Dava uğruna

Güzel bir hafta sonu yazısı ile yine birlikteyiz.

Umarım çok beğeneceğiniz ve

Ders çıkaracağınız bir yazı olur.

Adı Adem Yıldız,

Elazığ doğumlu,

Çeçen bir ailenin evladı…

Babası 1940 doğumlu.

1946 ‘daki Rus harbinden dolayı Dedesi Elazığ’a yerleşmiş.

Dedesi imam olduğundan,

O’nu da İmam Hatip Lisesi’ne vermişler.

İmam Hatip’i bitirdikten sonra 571 puanla Ankara Siyasal’ı kazandı.

Buradan sonrasını Adem’in anlatımıyla yazıyorum:

1995’te Ankara Siyasal’a geldikten sonra,

İlk kez karşılaştığım bazı arkadaşlarım vardı.

Bunların bir kısmı sosyalist,

Bir kısmı ise sağ görüşlüydü.

Hep böyle bir marjinal gruplar...

Sonra bir İslami cenaha yakın olan grupla tanışmak istedim.

Yusuf diye bir arkadaşım vardı.

Yusuf 3.sınıftaydı, ben Kamu Yönetimi’nde 1. sınıftaydım.

Yusuf çok iyi ve merhametli bir kişiydi.

Ben namaza gidiyordum,

Tek mescidde onu görüyordum.

Üniversitemizde o zaman başörtülü kardeşlerimize çok zulüm vardı.

Gerçekten bizim bölümde 6 tane kız vardı.

6’sının 4’ü okulu bırakmak zorunda kalmıştı.

Biz de okulda bu zulme dur demek için,

İslami camiaya ait olan

Dergileri satmaya başladık.

Bir bildirimiz vardı.

Bildirim

Başörtülü kardeşlerimize, görülen başörtü zulmünü anlatmak içindi.

Yani bu;’Allah’ın emridir. Müslüman’ın yaşam tarzıdır’ diye bir bildiriydi.

Dergileri ve diğer tebliğleri, kendim arkadaşlarla dağıtmaya başladım.

Okuldaydık.

Bir gün ismimiz anons edildi.

Hizmetli geldi,

Sınıfta bir amfide bizi çağırdı.

Amfiden çıktığımda,

Koridorda yüzlerce yeşil elbiseli polisler

Beni yatırdılar.

Bir gözümü açtığımda,

Ankara Terörle Şube Müdürlüğü’nde bir sarı lambanın dibinde otuyorum.

Bir dergi yani sadece bir dergi başka hiçbir suçum yok.

Ama evden dergi sonrası neler çıkmadı ki?

Kaldığımız evde,

Silahlar çıktı,

Bombalar çıktı…

El bombaları çıktı.

Ama Allah her şeyi biliyor.

Adalet de sonradan bizim olmadığını kanıtladı.

Benim hiçbir şeyim olmadı.

Biz dergiden dolayı tutuklandık.

14 öğrenciyiz, Bursa’da bombalama yapmışız.

Konya’da bombalama yapmışız.

İstanbul’da bombalama yapmışız.

Ben hayatımda,

Bursa’ya gitmemiştim.

Yenişehir diye bir yer görmemiştim.

Ama savcı beyin iddianamesinde Yenişehir’i gördüm.

Hayatımda Konya’da, Meram’da

Bir yazarı yahut bir evi taşladığımı hissetmiyorum.

Ben bu iddianamede neler olduğunu anlamadım.

Meram’a gittiğim falan inanılır gibi değildi.

Çünkü ben hayatımda Elazığ’dan dışarı çıkmamıştım.

Nitekim kanun bizi, maddelerle o yerlere gitmiş sayarak,

2 kez idam,

1038 yıl hapis cezası verdi.

Ankara 2. nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde gencecik çocuklarız.

Mahkeme hâkimi:

‘Oğlum, sizler pırıl pırıl çocuklarsınız. Bu suçlamaları kabul edin, salacağım sizi oğlum’ demişti.

Bizler ise, yaşamamış olduğumuz şehirler,

Yapmamış olduğumuz bir suçu, nasıl kabul edelim?

Günlerce mahkemeye gittik geldik.

Bu dört ay boyunca devam etti.

Dört ay boyunca her gün elektrik yedim.

Ayak parmaklarımı açıp göstersem ağlarsınız.

‘Bu ne böyle?’ dersiniz.

Dört ay boyunca da her gün dayak yiyorduk.

Her gün…

1999’un sonu, 2000’lı yılların başıydı.

1’nolu Ankara F tipi cezaevi açıldı.

Her bir hücrenin alanı 11 metrekare…

Bizi oraya gönderdiler.

Açık öğretim okuma,

Eğitim hakkımız vardı.

İşletme’yi kazandım. Yeniden okumaya başladım.

Dört yılda işletmeyi bitirdim.

Onun ardından başka bir üniversiteye girdim.

İki yıl ilahiyat vardı,

Bir de Ankuzem…(Ankara Uzaktan Eğitim)

Ankara uzaktan eğitimi dört yıla tamamlıyordu.

Ya okuyorlar, ya imtihana giriyorlardı.

Hiç olmazsa camdan dışarıyı görüyorlar ya,

Adam o camdan dışarıyı görmek için,

O kafeste arabanın camından dışarıyı görmek için(…!)

Kedini okumaya vermişti.

Ben ilk girdiğimde okumaya başlamıştım.

Açığa çıktığımda, tekrardan Kamu Yönetimi 3. Sınıftan aftan faydalanarak okumaya başladım.

Tabi okulumuzu bitirince,

Yüksek lisans yapmamız gerekti

Ceza infaz Kurumu’ndan kurtulmak için..

Ben şuan memur olamıyorum biliyor musunuz?

KPSS’de bu yıl 96 aldım.

Ama memur olamıyorum.

Ama okurken de bir tek kaçırmadığımız şey var.

-‘Ne var?’ diye sorulduğunda…

Stüdyo sessizliğe bürünüyor.

Adem Yıldız’ın gözleri gülüyor ve,

‘Songül’üm’ diyor ve devam ediyor konuşmaya;

Songül’üm benim üniversite aşkımdı.

Songül’üm….

Diyordu Adem Yıldız.

Tekrardan,

Songül’üm…

Songül’ümü anlatmakla bitmez ki,

Şimdi bebeğimiz olacak.

Ali Hamza’mız beş aylık.

Songül’üm beni üniversitedeyken tanıdı.

Adem’in gözleri yaşarmıştı bunları anlatırken

Ve elleriyle gözünün yaşlarını silerek,

Devam ediyordu konuşmaya.

Songül’ümle çok iyi bir dostluğum vardı.

Arkadaşımdı,

Canımdı,

Ciğerimdi,

Her şeyimdi O…

Bir hayallerimiz vardı.

Cezaevine girdiğimde beni hiç mektupsuz bırakmadı.

15 yıl ben babamı hiç görmedim.

Adem’in elleri yine gözüne gidiyor.

Yaşaran, buğulanan gözlerini siliyordu.

Anne ve Babamı 15 yıl sonra görebildim.

Mektuplarda, resimlerde hep Songül’ümü görüyordum.

Ademin gözlerinden yaşlar kesintisiz akmaya başlıyordu.

Konuşmaya ara vererek,

Ellerini gözlerine götürüp gözyaşlarını siliyordu,

Tabi stüdyodakiler de buğulanan gözlerini silmekle meşguldüler.

Songül’üm var benim.

O’nu anlatınca bile duygulanıyorum.

Çünkü O cezaevinden çıkana kadar beni beklemişti.

15 yıl evet evet..

15 yıl Songül’üm beni beklemişti.

Bu apayrı bir şey…

Çok farklı bir duygu…

Songül’ümün adı koluma yazılıydı.

Diyor ve kolunu gösteriyordu Adem….

İşte..

İşte buraya yazmıştım diyerek bileğinin altını gösteriyordu.

Cezaevlerinde dövme meşhurdur

Adli mahkûmlarda.

Adem, programdayken,

Çalan telefonunu gösteriyor modoratöre,

Telefonda arayan Songül’dü.

Ve telefonda,

‘Canım eşim’ yazıyordu.

Kaldığı yerden anlatmaya devam ediyordu.

Bir sabah kapı çaldı.

Ben yine korktum.

‘Benim kapımı polis çalar ‘ dedim.

Kapıdan bir de baktım ki,

Songül’üm.

Açtım bir de çantası ,

Hemen Songül’ümü eve aldım

Ve aynı gün belediye başkanına gittim.

Başkan, “Ya eskisi gibi yıldırım nikahı yok, ama bir gün sonra yani 24 saat sonra tamam hallederiz” dedi.

Hemen imam arkadaşımı çağırdım.

Yemek yedikten sonra,

İmam nikâhımızı kıydık.

Evlendikten sonra güzel bir yaşamımız oldu.

19 yıl, 6 ay, 11 gün (Hapis) yattım.

Yurt dışına gidecektim,

Kalben söylüyorum.

Songül’üme baktım ki,

Beni gerçekten sevmiş ve beni beklemiş.

O yüzden ben de yurt dışını,

Uluslararası defterini kapattım.

-Modoratör:

Ülkenize küstünüz mü?’ dediğinde,

Adem:

Ülkeme neden küseyim?

Ben Müslüman’ım.

Allah’ın Resulü’ne baksanıza,

Ne eziyetler çekmiş.

Ne zulümler görmüş.

Küsmüş, terk mi etmiş?

Hayır.

O nedenle,

Bende buradayım.

Ülkemi seviyorum.

Dünyayı gezsem, burası kadar güzel bir ülke bulamam.

Samimi insan az da olsa var.

Size tek diyeceğim şey şu:

Emin olun,

Nerede bir mazlum görseniz,

Ona var ya her zaman her şekilde,

Samimi ve içten davranın.

İnanın,

Allah da size samimi davranır.

Hikaye burada biter.

Eminim çıkaracak çok ders var.

Allah bu gibi olay ve hadiselerden,

Ders çıkararak düzgün yaşayan,

Yüreği insan sevgisiyle dolu insanlara bizleri katsın.

Amin.

 

Güzel söz:

 

Hayatta öyle seçimler yap ki;

Kazandığın şeyler,

Kaybettiklerine değsin.

Che Guevara

  @Necdet_Basoglu

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necdet Başoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

Ali Osman Kontaş - ALLAH(cc) razı olsun geçmiş yıllara götürdün; Müslüman sabırlı olmalı ve davasına her zaman sahip çıkmalı

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 14 Haziran 10:34

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (532) 066 06 61
Reklam bilgi