Cemaatler ve Laiklik

Son zamanlarda “paralel” yapı bahane edilerek, “Cemaatler ve tarikatlar Diyanet’e bağlansın, Diyanet denetlesin, yasaklansın, hepsi kapatılsın” gibi birtakım haberlere, sosyal basında yorum ve paylaşımlara rastlamaktayız.

Büyük ekseriyetle dışa vurulmayan ama, içimizde var olan “yasakçı” ve “ totaliter” anlayış ve özlemlerin, “dışavurumu, yansıması” olarak görülen bu ve benzeri yaklaşımlar, yasakçı ve baskıcı uygulamalardan çok çektiğimiz halde, hala yeterli dersleri alamadığımızı ya da yetki ve güç kendi elimize geçtiğinde, en çok tenkit ettiğimiz işleri ve uygulamaları yapabileceğimizi göstermektedir. Bu durumu, uzun bir süredir kamuda vazife yapmış insanlar olarak bilfiil müşahede etmiş, yıllarca baskı ve yasaklardan çok çekmiş her kesimden insanlarımızı, “yetki ve güç” eline geçtiğinde, daha önce şikayet ettiklerinden hiçte geri kalmayacak, hatta onları bile aşacak yasak, baskı, keyfilik ve hukuksuzluklara, “güç zehirlenmelerine” duçar olduklarını ibretle görmüş olanlarımız az değildir. Diyanet’in bile özgür olmadığı, devlete bağlı “memur” sıtatüsünde bir işleyişe sahip olduğu ve en başta kendisi“özerkliğe” muhtaç olduğu halde, ülkemizde, tarikat ve cemaatlerin bu kuruma bağlanmasını talep etmek, aynı zamanda birer “sivil toplum cemiyeti” olan bu oluşumlarında,”devletleştirilmesi” ve “memurlaştırılması” anlamına gelir ki, monarşik ve oligarşik sistem özlemlerinin tezahürü olarak değerlendirilmelidir. Bununla da yetinmeyerek, “kapatılsınlar, yasaklansınlar” gibi hepten akla ziyan taleplerin, hususen de İslami hassasiyeti olanlarda zuhur etmesi, fevkalade düşündürücü ve bir o kadar da tirajikomiktir. Bilmem ne cemaati “CİA’nın kontrolündedir,” “Camilerde imamların arkasında namaz kılmıyorlar” gibi, sanki hiç bilinmiyormuş ve ilk defa keşfedilmiş gibi ( bu huylarını yıllardır tenkit ettiğim halde ) hedef gösterme, itibarsızlaştırma ve sonra da tavsiye etme çabaları bunun son örneğidir. Hiçbir tarikat ve cemaate üye ya da bağlılığı olmayan, ama hepsini seven ve kardeş bilen, sadece İslam ve ümmet kardeşliğini ve bağlılığını esas alan, ama, bu oluşumların büyük ekseriyetini bilen ve tanıyan, birçok eksik ve hatalarını gören ve tenkit eden bir insan olarak, “Diyanet’e bağlansın, yasaklansın, kapatılsın” taleplerine şiddetle karşı duran, kanunsuz ve hukuksuz bulan, son derece yanlış, zararlı ve tehlikeli görenlerden olduğumu ifade etmek isterim. Bir kere, ne olduğu hala bilinmeyen, ülkeden ülkeye değişen, mimarları tarafından bile, işlerine gelmediği zaman yok sayılan ve yok edilen, “acıktığında yedikleri putları” gibi kullandıkları, “yasaklansın, kapatılsın” diyenlerin bile sık sık referans olarak aldıkları “dimoskratia/dimokratia/demokrasi” düzenine taban tabana zıt bir talep olduğu herkesçe bilinmektedir. Ayrıca bu talebin ya da özlem ve önerinin, mevcut anayasa ve kanunlara da aykırı bir “istek” olduğu, “hukuki” olmadığını söylemeye gerek olmadığı da aşikardır. Diğer yandan ve işin esası bakımından, tarikat ve cemaatler, birer sivil toplum oluşumları, sivil halk organizasyonları, kuruluşlarıdır. Hepsinden önemlisi tarikat ve cemaatler; sivil ve gönüllü eğitim, irşat ve dayanışma yerleri, “gönüllü halk mektepleri,” “görünmeyen ama fiiliyatta olan eğitim kuruluşları” ve birçok eksiklerine rağmen, en zor zamanda bile var olan ve hizmetten geri kalmayan,” gönüllülük” esasına dayanan, bazen devletin bile yapamadığını başarabilen, cemiyet ve toplumsal kıymete haiz yapılanmalar, insanları iman, ahlak ve ibadet yönünden destekleyen, hizmet, istihdam ve dayanışma sağlayan, geliştirip olgunlaştıran sivil müesseseler olduğu, bir başka ve mühim gerçektir. “Din özgürlüğü” kapsamında bir hak olarak ayrıca meşruiyetleri vardır. Hangisi olursa olsun, ayrım yapmaksızın hepsi var olmalı, devletin en küçük müdahalesine maruz bırakılmamalıdırlar.Devlet herkese eşit mesafede durmalıdır. Sadece, iş ve eylemlerinde şeffaflık, hukuka uygunluk, temel hak ve özgürlükler kapsamında denetlenmeli, “suç” unsuru yönünden murakabe edilmelidirler. Hiç şüphesiz, devlet müdahalesi olmadan cemaatler de kendini hesaba çekmeli, ARI İSLAM’a dönmeli, hurafelerden arınmalı, “cemaate değil cemiyete adam yetiştirmeli,” şeffaf olmalı, para ilişkilerinden uzak, dosdoğru, dürüst ve adaletli olmalı, halkımız da aksi olanlara itibar etmemeli, değerlendirmeyi, partilerde olduğu gibi millet yapmalıdır. İçlerinden birinin bir veya birkaçının yanlış işler yapması ile tümünün, toptancı bir yaklaşımla ele alınması ve “yargısız infaza” tabi tutulması, hele hele de bunun bu dönemde yapılması fevkalade düşündürücüdür. Birtakım karanlık ve karşıt güçlerin, “bulanık suda balık avlama” ya da “sisli havalardan” istifade etme özlem ve girişimleri olarak algılanmalı, “sürü pisikolojisi” ile peşlerine takılıp, aynı havadan çalınmamalıdır. Milli eğitim ve mekteplerimiz iyi neticeler vermiyor, “eğitim sistemimiz bozuk” diye, “tüm okullar kapatılsın” demediğimiz, diyemeyeceğimiz, demememiz gerektiği gibi, tarikat ve cemaatlerde kapatılsın dememeliyiz. Bir başka mühim husus da; bu mevzu ile de ilintili olarak, ülke de yaşananları bahane ederek, kurtuluşu “laiklikte” görme ve gösterme çabalarıdır. Bu memlekette laikliğin ne olduğunu, nasıl uygulandığını hemen hemen bilmeyen tek bir kişi bulunmamaktadır.Son örneği “postmodern” 28 Şubat darbesi ve zulmüdür. Ve herkes bilmektedir ki, son 15 yıldan beri Türkiye’de var olan idari ve siyasi yapı, uzun yıllardan beri uygulanagelen laikliğin ürünü, ona yönelik, onun uygulanma biçimine yönelik tepkiselliğin tezahürüdür. Haklı ya da haksız şikayet edilen bugünkü siyasi erk, laiklik uygulamaları sonucu doğmuş, doğurulmuştur. Ülke de özlenen, hepimizin ihtiyacı ve ortak paydası olması gereken ise; “ADALETTİR.” Devletin ve sistemin bir “ADALET CUMHURİYETİNE” evrilmesi ve geçmesidir. Başta devlet ve hükümet erkanı olmak üzere, tüm siyasi partiler, STÖ, basın, eli kalem tutanlar, ilim adamları, kanaat önderleri, İslam adına etkili ve yetkililer ve fert fert herkes ve hepimiz, “adalet” üzerinde durmalı, onu talep etmeli ve onun için çalışıp çabalamalıyız. Gelin hep beraber, “YAŞASIN TÜRKİYE ADALET CUMHURİYETİ (TAC)” diyelim, bunun tesisi için çalışalım ve başımıza “TAÇ” edelim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Karagüzel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NetGaste editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NetGaste değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'nın En Başarılı Belediye Başkanı Kim?