Eğitimde liyakat!

Son yıllarda eğitim sisteminin

Onca güzel okul ve

Muhteşem imkanlarla

Modernleşmesine rağmen,

Çok gerilerdeyiz.

Dip yapmaya devam ediyoruz.

Ben de bir Öğretmen Lisesi mezunu olarak

Bizim zamanımız ile,

Bugünkü eğitim sistemine bakıyorum.

Yazık, hem de çok yazık...

Bizim zamanımızda ilköğretim 5 yıl,

Orta öğretim 3 yıl,

Lise de 3 yıl idi.

Şimdi bakın,

Eğitim gelişecek diye

Sistem altüst oldu.

Aman da ne gelişti ...!

Bugün mezun olan gençlere bir

Bakın..!

Dört işlem yapmayı ve hatta okuma-yazmayı bilmeyen ilkokul mezunları var.

Kolej mezunu olup da tek satır İngilizce konuşamayan

Milyonlarca çocuk-genç var.

Sadece öğrenciler mi?

Elbette hayır.

İngilizce öğretmenlerinin 4’te 3’ü Yabancı Dil Sınavı

(YDS) İngilizce sınavından C alıyormuş.

Matematik öğretmenleri YDS sınavından 25 soruda 10 net anca yapabildikleri konuşuluyor.

Tüm bu gelişmeler

Eğitim sisteminin sürekli değişkenliğe uğramasıyla ilgili.

Öyle değil mi?

Milli Eğitim Bakanlığı’nın siyaset kurumuna,

Çiftliğe dönüşmesi,

Kendi kadroları ile doldurma telaşı,

Eğitim sistemini özünden alıp götürdü maalesef.

Eğitim sisteminin içinin boşaltılmasının hiç şüphe yok ki en acı bir başka tarafı da üniversitelerimizin acıklı halidir.

Fransa’da,

Almanya’da savaşa rağmen,

Eğitim sistemine hiçbir siyasi yönetim dokunmamış.

Sistemi değiştirmeye,

Sistem içinde kadrolaşmaya gidilmemiş.

Oysa bugün bizde,

En kıdemli üniversitelerde savaşa ne hacet,

Siyasi kadrolaşma en üst seviyede.

Akademinin olmazsa olmazı özgürlüktür.

Düşünen,

Sorgulayan,

Eleştiren,

İtiraz eden,

Boyun bükmeyen

Üniversite öğrencisi yetiştirmek yerine,

Akademiyi güç sahiplerine,

Şakşakçılara teslim ettiğimiz gün,

Üniversitelerin içini boşaltılmasını sağladık.

İfade özgürlüğünün,

Bağımsız karar alabilme gücünün

Olmadığı bir yerde bilim yapılamaz.

Kendi rektörlerini bile seçmelerine izin verilmeyen üniversitelerden,

Başarı elde etmelerini,

Atılım yapmalarını bekliyoruz.

Ne yaman çelişki!

Öyle değil mi?

Oysa geçmişte,

Üniversitelerde seçim yapılır,

Belirlenen üç isim,

YÖK ve Cumhurbaşkanı tarafından onanırdı.

Şimdi ise,

Sıradan bir daire müdürü atanır gibi atanıyor.

Üniversiteyi tanımayan,

Başarı grafiği önemsenmeyen,

Üniversite öğrencisini,

Şehri

Tanımayanlara, binlerce öğrencinin bulunduğu kurumlar 4 yıllığına teslim ediliyor.

Son birkaç yıldan bu yana görüyoruz ki,

Üniversitelerin içini boşaltan bariz hatalar yapılıyor.

Ülke gündemine düşen onca hadise,

Eğitimin yerlerde süründüğünü gözler önüne seriyor.

Bizim SAÜ’de bile Rektör, kızını

Kendi üniversitesine alıyor.

Bir başkası yakınını alıyor,

Başka üniversitelerde ise,

Daha bariz hatalar yapılıyor.

Yani liyakat yerine,

Kadrolaşmaya göz yumuluyor.

Bu gençliğe,

Bu ülkeye

Yazık değil mi?

Güney illerden bir üniversitede,

Üniversite rektörü

Yeğenini bir fakülteye,

Eşini araştırma görevine,

Başka bir yeğenini rektör yardımcılığına,

Meslek Yüksek okuluna ise oğlunu,

Başka bir fakülte dekanlığına yine yakınını atıyor.

Eş ve akraba atamalarının dışında

Akıl dışı atamalarla ülke gündemine düşüyor.

Gazetelere manşet oluyor.

Kitaplara konu oluyor.

Üniversiteyi aile şirketi gibi yönetiyor.

Ama biri çıkıp ‘Hey... arkadaş. Ne yapıyorsun?’ demiyor.

Bitmedi...

Bakın profesör olmak da kolaylaştı artık.

Oysa profesör olabilmek için öncelikle

Herkesin kabul ettiği İngilizceyi iyi konuşabiliyor olmak gerekliydi.

Önceden Doçentlik sınavına bir dilden,

Profesörlük sınavına başka bir dilden girilmek zorundaydı.

Bir başka deyişle iki yabancı dil

Bilme zorunluluğu vardı.

Ama yine geçtiğimiz yıllarda Profesör olabilmek için 2 değil,

Bir yabancı dil biliyor olmak yeterli dendi.

80’li yıllarda dil sınavında 100 üzerinden 70 alma şartı konmuştu.

Ama 2000 sonrasında çıta biraz daha aşağı çekilerek,

Doçentlik yabancı dil barajı 65’e,

22 Şubat 2018’de de doçentlik için yabancı dil sınavı barajı 55’e düştü.

Oysa bir dönemler dil bilmeden profesör olunamazken,

Bugün artık tek bir dili bile doğru düzgün bilmenize gerek kalmadı.

Geldiğimiz noktada Türkiye genelinde 71 üniversite rektörünün aldığı atıf sayısının sıfır olduğu ifade ediliyor.

Haziran 2022’de atanan yedi rektörün toplamda 3 makalesi olduğu söyleniyor.

Bunların yanında 4 rektörün akademik kariyeri boyunca hiç yayın yapmadığı ifade edildi.

Şu an bile bazı hukuk fakültelerinin üçte birinin dekanının hukukçu olmadığı konuşulmakta.

Daha verecek çok örnek var da,

Anlayana bu kadarı da yeter diyerek,

İzninizi isteyeyim.

Kalın sağlıcakla..

Güzel söz:

Cahillik bir durum değil,

Bir tutumdur.

Ben bilmiyorum,

Bilmek için

Bir şey yapmıyorum diyendir cahil!

Emrah Safa Gürkan

Gündemi yakından takip etmek için Sakarya’nın en güncel haber sitesi NetGaste’yi takip etmeye devam edin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necdet Başoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler NetGaste editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NetGaste değil haberi geçen ajanstır.

01

Yavuz - Eğitm bir milletin temelidir düşüncesiyle hareket edilmelidir.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 23 Ocak 08:57