Bakkal Amca…

Bahçe içerisindeki iki katlı evin birinci katı…

Dar gelirli bir ailenin oturduğu ilk bakışta anlaşılıyor.

Pencere önlerine konmuş küçük saksıdaki Fesleğen çiçekleri de solmuş, eskisi gibi kokmuyordu.

Evin dış yalıtımı yapılmamış, nerede ise içeride konuşulanlar, pencerelerin açık olması sebebi ile sokak aralarından bile duyulmaktaydı.

Anne dokuz yaşındaki oğluna adeta yalvarıyor;

-“Oğlum tamam bu son olsun, bu kez de git, bir sonrakinde borcumuzu ödeyeceğiz. Ödeyemezsek! söz bundan sonra ben giderim.

-Hayır, anne bakkal amca bana hiç iyi bakmıyor, her seferinde ‘Borcunuz çok birikti, bu ay çok az ödeme yaptınız’ diyor. Banine işte ben git-me-ye-cem.

-Söz dedik ya güzel oğlum, hadi kırma anneni; Borcumuzu ödeyeceğiz, ‘bu ay birikmiş su borcumuzu ödediğimiz için eksik ödeme yaptık.’ Sorarsa bakkal amca öyle dersin. Ne olurrr! Bu kez de yazdıklarımı al gel, yoksa kahvaltıda masaya koyacak bir şeyimiz kalmadı.”

Güzel oğlum sözü çocukta bir yumuşama oluşturdu. Adeta “Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır” atasözü bu cümlede hayat buldu.

-"Ama bu son tamam mı? Bir daha borcumuzu ödemeden beni yollayamazsın.”

Mahalle arasında bir bakkal;

Son zamanlarda nesilleri gittikçe yok olmakta olan, mahalle arası bakkallar. Hayatımızdan çıktıklarında ne kadarda değerli olduklarını anlayacağız.

Mahallenin bakkal amcası…

Hani cenazeniz olduğunda kapısına “Cenazedeyim,” Cuma günleri “Namazdayım” yazan, soranlara en çok adres tarif eden mahallemizin sakini.

Yaklaşık on metre karelik bir alanı olan, toplumsal baskılar sonucu rafları yenilenmiş, promosyon soğutucu dolaplar ile içi biraz renkli biraz da küçük bir marketi andıran günümüzün modern bakkalı.

Çeşit çok olmasa da bir mahallenin en acil olan ihtiyaçlarının nerede ise tamamını barındırıyor. Hatta birkaç kasa sebze ve meyve bile satılıyor.

İrice bir vücudu olan, birazda kilolu bakkal amca gözlüklerini burnunun ucuna kadar getirmiş, üstten üstten boşalan raflara bakıyor.

Günlerden Çarşamba, ödeme günü, toptancı gelecek fakat kasada birikmiş para da yok. Kara kara düşünüyor. Çok endişeli olduğunu bakınca anlıyorsunuz.

Bir dokunun bin ah işitin;

-“Ah şu veresiyeciler, bugün biraz ödeme yapmış olsalardı, birkaç parça mal alıp, şu boş rafları biraz doldursam sorunlarım bitecek, belki de tansiyonum bile normale dönecek. Hayırlısı, Allah biliyor ya, onlarında durumları iyi değil.”

Sonrası şeytan vesvese vermiş olacak ki;

-“Paraları olunca marketlere gidip, peşin alışveriş yapıyor, kart geçiyorlar. Bizde Post cihazı koyduk, borçlarını ödememek için bizden kart geçen yok. Acırsan acınacak duruma düşersin. Kardeşim, ben küçük bir bakkalım. İnsanlarda biraz anlayış olur.”

Bir Kadın:

Gözlerinde büyükçe siyah bir gözlük, kızıla boyattığı saçını arkadan topuz yapıp, toka ile tutturmuş, topuklu ayakkabıları, yırtmacı olan uzunca bir eteği, kıyafeti ile uyumlu bir kol çantası,

-"Bu kadının burada ne işi olabilir." gibi bir duruşu vardı.

Bakkal amcaya yaklaşıp, kısık bir sesle;

-“Veresiye defterinizi verir misiniz?” bakkal amca sanki neden istediğini biliyormuş gibi elinin altında duran, iyice eskimiş olan defteri uzattı;

-“Hoş geldiniz, buyurun efendim.” Bayan hiç tereddüt etmeden, veresiye defterine şöyle bir göz atıp, ilk beş yaprağı gayet itinalı bir şekilde yırtı ve bakkal amcaya uzatarak;

-“Lütfen toplar mısınız?” Önlü arkalı on sayfa, nerede ise veresiye defterinin tamamı. Bir anda Bakkal amcamızın yüzüne bir tebessüm kondu, hızlıca toplayıp, küçük not kâğıdına yazdı;

-“Efendim, bu kadar çıktı, isterseniz bir kez daha toplayayım.

-Hayır, kendine güveniyorsan, benim için sıkıntı değil,

-Yok, efendim, ne olur ne olmaz bir kez daha toplayayım, zaten heyecanlıydım.

-Peki, sen bilirsin, topla ama acele etme ki, bir kez daha toplamak zorunda kalmayasın.”

Bakkal amca gözlüklerini biraz daha gözlerine çekip, otuz santimlik cetveli ile bu sefer çek ederek tekrar topladı.

Bayan ilk toplanan rakama hiç bakmaksızın çıkan son rakamı ödemek için çantasını açıp, bir tomar para çıkartı. Söylenen meblağın biraz fazlasını sayıp bakkal amcaya uzattı;

-“Lütfen sayın, üzerini de ilk gelen müşterinin hesabından düşersiniz.” Sonra da koparttığı yaprakları alıp, yırtıp avucuna sıkıştırdı. Bakkaldan çıktıktan sonra, karşıda duran belediyenin çöp kovasına atarak geldiği şekilde otomobiline binerek oradan uzaklaştı.

Çocuk;

Mahcup bir eda ile bakkal amcanın gözlerine bakmadan kâğıdı uzattı. Boyu henüz tezgâha kadar yeni uzanıyordu. İstediği de iki ekmek, yarımşar kilo zeytin ve beyaz peynirdi. Zorla gönderildiği her halinden belli oluyordu.

Bakkal amca, yine gözlüklerini burnunun ucuna doğru uzatıp, tezgâhın önündeki çocuğun yanına gelmek için, ön tarafa doğru yürüdü. Çocuk bakkal amcasının bu hareketinden tedirgin olup, kafasını kaldırıp, bakkal amcanın yüzüne baktı. Bu sefer yüzü hiç de asık değildi. İçindeki korku ve mahcubiyet bir anda yerini rahatlamaya bıraktı.

-“Yavrum, hoş geldin. Ver bakalım kâğıdını, ne istemiş annen?

-Şey efendim, birikmiş su borcumuzu ödediğimiz için, bu ay fazla ödeme yapamadık, ama annem dedi ki, inşallah yakında hepsini kapatacağız.

-Yok, yavrum borcunuz ödendi, bak bu istediklerini de yazmıyorum, bu sefer size piyango vurdu. Sen de kendin için ne istiyorsan al, o da benden.”

Çocuk şok olmuş gibi, içini öylesine bir sevinç kapladı ki;

-“Bakkal amca, ben bir şey istemiyorum, şimdi sen bana kızmadın ya ben çok mutlu oldum. Allah razı olsun.

-Ne kızması oğlum, bugün Hızır Aleyhi selam gelmiş bu fakirin bakkalına, sende üzerine geldin.

-O da kim ki amca?”

Bakkal amca bu sefer cevap vermedi. Hızır Aleyhi selam nasıl tarif edilebilir ki, gelen basbayağı bakımlı güzel bir bayandı.

Aklıma İsmail hocamın söyledikleri geldi.

Evet, birçok kuruluş ve hayırsever iş adamlarımız fakir ailelere gıda yardımı yapıyor da, acaba bunların; Suları akıyor, elektrikleri yanıyor mu? Belki de ödeyemedikleri için kaç aydır, doğalgazları kesilmiştir, yemekleri bile eskiden olduğu gibi acil durumlarda kullanılan küçük tüpte pişiriyor olabilirler? Kim bilebilir ki?

Yıllar yılı FETÖ terör örgütüne yapılan yardımların kimlere verildiği malum oldu. Diyorum ki!

-"Her mahallenin zengini kendi mahallesinde ki, durumundan şüphelendiği insanların isimlerini bir kâğıda not etmiş olsa, önce SASKİ, sonra SEPAŞ ve en sonunda da AĞDAŞ’a gidip bir borç sorgulaması yaptırıp, borcu olanların borçlarını ödemiş olsa."

Öykümüzdeki kızıl saçlı bayanın yaptığı gibi kimseye çaktırmadan, veresiye defterinden bir yaprak koparıp ödese, hayır işi daha güzel yerine getirilmiş olmaz mı?

Cemil Meriç’e ait bir söz;

-“Namaz kılan bir toplumun psikolojiye, zekât veren bir toplumun da sosyolojiye ihtiyacı yoktur.”

Bende diyorum ki!

“Verdiğimiz zekâtları bölerek dağıtıyor, fakirlerin sayısını azaltamıyorsak, bizim yaptığımız olsa olsa sadaka dağıtmaktır.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bayram Akyüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NetGaste editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NetGaste değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'nın En Başarılı Belediye Başkanı Kim?