Atatürk’ün, Hatay Zaferi

Bir arkadaşımın sosyal medyada izlediği videoyu benimle paylaşması ile izleyip etkilendiğim

Atatürk belgeselini,

Yaşadıklarını,

Mücadelesini

Ve ölümünü

Çok güzel özetleyen bu videoyu bir arkadaşımın yardımıyla kaleme almak istedim.

Etkilendim…

Eminim,

57 yıla sığan,

18 yaşından beri hayatını cephelerde geçiren,

Türkiye Cumhuriyeti’ni bizlere hediye eden

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın kısa yaşam öyküsünü sizlerle paylaşıyorum.

 

Tarih Ocak 1937 İstanbul 

Fahrettin Paşa davet edildiği Park Otel’e varıp hemen hızlı

Adımlarla Cumhurbaşkanı Atatürk’ün olduğu odaya yöneldi. 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün defalarca cephede beraber çarpıştığı

Komutanını iyi bilirdi. 

Nedenini anlamıştı.

Canı çok sıkkındı. 

Terliydi. 

Odanın balkonuna çıkmış dalgın gözlerle Marmara’yı seyrediyordu. “Paşa biliyor musun ki ben Cumhurbaşkanlığını bırakıp Hatay’a çete reisi olacağımı?” Fahrettin Paşa önce şaka yaptığını sandı. 

Gülecekti ki dönüp gözlerindeki bakışı görünce işin şakasının

Olmadığını anladı. 

Türk toprağı Hatay, Fransızların elindeydi. 

Tekrar o toprağı vatana bağlamaya yeminliydi. 

Tüm ülkeyi savaşa sokmaktan ise Toroslar’da bir direniş başlatıp,

Fransızlardan söküp almayı düşünüyordu. 

Gerekirse dağa çıkacak Hatay’dan 

Lübnan’a emperyalist Fransızlar’a karşı isyanı başlatacaktı. 

Fahrettin Paşa anlamıştı karşısında

Türkiye’nin Cumhurbaşkanı değil,

Türkiye’nin Baş Komutanı Mustafa Kemal Paşa vardı. Heyecanla

Planlarını anlatıyordu. 

O anlattıkça Fahrettin Paşa endişelenmeye başladı. 

Mustafa Kemal Paşa 15 yaşında asker üniformasını giymişti. 

Libya’da çarpışırken gözüne giren kireç parçası, Çanakkale’de kalbine

Hedef alan kurşun, 

Sıtma,

İki defa kalp krizi,

Difteri ,

Hatta idam fermanları

Canını alamamıştı.

Şimdi yorgun vücuduyla ne yapıp edecek alacaktı Hatay’ı.

Canı pahasına bile olsa… Aralık 1937, Fransız ordusu, Hatay’daki birtakım kutlamaları bahane

Edip müdahalede bulunmuştu. Hatay’dan Ermeniler’e silah dağıtan

Fransız memurları Antakya halk evini basmışlardı. 

Hükümet Konağı’nda bir Türk gencinin öldürdükleri haberi gelince,

Atatürk Suriye Başbakanıyla Ankara’da görüşüyordu. Mesajı netti. 

Tüm İslam alemi gibi Suriyeliler de bağımsız olacaktır. Ancak Fransa

Buna mani olursa Söz veriyorum gerekirse Suriye’ye gireriz. 

Bu mesele benim için bir namus meselesidir. Ocak 1938, halsizdi. 

Burnu kanıyor, bacağında illet bir kaşıntı, Geçmek bilmiyordu. 

Sabahlara kadar süren toplantıların yorgunluğunu atmak için Yalova’da dinlenirken Doktoruna muayene oldu. 

Siroz tanısı koymuştu doktor. 

Telkin edici sözler söylemişti. 

Mustafa Kemal ise Fransızca bir tıp sözlüğünü eline almış siroz maddesini okumuştu. 

Günlerim sayılı” dedi kendi kendine. 

Daha kötü bir zaman olamazdı. 

Bir yanda Hatay meselesi diğer yanda Avrupa’da

Yaklaşan büyük savaş. 

Dünyaya zayıflık değil güç göstermesi lazımdı. Mart 1938, 

Celal Bayar’ın ısrarıyla Avrupa’dan doktor getirildi. 

Ona göre hastalığın durdurulması mümkündü. 

Reçete ise çok açıktı. 

Günde 12 saat dinlenmesi gerekiyordu. 

İçki, kahve, sigara yasaktı. 

Çalışmamalıydı. 19 Mayıs 1938, 

Fransız gazeteleri tüm dünyaya “Mustafa Kemal hasta, Hiçbir şey yapamaz” haberleri geçiyordu. 

Açık açık lideri hasta, 

Türkiye Hatay’ı alamaz diyerek bir meydan okuyordur. Yoğun ısrarlara rağmen 

Atatürk dinlenmeyi bırakıp 

Gençlik ve Spor Bayramı etkinlikleri için stadyuma gitti. 

Saatlerce gösterileri izledi. 

Tüm yorgunluğuna rağmen 

Doktorların istirahat etme ricalarını reddedip, Ani bir kararla trenle Mersin’e geçti. 

Hatay’ın yanı başındaki 

Mersin, 

Tarsus ve 

Adana’da dünyaya vermesi gereken bir mesaj vardı. 24 Mayıs 1938, Adana

Tren istasyona yaklaşırken içini bir hüzün kaplamıştı. 

Güzel Adana’ya önceki gelişlerini hatırladı. Ekim 1918’de 

Bir Osmanlı subayı Ağustos 1920’de işgal güçlerine baş kaldıran isyancı,

Mart 1923’te Cumhuriyet’in kurucusu olarak gelmişti. Şimdi sınıra yığdığı 

30 bin kişilik ordunun başında bütün dünyaya meydan okumak için oradaydı. 

Tüm gün dinlenmesi gereken bir hasta Tarsus’ta ve Mersin’de 4 saat ayakta geçit töreni yapan askerleri izlemişti. 

Etrafındakiler onun için endişeliydiler. 

Çok yorgundu. 

O sıcak Adana gününde emir verilir verilmez

Hatay’a girmeye hazır piyade ve topçu birlikleri geçit Töreni’ne başladılar. Her şey Fransız’a gözdağı vermek içindi. 

Ateşi vardı. Vücudu yanıyordu ama Zayıflık gösterecek an değildi. Uzun uzun geçti askerler tüm dünyaya meydan okurcasına. 

Geçit resminden sonra otomobilin önüne doğru geldi. Bir şey diyecek oldu fakat Diyemedi. 

Dudakları kurumuştu. 

Yüz hatlarında keskin bir acı ifadeler vardı. 

Sanki uzak bir alemin hatıralarına dalmıştı. Vagonuna dönecekti, biraz düşündü. 

Sonra döndü yaveri Salih Bozok’a: “Salih Bey gündüz gözüyle Adana’yı bir kez daha göreyim” O duraksama anında Belki de hastalığının dönüşü olmadığını, 

Bir kez daha Adana’yı göremeyeceğini anlamıştı. 5 Eylül 1938, 

Gövde gösterisi işe yaramıştı. 

Temmuz ayında 

Türkiye’nin baskısı sonucu 

Fransızlar 2500 Türk askerinin Hatay’a girmelerine izin vermek zorunda kaldı. 

Fransa geri adım atmıştı. 

Hatay halkı gözyaşları içinde askerleri karşılamış, Tüm ülke bayram yapmıştı. 

Mustafa Kemal Atatürk ise bu seferin bedelini sağlığıyla ödemiş, Vasiyetini hazırlatmıştı. 26 Eylül 1938, 

Bedeni sürekli güç kaybediyordu. Karnındaki şişlik giderek artmıştı. 

Hasta artık ızdıraba dayanamamış, Karnında toplanan su bir operasyonla alınmıştı. 

Fakat birkaç gün sonra Atatürk ilk kez komaya girdi. Günler geçmiş, 

Bu komayı da atlatmıştı. 

Ve 29 Ekim için Ankara’ya gitmek istiyordu. 

Kurduğu Cumhuriyetin doğum gününü Hasta yatağında geçiremezdi. 

Ankara’ya gidelim;

Ne olacaksam orada olayım” diyordu. 8 Kasım 1938, 

Tedaviler fayda etmiyordu. 

Yatağından çıkamıyordu. 

Şiddetli bir rahatsızlıkla mücadele ederken 

Hasan Rıza Bey’e bakarak; “Saat kaç?” diye sormuş. 

Hasan Rıza Bey; “Saat 7:00 efendimiz” diye cevap vermişti. 

O son anlarda hala

Bilinci açıktı. 

Belki çocukluğunu, O güzel yüzlü annesini hatırlıyordu. 

Defalarca halkı için ölümden dönmüştü. 

Ama her insan ölecekti. 

Son anlarında belki de Nahl Suresindeki;

Onlar meleklerin, size selam olsun. Yapmış olduğunuz iyiliklere karşılık cennete girin diyerek tertemiz olan canlarını aldıkları kimselerdir.” Mealindeki ayeti düşünüyordu. 

Neşet Ömer Bey onu muayene ederken 

Atatürk bir anda duraksadı. 

Sanki uzun süredir beklediği biri gelmiş, 

Ona selam vermişti. 

Mustafa Kemal;

Ve aleykümselam” diyerek gözlerini kapattı.

 

Güzel söz:

"Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküş vardır.

Her ilerleyişin ve kurtuluşun anası hürriyettir."

Gazi Mustafa Kemal Atatürk 

Gündemi yakından takip etmek için Sakarya’nın en güncel haber sitesi NetGaste’yi takip etmeye devam edin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necdet Başoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler NetGaste editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NetGaste değil haberi geçen ajanstır.