Liyakat ve sadakat

“Ehliyet” ve “Liyakat” gibi önemli kavramların insanlar nezdinde sıradanlaştığına ve değersizleştiğine şahit oluyoruz.

Maalesef

Uzun yıllar görüp yaşadığım,

Şahit olduğum olaylar

Edinmiş olduğum tecrübe ile sizi temin ederim ki;

Seçilmiş veya atanmış yöneticilerin seçiminde en az dikkat edilen özelliğin,

Ehliyet ve liyakat olduğunu

Söylemekle abartmış olmam herhalde.

Özel sektörde,

Ehliyet ve liyakat sahibi olmayan birinin,

İşini doğru yapmaması halinde,

Hakkında karar almanın çok da zor olmayacağı kanısındayım.

Yani verilmiş yanlış bir karar,

İlgili şirketin zarar etmesine ve birilerinin canının yanmasına sebebiyet verir.

Kamuda ise ehliyet ve liyâkat yoksunu yöneticilerin neden olduğu olumsuzlukların sonuçlarını görmek,

Çok uzun sürüyor çok…

Atamaya yetkili kişilerin kuruma verdiği zararlar,

Doğrudan kendi ceplerinden çıkmadığı için bu tür olaylar pek de umurlarında olmaz.

Daha acısı hesabı da sorulmaz.

Ehliyet ve liyakat yoksunu kişilerin uygulamaları nedeniyle kamuda meydana gelen büyük hasarın daha önemlisi;

Geri dönüşü mümkün olmayan,

Zaman kaybının ve heba edilen insan emeğinin,

Kurumlara verdiği zararın,

Telafisi inanın bazen mümkün bile olmaz.

Liyakat sahibi olmayanın sadakatinin de olmayacağı kanaatindeyim.

Aslında liyakat sahibi kişi sadakatin kişiye değil,

Devletine ve milletine karşı olması gerektiğini çok iyi bilir.

İşte bu ilke veya prensipler,

Kişinin sorumluluk bilincini ve sadakat duygusunu da zirveye taşır.

Bu tür sorumluluk bilincine sahip olan herkes,

Bilgi,

Beceri ve aldığı eğitime göre kamuda veya özel sektörde olsun her kademede görev almayı hak eder.

Sadakat sahibi olmaktan başka bir özelliği olmayan kişi; kapılarda dolaşıp ağlayarak döktüğü gözyaşı ile kendini ifade ederken,

Ehliyet ve liyakat sahibi kişi ise kendisini,

Emeğine döktüğü göz nuru ile belli eder.

Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in ölümüne neden olayı hatırlayalım.

Yavuz Sultan Selim’in,

Vücudunda çıkan ve önem vermediği küçük bir sivilceden dolayı öldüğü rivayet edilir.

Yavuz, sırtında bir ağrının olduğunu ve kendisini rahatsız ettiğini söyler.

Yapılan kontrolde sırtında bir sivilcenin olduğu görülür ve bunun üzerine Yavuz,

Sivilcenin sıkılıp patlatılmasını ister.

Bunun tehlikeli olabileceği uyarısına rağmen çok meşhur olmuş şu sözünü söyler;

“Biz çelebi değiliz ki küçük bir çıban için cerraha başvuralım”. Ve sonuçta, hiç önem vermediği veya ihmal ettiği küçük bir sivilce yüzünden ölür.

Yavuz’un bu davranışına neden olan kibir midir, ihmal midir, tedbirsizlik midir bilinmez ama tecrübe edilen acı gerçek; dikkate alınmadığında veya ihmal edildiğinde küçük bir sivilcenin koca bir padişahı yere sermiş olmasıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Editör - Mesaj Gönder



Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

02

sade vatandaş - Yeni b.şehir başkanımız bilborlara 'Hayırlı Ramazanlar Sakarya' döşedi. Makama, belediye başkanlığına gelen çiçekleri bağışlayıp, resim çektirdi. Yapma be başkan, sağ elin verdiğini sol el duymayacak, bunu en iyi siz bilirsiniz, bilmelisiniz. Sonra o çiçekler şahsınıza değil.Vergi memuruna gelen hediyeleri soran memura, Peygamberimizin ne dediğini iyi bilmelisiniz. Bilbortlar da reklam da doğru mu*Kurumun adı olmalı o reklamlarda, sizin adınız ve resminiz değil. Lütfen memnun olmadığımız eskiyi taklit etmeyiniz.

Yanıtla . 0Beğen 15 Nisan 23:37
01

belediyeci - Sakarya Belediyesi bir adam gördü, onun da değerini bilemedi. Osman Karagöz. Aziz Duran bilemedi, ondan sonra gelen ise hiç bilemedi. Bu kadar çalışkan, işi bilen, adaletli bir idareci bir daha göremedik. Ekrem Başkan başarılı olmak istiyorsa onu kılavuz seçmeli. Beş sene hemen geçer ve bir bakarsın eyvahhhh.Bu belediyede ehliyet ve liyakati hak eden tek adamdı

Yanıtla . 0Beğen 15 Nisan 23:37

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (532) 366 43 74
Reklam bilgi