Kiminin Canı Çok Acır…

Kimi zaman çocuklar evden gittiğinde, kimi zaman ise çok değerli bir eşyanız kaybolduğunda acır canınız.

Ya da en yakın bildiğiniz akrabalarınızdan birisi veya çok sevdiğiniz arkadaşınızı kaybettiğinizde yanar, kavrulur ciğerleriniz.

Çocuklarım evden gitti. Cüzdanım tam iki kez çalındı. Ninemi, dedemi, amcalarımı, halalarımı ve dayımı kaybettim.

Farklı bir acıdır diye söylüyorum, anne yarımız komşumuz Naciye yengemizi Sakarya nehrinin azgın sularında, candan öte ağabeyim Şaban ve arkadaşım Şaban’ı gençlik çağlarında elim birer trafik kazasında kaybettim.

Hepsi için yüreğim yandı. Abartı olmasın, gözyaşlarım yanaklarımı acıtırcasına aktı, yıllar yılı rüyalarıma girdiler.

Bir şekilde, bir nedenle, öyle gerektiği için, öyle olduğu için gittiler, kayboldular ne diyebilirim ki!

Zaten üzerlerinden yıllar geçti. Acıları da onlarla birlikte unutuldu. Sorduklarında söyleyebileceğim bir tek hatıraları kaldı aklımda.

*

Bir gün sekiz yaşındaki torunum Muhammed omzunda küçük bir kedi ile çıkıp geliverdi.

Her kes bilir ki, torunumun sevdiği, sevdikleri bizimde sevdiğimiz, sevdiklerimiz olurlar.

Kimsesiz; bacağı sakat bir kediydi küçük torunumun omzunda taşıdığı.

O’nu çok sevdik. Hatta oğlum adını cinsiyetini bilmeden süsü seven küçük kız çocuğu anlamında ‘Şimbilli’ taktı.

İlk defa kedimiz oldu.

Kısa sürede iyileşti, yerinde duramayan küçük bir afacan oldu.

Evimizin bir parçasıydı artık. Günlük rutin olarak onu seviyor, besliyor büyütüyorduk. O’na her şey serbestti. Evin en mahrem yerlerine girebiliyor, yediklerimizi paylaşıyorduk.

Hatta iz bırakacak kadar bize pençe atmasına bile alıştık, bırakın kızmayı ondan bile keyif alıyorduk.

Bazen uyandığımızda yatağımızın bir köşesinde onun kıvrılmış yatıyor olması bile ayrı bir heyecanla uyanmamıza sebep oluyordu.

Büyüdü, oyun çağı geçti artık olgun bir erkek oldu. Adı ile cinsiyeti uyuşmasa bile bizim, hatta tüm mahallenin ‘Şimbilli’si oldu.

Tam üç kez kayboldu.

Eşim tüm mahallede O’nu aradı. Genelde başkalarının garaj kapısı açılınca fark edilmeden içeri giriyor, garaj kapısı üzerine kilitleniyordu.

Garajlar tek tek kontrol ediliyor, Pisi, Pisi diye sesleniyor, ses verdiğinde O’nu buluyorduk.

Bir defasında iki gün kayboldu. Yine birçok yere baktık ama bu sefer bulamadık. Aklımızdan gönlünü bir güzele kaptırdı, peşinden gidiverdi diye geçiriyorduk ki, bir akşamüstü iş çıkışı evimizin yakınında ki Barış Manço Çocuk Parkının yanından eve doğru yürürken ayağıma bir şey dokundu.

İşte o dokunuş, bu güne kadar hissettiğim en anlamlı dokunuştu. Ayaklarıma doğru baktığımda Şimbilli beni tanımış, ayaklarıma dolanmıştı. O’nu kucağıma aldığımda, ister abartı deyin, isterseniz başka türlü anlamlandırın tam bir evlat sıcaklığı hissettim.

Öyle bir his ki! Aradan günler geçmesine rağmen Şimbilli'nin sıcaklığı bedenimde, belleğimde duruyor.

Cumartesi gününün gecesiydi. Fenerbahçe’nin kendi sahasında Konyaspor ile berabere kaldığı maçın hemen ardından. Kapımızın zili iki kez çaldı. Ama acı acı…

Bu bir şifreydi bizim için. Kapı zili iki sefer çaldığında balkona çıkıp üçüncü kattan kapı girişine bakmak gerektiği anlamı taşıyordu.

Evde tek başımaydım ve eşim biraz önce kedilere bakmak için dışarı çıkmıştı.

‘Hayırdır’ diyerek balkona çıktığımda tam yolun ortasında yatan bir kedi mevtası gördüm.

O an sonrası kimyam bozuldu. Hızla üzerimi giyindim, koşar adım üç kat aşağıya indim doğruca kedinin başına gittiğimde korktuğumun başımıza geldiğini gördüm.

Usulca eğilip O’nu kucağıma aldım.

Vücudu sıcacıktı.

Cam gibi parlayan, çakmak çakmak bakan gözleri yumuktu. Hafif bükerek bacaklarımıza dokunan başı yana doğru sarkmış artık kıpırdamıyordu.

Dünyamız adeta başımıza yıkıldı.

Şimbilli artık yoktu.

Biliyorum hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, hiçbir kedi Şimbilli gibi bize bir daha bakmayacak.

Başından darbe almış, belki de hiç acı çekmeden ruhunu teslim etmişti.

O ölmüştü. Belki de öldürülmüştü.

Ne fark ederdi ki,

O’nu geri döndürecek kudret Allah (c.c.) tan başka kimde olabilirdi!

Canımız çok acıyor, daha öncesi yaşamadığımız şekilde acıyor…

Evet!

Kimilerinin Canı Çok Acır…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bayram Akyüz - Mesaj Gönder



Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (532) 366 43 74
Reklam bilgi