Amerikalı Mustafa’nın küçüğü, İhsan’ın büyüğü. Kamyoncu Edip Aga’nın damadı. Güzel kalpli adam. Terzi Ali İyilik Çetesinde başkan yardımcısıydı. O iyilik çetesi ki en az on beş meczubu her gün yedirir içirir doyurur giydirirdi. Adapazarı’nda kim evlenemiyor koşarlar yardıma, kime çeyiz lâzım, kim evlenmiş de mobilyası halısı kilimi yok. Onlar bilirler, bulurlar, ulaştırırlar. Bu güzel çetenin en acar ve başarılı elemanlarından birisi de bizim Osman MeğreliAğbimizdir. Gençliğinde iyi kumarbaz olduğu, yirmi beşinde nasuh tövbesi edip kendini insanlığa adadığı söylenir. Şahidiz ki aynen öyledir. Her gördüğüne şeker vermesiyle de ünlüdür. Bu durum ona ‘şekerci şeyh-şekerci şıh Osman’ lakabını kazandırmıştır. O bu şehrin yüz akıdır.

Ufak Mustafa: Gabukçu Burhan’ın ekürisi, kankasıydı. Boyu 1.60 olduğundan ve mahallede çok fazla Mustafa bulunduğundan ona ‘ufak Mustafa’ denilirdi. Bizden 4-5 yaş büyüktü. Fabrika işçisiydi. Çok merhametli çok iyi kalpli çok cana yakındı. Yüzünden edep ve insanlık akıyordu. Gücü yettiğince herkesin her derdine koşan gösterişsiz ağabeyimizdi Mustafa Ağbi.

Uzun Hamdi: Mehmet Ağbi ile Saadet Abla’nın büyük oğlu. Bedriye ile İsmail’in ağbisi. Ziraat yüksek mühendisi. Devlet memuru olarak Mardin, Antep, Adapazarı’nda çalıştı. Sonra da uzun yıllardır Ziraat Odası Başkanı. Uzun boyundan alıyor lakabını. Köfteci İsmail’in de yeğeni, Yavuz Köprülüoğlu’nunhala oğlu. Akıllı dengeli gözlüklerinin arkasından olayları inceleyip analiz eden gerektiğinde konuşan ve adım atan bir kişiliğe sahiptir. Vefalı saygılı arkadaş canlısıdır.

Yorgancı Hamdi: Bizim kırmızı beyazlı Ada Gücü’nün kulüp başkanı, teknik direktörü, takım kaptanı, sağ beki, organizatörü, malzemecisi, çilekeşi, sponsoru… hepsi; Ada Gücü Hamdi Kılıçarslanağbimizdi tek başına. Bizden dört beş yaş büyüktü. Zayıf uzunca boylu sağlam yapılı çalışkan gösterişsiz karizmatik biriydi. Ada Gücü, Dibektaş Caddesi’nin (Ozanlar mahallesini İstiklal Mahallesi ile ayıran Karaağaçdibi’nden batıya Şeker Mahalleye giden) ortalarında Raşit’in Kahvehanesindeydi. Sol görüşlü bir kahvehaneydi 1970’lerde o kahvehane. Cumhuriyet’ten başka gazete sokulmazdı mesela. Milliyet Hürriyet bile sağcı gelirdi onlara. İşte bu böyle bir kahvehanede mukim, oyuncularının neredeyse tamamı sol görüşlü bir takımda Hamdi Ağbi benim gibi MTTBLi / Büyük Doğucu bir üniversite öğrencisini takımına koyuyordu ısrarla. Önceleri tek hamim, tek koruyan oydu takımda. Pek pas vermezlerdi. Sonra sonraŞembil Nuri başta olmak üzere beni kabullenince takım, her maçta bir iki gol atan bir forvete dönüşecektim. Hamdi Ağbi Ada Gücü’nün her şeyiydi. Hâlâ da öyledir. Seviyoruz onu.  

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fahri Tuna - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket AK PARTİ'DEN AYRILAN İSİMLERİN YENİ BİR PARTİ KURMASINI DOĞRU BULUYOR MUSUNUZ?