İyi bir Müslüman

Sakarya Üniversitesi'nde başlayan iş hayatında SASKİ'de önemli görevlerde bulunan, ardından yurdun çeşitli bölgelerinde ve en son Ankara TEİAŞ'da görev yaptıktan sonra Tekrar SASKİ'ye dönen ve Sakarya Büyükşehir Belediyesi'nde Daire Başkalığı görevinde bulunan Yılmaz Çiğdem, ara ara sosyal medya hesabından paylaştığı kendisine ait hikayelerde yine farklı bir paylaşımda bulundu.

Yılmaz Çiğdem'in kaleme aldığı hikayeyi beğeniyle okuyacağınız ümidiyle;

Cahiit Cahiit oğlum? neredesin?

Buradayım hocam, buyur…

Oğlum açmamışsın hala kantini…

Hemen açıyorum hocam, ezber yapıyordum da…

Tamam hadi sallanma, etüd başlayacak beş dakika sonra…

İlkokulu bitirince İmam Hatip Lisesine gitmeden; daha sağlam yetişsin, ezberi iyi olsun diye babası bir seneliğine yatılı kuran kursuna yazdırdı Cahit’i. Cahit ilkokulda okurken yarım gündü okulun eğitimi. Sabahçı olduğunda okul çıkışı babasının yanına gider yardım ederdi.

Babası namaza gittiğinde dükkana o bakardı.

Veresiye ve sigara gibi satışları yapmaz bekletilirdi ilk sınıflarda, ama beşinci sınıfta dükkanı çekip çevirmeye başlamıştı.

Karnını da bazen annesinin getirdiği yemeklerle bazen de peynir ekmek, zeytin ekmek bazen de tahin helvası ekmek yiyerek doyururdu babasıyla.

Aslında babasına bayağı faydalı oluyor, esnaflığı güzel yapacağa benziyordu.

Ama babası ‘ ben okumadım, oğlum okuyacak büyük alim olacak ‘ diye sürekli eşe dosta söylerdi.

Babasının yanında tecrübesi var diye yatılıdaki kantinin işletmesinde Davut Hoca’nın yardımcısı olmuştu iki ay içinde. Babasının işyerinde çalışmaktan kolaydı burada çalışmak.

Çeşit azdı, birkaç bisküvi birkaç gofret birkaç da meyve suyu.

Az bir farkı defter kalem gibi günlük eğitimde lazım olacak kırtasiye çeşitleri de vardı.

Davut Hoca Cahit’e çok güvenir, çoğu zaman ona bırakırdı kantini.

Hem müdür yardımcısı hem hocalık hem de Kantini işletmek zor oluyordu. Seviyordu kantinde çalışmayı ama derslerden geri kalmak da istemezdi Cahit…

En sevdiği ders İslam Tarihiydi. Hele de Müslümanların o kadar zorluklarda Hz Peygamberin çevresinde kenetlenip başarıya ulaşması, az bir kişiyle çok düşmanı alt etmeleri onu çok mutlu ederdi.

‘Cemel Vakası, Kerbela ‘ gibi olayları çok hızlı okuyup geçerdi.

Canı çok sıkılırdı böyle durumlara.

Ama Karahanlılar, Selçuklular, Osmanlılar gibi Türk Devletleri’nin başarılarından İslam’a hizmet etmelerinden gurur duyardı.

Ezberlerin bazıları çok kolay oluyordu.

Ama bazı ezberler de bir o kadar zor olabliyordu.

Yemekleri fena değildi. İlk başlarda sebze yemeklerini yiyemiyordu.

Nazını çekecek annesi, ekmek arası peynir zeytin koyabileceği babasının dükkanı yoktu artık.

Annesine ‘ölsem yemem’ dediği bir çok yemeğe alışmıştı. Yurtları 75 kişilikti ama ayrılanlar olduğundan 65 kişi devam ediyorlardı. 12 özel öğrenci hafızlık çalışıyorlardı ve onların eğitimi daha ağır ve özeldi.

Gece erkenden yatıyorlar sabah namazına kalkıyorlardı.

Allah’tan babası son zamanlarda alıştırmıştı sabah namazını vaktinde kılmaya.

Önceki sene uyanınca kılardı sabah namazını, diğer namazlarında sünnetini ‘daha küçüksün, büyüyünce kılarsın’ diye idare ederdi babası. Beraber cemaatla kılarlardı evde olunca.

Ama bazı arkadaşlarına çok zor gelirdi sabah namazına kalkmak.

Davut Hoca, Arif Hoca anlayışlı ve güzellikle müdahale eden hocalardı ama Cevdet Hoca çok acımasız davranırdı.

Cahit için çok sorun değildi, çünkü dersleri iyiydi namazları da zamanında kılardı ama bazı arkadaşları için çok üzülürdü.

Aileleri de dini konularda bilgisiz olup da; ‘çocuğum dindar olsun, Allah’ı Kitabı bilsin, biz öğrenemedik bazı çocuklar öğrensin‘ diye göndermişler.

Tabi çocuklar hiçbir alışkanlıkları olmadan böyle bir ortama girince birden değişemiyorlardı. Cevdet Hoca ise az bir ezber yapamasınlar ya da namaza kalkamasınlar çok ağır cezalar veriyordu.

Bu sebeple yurttan kaçan çocuklar oluyordu.

Daha sonra da bu çocuklar dine inanca düşman olabiliyorlardı.

Hatta bir gün Ramazan ayında, hafızlık çalışan ama daha sonra kaçan bir ağabeyi güpegündüz sigara içerken görmüştü.

Dayak yiyen arkadaşlarına yardımcı olmaya çalıyordu ama çoğu zaman yetersiz kalıyor, kendi de dayakçı hocalardan tepki alıyordu.

Bir gün Cevdet Hoca yine basit bir sebepten hafızlık çalışan gariban köylü bir çocuğu dövecekken Davut Hoca elinden tuttuğu gibi sopayı camdan attı.

Cevdet Hoca, Davut Hoca’ya ‘ karışma Davut Hoca benim işime ‘ diye sertçe çıkıştı.

Davut Hoca daha sert ifadelerle ‘ bu çocuklar önce Allah’ın sonra ailelerinin biz emaneti, senin işin de bizim işimizde onlara İslam’ı sevdirmek ve öğretmek, böyle mi yapacağız işimizi?

Diyerek susturdu.

Cevdet Hoca söylene söylene çıktı.

Cahit neredeyse dayanamayıp yanağından öpecekti

Davut Hoca’sını…

Kuran kursundan iyi derece ile ayrıldı.

Yaşıtlarında bir sene sonra İmam Hatip Ortaokuluna yazıldı.

Ortaokul ve lise yıllarında da başarılı ve sevilen bir öğrenci oldu. Son sınıfta uygulama dersleri de vardı. Cenaze nasıl yıkanılır, hutbe nasıl hazırlanır ve okunur. İmamlık ve müezzinlik yaparken nelere dikkat edilir hepsini okulda ve uygulama için gittiklerinde camide öğrendi.

Hem cemaatin hem de hocaların takdirini aldı. Kıldırdığı ve hutbe verdiği Cuma namazında herkesin hayranlığını kazandı genç yaşına rağmen, elinde kağıt olmadan çok güzel bir konuşma ile hutbe vermişti.

Mezun olunca hemen hayata atılmak ve yaşlanmış babasına artık muhtaç olmamak için imam hatiplik sınavına girdi ve derece ile kazandı.

Babasına ‘ artık dükkan işletmene gerek yok babacığım ben sana da anneme de bakarım, kardeşlerimi de okuturum‘ ama babası ‘hele sen bir başla oğlum zaten işleri azalttım, kardeşlerin de yardım ediyor sen çalış düğününü yap, ben bu yaştan sonra nereye gideceğim, buralarda oyalanıyorum işte‘ anne babasının ellerinden öperek iç anadolunun ücra bir köyüne imam olarak göreve başladı.

Köy en yakın ilçeye bile 30 km uzaklıkta 45 hanelik bir köydü.

Doğru dürüst ağaç yoktu köyde ancak çayın kenarına dikilmiş sıralı söğütler biraz aluç biraz da ahlat ağacı vardı. Bazı yerlerde de kuşburnu çalıları.

Geçim; buğday, arpa, fiğ biraz da nohut ekimi ve hayvancılıkla sağlanıyordu.

Hayvancılık da birkaç büyük ailede ciddi anlamda yapılırdı. Diğerleri ancak kendi yağı sütü için hayvan besleyebilirdi.

Yazları birkaç ay yaylada geçerdi köylünün hayatı.

Cahit Hoca ilk görev yerine ilçeye kadar aktarmalı arabalarla ilçeden köye ise at arabası ile gidebildi.

Hemen muhtarın evine götürdüler sağolsun muhtar çok güzel karşıladı. Yeni imam atanması için milletvekiline az dil dökmemişti.

Nihayet acemi de olsa bir imam atanmıştı.

En azından imam hatip mezunuydu.

Şimdiye kadar namaz sürelerini bilen birkaç kişiyi kendi imkanlarıyla imam olarak görev vermişlerdi ama ilk kez memur imam gelmişti.

İmam için köyden şehre göçmüş bir ailenin evinin bir bölümü, ailenin de izniyle Cavit Hoca’ya tahsis edildi.

Ev onarılıp çeki düzen verilinceye kadar Cahit Hoca’yı muhtar misafir etmişti.

Ev sahibi de misafir de çok memnundu ama herkes için en uygunu olan yeni evine taşınmıştı.

İlk olarak düzgün temizlenmemiş camiyi temizledi.

Birkaç gün sürdü temizlik.

Daha sonra boya badana işine girdi.

Köyün bekçisi vakit buldukça yardım ederdi. Her zaman namaz kılamıyorum bari hizmet edeyim derdi bekçi. Köylü imamın bilgisine değil daha çok yanık sesine okumasına dikkat ederlerdi şimdiye kadar.

Cahit Hoca’nın kıraatı da çok güzeldi ama ilk cuma hutbesinde köylünün gönlüne girdi.

Rahat konuşması hitabeti, köylünün dertlerinden bahsetmesi ilgilerini çekmişti.

Köy okuluna kütüphane yaptırdı.

Tanıdığı tanımadığı yayınevlerinden imam hatipten arkadaşlarından mektupla kitaplar istedi.

Öğretmenle çok güzel çalışmalar yaptılar.

Özellikle çocuklarda görülen ‘zehirli ishal ‘ çok can alıyordu.

Kasabadaki doktorla işbirliği yapıp köylüleri eğittiler.

Zararlı ilaçlara ve gübrelemeye karşı da ilçe tarımdan uzmanları getirdiler.

Cuma hutbelerinden hariç sohbetler de yapıyordu Cahit Hoca. Perşembe Akşamları üst katı düzenleyerek kadınların rahatlıkla sohbet dinleyebileceği hale getirdiler.

Artık onlar da haftada bir sohbet dinleyebiliyorlardı.

Kadına şiddetin ne kadar büyük bir günah olduğunu ve katiyen yapılmamasını sevgiye dayalı bir aile olması gerektiğini, Peygamber Efendimizin eşlerine olan hürmetini anlattı.

Erkekler biraz bozulsa da kadınların çok ilgisini çekmişti sohbetleri, kız çocukların okumasına soğuk bakan köylüyü de ikna etmeyi başardılar yine öğretmenle.

Bazen öğretmen rica ediyordu hocadan, din derslerine giriyor çocuklarla özel ilgileniyordu.

Köydeki çocuklar okuldan, köy işlerinden kalan vakitlerde çoğunlukla da kışın hocaya misafir oluyorlar, hocanın mizahlı fıkralı sohbetlerine katılıyorlardı.

Anne baba hakkından, çalışmaktan , cömertlikten, yaratılana kedi köpek de olsa iyi davranmaktan Hz Peygamberin hayatından örnekler vererek güzelce anlatılıyordu.

Muhtar hocanın ilçede dikkat çekmesini görünce elinden kaçırmamak için evlendirmek istedi köyden ama hoca ‘ annem babam yaşlı, dönüp memleketimde çalışmam lazım ‘ diyerek Muhtarı nazikçe reddetti.

Muhtarın korktuğu iki sene sonra başına geldi ve Cahit Hoca memleketine tayini çıktığı için ayrılmak zorunda kaldı.

Ama arkasında çok güzel bir ortam bırakmıştı…

Memleketine döndüğünden daha uzun vadeli çalışmalara vakit bulabilecekti.

Çok istediği üniversite imtihanına girdi ve yine istediği psikoloji öğretmenliği bölümünü kazandı.

Okul ingilizce eğitim veren bir okuldu.

Hem imamlık yapıyordu hem de okulunu okuyordu.

Kısa sürede memleketinde de tanınan bilinen bir hoca olmuştu.

Uzak yerlerden vaazlarını dinlemeye gelirlerdi.

Özellikle cuma günü kenar mahallede olan camisi dolardı.

Kısa zamanda mahallenin merkezi olmuştu camii. Kuran kursunu kütüphane olarak da kullanılabilecek hale getirdi.

Akşam evinde ders çalışacak ortam bulamayan çocuklar buraya geliyor ders çalışabiliyorlardı.

Üniversitesi de okuyan birkaç öğrenciye rica etti onlar da üniversiteye hazırlanan ve ders çalışanlara yardımcı oluyorlardı.

Kur'an öğrenmek, dini bilgi almak isteyenlere istedikleri saatte yardımcı oluyordu.

Dernek Başkanı ve müezzinle güzel bir işbirliği içinde tüm mahalleliye hizmet etmeye çalışıyorlardı. Hatta başka mahalle ve köylerden ihtiyaç sahibi olan olursa onlara da yardım ederlerdi.

Her öğlen ve ikindi namazı arası esnaf ziyareti yapar, derdi olanın derdini dinler elinden dilinden gelen yardımı yapardı.

Durumu iyi olandan alır, durumu zayıf olan herkese destek sağlardı.

Garip gurabaya zekat sadaka toplar ve onlara verirdi.

Tüm bunları iki şahitle ile kayıtlı yapardı.

Para işlerinde iyi niyeti yeterli bulmazdı.

Muhtarla görüşür yeni taşınanlara elinde Mealli Kur'an-ı Kerim ile gider dindar olup olmadığına bakmadan ziyaret ederdi. İmam odasına ufak ses çıkarmayan oyuncaklar alır babasıyla camiye gelen küçük çocukların camide sıkılmamasını sağlardı. Yine ikinci el eşya bağışlamak isteyenlerden alır, ihtiyaç sahibi olanlara ulaştırırdı. Kuran Kursunun bir bölümünü de bu eşyalar için kullanırdı.

İşini aksatmadan eğitimine de devam ediyordu. Yeni nesilin ve insanların psikolojisini hep merak ediyordu ve psikoloji öğretmenliği dersleri ufkunu açıyor, sohbet ve vaazlarının verimini arttırıyordu.

Hz Peygamberin sünnetini incelerken ne kadar da çok insan psikolojisine dikkat ettiğini daha iyi görüyordu. Yaşlılara, gençlere, çocuklara, kadınlara velhasıl her türlü insana nasıl ve niye farklı davrandığını şimdi daha iyi anlamıştı.’ En iyi amel ne?’ Diye soranların durumuna göre farklı cevaplar verebiliyordu.

Kendisi de eğitim dersinde gördüğü ‘ Süper Ego’ denilen, örnek insan, özenilen insan, model alınan insan olarak Hz Peygamberi anlatıyor ve yapabildiği kadar da rehber ediniyordu.

Bu sebeple her yaşa ve cinse göre vaazlarını hazırlıyordu. Kısa sürede kendi şehrinde ve komşu şehirlerde ünü artmıştı.

Vaaz ve sohbetleri günlük hayatın içinden veriyor, bir konuda sohbet istendiğinde en az üç gün süre istiyordu. Kuran’ı Kerim’den, Hadis-i Şerif’lerden, İslam Tarihi’nden, internet bulduğu farklı kaynaklardan hazırlık yapıyordu. ‘ Hikmet müminin kayıp mirasıdır, nerede bulsa alır ‘ Hadis-i Şerif’ini dikkate alarak; doğudan batıdan mütefekkirlerin İslam’a aykırı olmayan söz ve düşüncelerinden de pek çok faylanıyordu. Okulundan mezun olunca daha faydalı olurum diye geçiş yaptığı psikoloji öğretmenliğinden istediği verimi alamadığı için tekrar imamlığa geri döndü.

Mevlana sormuşlar : ‘ edebi kimden aldın, O da edepsizden aldım ‘ demiş.

Kendi imam olmadığı, cemaat olarak camiye geldiği dönemlerde neye kızdıysa kendi yapmamaya çalışıyordu. İzinli olduğu günlerde de cemaati kaçırmazdı.

Boş vakitlerinde ticaretle, bağ bahçe işleriyle değil ya ilim almakla ya da ilim vermekle uğraşırdı.

Abisiyle, kardeşiyle dargın olup da bayramlarda dargınlığın hoş olmadığını anlatan durumuna düşmek istemediği için ne kadar haksızlığa uğrasa da son noktada işi darılmadan çözmeye çalışırdı. Umut yoksa da en azından selamı sabahı kesmiyordu.

Kısa sürede cemaati çok kalabalıklaştı.

Vaazları havadan sudan da olsa farklı ve lezzetli oluyordu.

Çevre bilincini hemen hergün gündeme getiriyordu.

Hava kirliliğinin, su tasarrufunun İslami ve insani boyutlarını yapılan araştırmalardan faydalanarak anlatıyordu. Çoğu zaman tablet ve projeksiyon kullanarak daha anlaşılır ve akılda kalıcı izah ediyordu.

Kadın hakları, çocuk hakları, fakir fukara hakları üzerinde özellikle duruyordu.

Örnek Müslüman ailenin nasıl olması gerektiğini hem anlatıyor hem de kendi ailesinde en güzel bir şekilde uygulamaya çalışıyordu.

Sohbetlerinin her zamanki konusu ‘ kul hakkı’ üzerineydi.

Konu ne olursa olsun kul hakkından muhakkak bahsediyor ve günümüzden örnekler veriyordu. ‘ kırmızı ışıkta geçmek, hatalı sollamak, geçiş üstünlüğüne dikkat etmemenin kul hakkı olduğunu cemaat ilk O’ndan duyuyordu. Apartman ve site gibi toplu yerlerde diğer sakinlerin haklarına azami dikkat edilmesini, gürültü, yanlış park gibi durumlarında vebal olduğunu izah ediyordu.

O kul hakkının üstünde durduğu kadar yaratılan hakkından da çok bahsediyor; hayvanların bitkilerin, hatta dağın taşın da hakkı olduğunu bunların ‘Allah’ın Emaneti ‘ olarak kabul edip sahip çıkmak gerektiğini ifade ediyor ve ibadet sayıldığını üstüne basa basa söylüyordu. Kendisi de bir çok hayvan ve çevre derneklerinin temsilciliğini yapıyordu.

Yine belediye ile işbirliği yaparak geri dönüşüm kutuları koydu caminin avlusuna. Sohbetlerinde de sürekli hatırlatıyordu.

Cemaatinden elektrik mühendisi olan Yusuf Bey’le bir kaç yerden de destek bularak caminin uygun yerlerine koydukları ‘güneş panelleri ‘ ile elektrik üretiyor ve tasarruf ediyorlardı.

Ayrıca yine şadırvanda sıcak su için güneş enerjili sistem kurup kışın rahat sıcak suyla abdest alınmasını sağladılar. Yolda kalanlara acil durumlarda kalabilecekleri oda yaptılar.

Helanın yanına zor durumda kalanlar için yıkanabilecekleri banyo yaptılar. Kirli çoraplarla girilmesin diye yedek çorap ve galoş da koydular.

Cemaatinde hatırı sayılı bürokratlar da bulunuyordu. Cahit Hoca, Hz Ömer’in mumu yerine artık Hz Ömer’in cep telefonunun gündemde olması gerektiğini; kamu kaynaklarını harcarken çok dikkat edilmesi gerektiğini, devletin işinde devletin araçlarını özel işde de özel araçları kullanmak gerektiğini, ufak bir toplu iğnenin bile israf edilmemesini, klimaların elektrik lambalarının lüzumsuz yanmasına kadar çok hassas konulara değiniyor, kamuda yönetici olmanın hem çok büyük sevap vesilesi olabileceği gibi çok büyük vebal de olabileceğini dile getiriyordu. Yöneticilerin alçak gönüllü olması, halktan uzak olmaması, bu görevlerin geçici olduğunu ama yapılacak iyilik ve kötülüğün yazıldığını ve kalıcı olduğunu unutmamaları gerektiğini söylerdi.

Hz Peygamberin hayatından ve yöneticiliğinden bolca örnekler vererek liyakatın esas olduğunu; görev isteyen ilk Müslümanlardan seçkin sahabi Ebu Zer Gifari Hz leriniz görev istemesine ‘ sen yöneticiliğe uygun değilsin ya Ebazer ‘ demesine karşın; Mekke’yi fethettiğinde Kabe’nin anahtarını daha müslüman olduğunu bile söylemeyen aile için‘ bu aile bu işini iyi yapıyor devam etsinler ‘ demesini örnek gösteriyordu.

Senelik izinlerini İngilizcesi iyi olduğu için davet aldığı yurt dışında ‘ irşad’ amacıyla kullanıyordu.

Umreye hacca götüreceği Müslümanları gitmeden önce ‘ iyi bir Müslüman ‘ nasıl olur eğitimine alır sonra götürürdü.

‘ Hacı olmadan iyi Müslüman olmalı yoksa hacılığınıza da paranıza da vaktinize de yazık derdi. ‘

Kendi aranızda çok muhabbet etmeyin, farklı ülkelerden gelenlerle arkadaşlık yapın ‘ diye sıkı sıkı tembih eder, kendisi de yardımcı olurdu. Haccın en önemli özelliklerinden biri de müslümanların fikri, iktisadi her türlü fikirsel birliğin önemini vurgulamasıydı. Ticaret ehli olan cemaatin ihracat ithalat bağlantılarını Arapça ve İngilizce bilgisiyle desteklerdi. Her anlaşmaya zekat şartının yazılmasını şart koşardı.

Kapitalist mabetler olan AVM’lerde helanın ücretsiz ama camilerde ki helaların ücretli olması doğru gelmiyordu. Belediye ile görüşerek camiye yakın caddenin temizlik görevlisi aynı zamanda helanın temizlik görevlisi olmuştu. Dernek yönetiminin üstün gayretleri ile cami bahçesi de kalıcı ve mevsimlik çiçeklerle süslenmişti.

Cami cemaatini de hizmetlerin içine katıyorlar ve cuma günleri hutbede para istemek zorunda kalmıyorlardı. Kendi de müezzin efendi de ‘ belki hakkıyla görevimizi yapamıyoruz ‘ diye düşünerek maaşlarından derneğe ayrıca yardım ediyorlardı.

Cemaat da çok mutlu ve huzurlu bir şekilde hem ibadetlerini yapıyorlar hem de diğer faaliyetlerle daha verimli bir zaman geçiriyorlardı. Daha önce imamla müezzin, ya da görevlilerle dernek yöneticileri arasında yaşanan tatsız durumlar Cavit Hoca gelince bitmişti. Cemaatte şevkle yapılanlara destek çıkıyordu. Alttaki mescit garibanların düğününe ücretsiz tahsis ediliyor, imkan dahilinde ‘ velime yemeği ‘ ikram ediliyordu.

En zorlandığı husus cenazelerde verilen yemeklerden cenaze sahiplerini vazgeçirmek oldu. Acılı insanlar sanki yemek vermek sevapmış gibi üsteliyorlardı. Ne yazık ki cenaze yemeğinden cenazeyi ihmal edenler bile oluyordu. İlla cenaze’ye iyilik yapılacaksa hızlıca gömüp onun adına iyilik yapmayı, bol sadaka vermeyi teşvik ediyordu.

Tüm bu güzelliklere rağmen Cahit Hoca yine de yaptıklarını yeterli görmüyordu. Caminin 500/600 metre uzağındaki birahaneye gidenleri görünce içi daralıyordu. Bazılarını da tanıyordu üstelik; ayıkken zararı olmayan bazı erkekler karısını ve çocuklarını dövüyorlar çevrelerine sürekli zarar veriyorlardı.

Biriyle özel ilgilenmiş vazgeçirmişti içki ve kumardan ama her biri için ayrı üzülüyordu. İçki içene değil içkiye karşıydı Cahit Hoca. Hele sarhoş bir sürücünün trafik kazasında öldürdüğü 7 yaşındaki ‘ Dilara’yı ‘ düşündükçe içi daralıyordu. Bu ‘ meretten ‘ insanları kurtarmak çok önemliydi.

Amerika da Rusya da bir dönem içkiyi yasaklamış ama baş edememişti iki dev ülke de. Yasakdan çok bilinçlendirme, eğitim ve inanç önemliydi. Tüm birahaneye gözü kesmiyordu ama ‘Osman Dayı’yı ‘ bir etkilese çoğu da O’nun peşinden gelirdi.

Osman Dayı aynı Hz Ömer’in cahiliye dönemindeki gibi çok etkili çok sevilen bir adamdı o mahallede ve çevrede. Herkes saygı gösterirdi. Kamu kuruluşunda yöneticilik yapmış ve emekli olmuştu. Yürüyüşünde, duruşunda ayrı bir vakar vardı. İlk kez gittiği yerde bile hemen saygı uyandırırdı. Ses tonu da tok ve konuşması çok güzeldi. Giyimine çok dikkat eder, boyun bağı bağlardı.

Elbisenin rengine uygun fotör takardı. Kışın deri eldiven giyerdi. Osman Dayı dine diyanete ve hocaya çok hürmet eder ama bayram namazı dahil hiç bir namazı kılmazdı. Günde iki paket sigara içer, çok öksürünce kendi kendine ‘ geber ulan’ derdi.

Gündüzleri de camiye 600/700 metre uzaklıkta ‘Pasarof’un Yeri ‘ dedikleri batakhaneye giderdi. Burada içki, kumar bolca vardı. Akşama kadar orada takılır birasını içer kumarını oynar eve gelir yemeğini yerdi. Akşam tek kanal yayın yapan TRT den haberleri dinlemeye mahalle kahvesine gelirdi.

Dinlediği haberlere yaptığı yorumlar merakla beklenir ve dikkate alınırdı. Mahalle kahvesinde içki ve kumar oyunları olmazdı. Gazete okunan, bolca muhabbet edilen bir kahvehaneydi.

Osman Dayı’nın burada özel masası ve koltuğu olurdu. Oraya bazen kahvene sahibi oturur başka da kimse oturamazdı.

Bazen ilginç haberler olmadığında ikinci dünya savaşı sırasında yaşananları ve diğer anıları anlatırdı. Cahit Hoca işte bu Osman Dayı’ya çok saygı duyuyor aynı zamanda da çok üzülüyordu,

Hz Peygamber Efendimizin ‘ Yarabbi iki Ömer’den birini bana nasip et ‘ diye yaptığı duaya benzer ‘ Yarabbi Osman Dayı’ya hidayet et’ diye yana yakıla dua ederdi Cahit Hoca. Bir gün camiden çıkmış mahalle kahvesine giderken Osman Dayı’ya rastladı:

— Selamun Aleyküm Osman Dayı, nerden böyle?

— Aleyküm Selam hocam evden mahalle kahvesine, buyur gel bir çayımı iç...

— Olur, içeyim... beraber yürümeye başlayınca Osman Dayı’nın yine öksürük nöbeti tuttu ve yine kendine ‘ geber’ dedi. Cahit Hoca öksürüğün kesilmesini bekledi. Kesilince:

— Geber diyorsun da Omsan Dayı nereye gideceksin geberince?

—. Nereye olacak hocam, cehennemin dibine, benden ne olur ki?

— Onu Allah bilir, ama Allah bildiklerinden bir kısmını da bize Kuran ve Peygamberle bildirmiştir. Gel ahir ömründe alnın bir secdeye varsın be dayı, bari bir Cuma Namazı’ na gel. Senin gibi sevilen sayılan bir çok güzel Müslümanca huyu olan bir adama yakışmıyor...

— Benim ne gibi Müslümanca huylarım varmış hoca?

— Valla Dayı gördüğüm şu içki kumar hariç her işin Müslümanca; yetimi korursun, nerede zor durumda kalan insan olsun hayvan olsun yardım edersin, dürüst adamsın. Daha birçok güzel özelliğin var, bir de alnın secdeye gelse içki ile kumarı bıraksan benden daha makbul Müslüman olursun...

— Yok be hocam nerede..?

— Sen beni dinle dayı gel bu Cuma’ya alnın bir secdeye deysin...dayı Kel kafasını kaşıdı, hocayı da bozmak istemiyordu ama onlarca sene gitmediği camiye birden de gidesi gelmiyordu. Birden aklına parlak bir fikir geldi. Hocanın kolundan tutup nasılsa gelmez diye:

— Hocam sen bizim mekana bir gel çayımı iç, söz bende önümüzdeki Cuma’ya geleceğim...

— Bizim mekan derken Dayı?

— Kaynakçının yanında ki birahane ‘ Pasarof’un yerine’ ...

Bu sefer düşünme ve saçını kaşıma sırası hocaya gelmişti. Düşünme zamanı kazanmak için yuvarlama:

— Eyvallah, bakarız dayı...

Ertesi gün hoca öğlen namazını kıldırdıktan sonra ‘ Tevbe Ayeti’nin ‘ bir kısmını okudu. Açıklamasını da vererek duasını yaptı.

Dernek Başkanı Abdi Abi’yi de alarak ‘ Pasarof’un yerine’ doğru yol aldı. Abdi Abi ‘ nereye Hocam? ‘ diye sorsa da hoca ‘ gel Abdi abi ben kötü bir iş için seni alırmıyım yanıma hiç? ‘Diye teskin ederek ve son ana kadar belli etmeden yürüdüler. ‘ aman Abdi Abi sesini çıkarma sakın sen ‘ diyerek birden birahaneye girdiler. İkisi de hayatlarında ilk kez bir birahaneye gidiyorlardı. Selam verip vermemekte kararsız kaldılar ilk önce ama Osman Dayı’yı masada okey oynarken görünce yanına gidip selam verdiler.

İlk başta herkes ya masada kağıt, okey oynadığı için ya da bar kısmında bira ve çerez yediği için hocayı farketmediler ama selamı ve Osman Dayı’nın yanına gittiğini gördüklerinde gözlerine inanamadılar. ‘Aman Allahım, bu gelen bizim mahalledeki imam değil mi? ‘ diye birbirilerine şaşkınlıkla sordular.

Başta Osman Dayı olmak üzere herkes elindeki oyunları bıraktılar, bira içenler biraları bıraktılar. Mahcup bir eda ile hocaya baktılar. Hocada sağa sola gülümseyerek kafası ile selam verdi.

Duvarlarda çıplak kadın resimleri ve bir İstanbul boğazı manzarası resmî ile bir kaç da köy resmi vardı. Birahane sahibi Şakir şaşkınlığı geçince garsonuna ‘ fırla, sor bakalım hocamız ne içer ‘ garson çekinerek Osman Dayı’nın masasına yanaştı:

— Buyurun Hocam ne içersiniz?

— Önce çay getir bakalım. Osman Dayı’ya söz verdik. Sonra da vişne suyu ile maden suyu karıştır getir bakalım delikanlı...

— Amca ne içer? Diye Abdi Abi’ye bakarak sorunca, Abdi Abi hocaya sokularak...

— Ben bir şey içmem ... hoca:

— Getir sen Abdi Abi’ye de aynısından delikanlı... döndü Osman Dayı’ya:

— Eee Osman Dayı geldim işte... Osman Dayı 62 senelik hayatında hiç bu kadar şaşırmamıştı. O dirayetli herkesin saydığı adam ‘dut yemiş bülbül ‘ gibi olmuştu. Kekeleyerek:

— Hoş hoş geldin hocam. Başımız üstünde yerin var. ‘ hocama kuruyemiş de getirin ‘ diye Şakir Usta’ya seslendi. Hocaya dönüp, biraz da gülerek:

— Caizdir değil mi sayın hocam?

— İkram reddedilmez Osman Dayı. Hele de işin içinde bir senin gibi bir büyüğümüzün ikramı olunca…

Osman Dayı’nın keyfi Cahit Hoca’nın bu konuşmaları üzerine yeniden düzeldi. Hoca çayını, kuruyemiş ve meyve suyunu içtikten sonra ayağa kalktı. ‘Ben sözümde durdum, benden bu kadar Dayı’ diyerek Osman Dayı’nın elini sıktı ayağa kalkan diğer müşterileri de eliyle selamlayıp ‘ Allah’a emanet olunuz ‘ , Şakir Usta’ya da ‘ Hayırlı işler dilerim ‘ dedi. Geldiği gibi şaşkın ve saygın bakışlarla uğurlandı. Şaşkınlıktan yaylı kapının çarptığı Abdi Abi yolda hocayı sıkıştırdı:

— Hocam caiz mi buraya gelmemiz?

— Caizliği bırak şart Abdi Abi, Peygamber Efendimiz müşriklerin düzenlediği panayırlara katılır ve orada islamı tebliğ edermiş. Biz çok geç bile kaldık. Bu insanlar müşrik de değil bizim insanlarımız. Görmedin mi hepsi nasıl mahcup ve saygılıydılar. Bizim cemaatten bir kaç kişinin bize yaptığı saygısızlıkları sen biliyorsun. Sonra biz vaazlarda sohbetlerde zaten içki içmeyen, kumar oynamayan, zina yapmayan insanlara aynı konuları anlata anlata bitiremedik esas bu insanlara anlatmak lazım...

— Sence işe yarayacak mı?

— Gayret bizden, Tevfik Allah’tan Abdi Abi...yolda Osman Dayı ile olan şakalaşmalarını anlattı...

Peki hocam birahanenin sahibine ‘ hayırlı işler ‘ dedin. Nasıl hayırlı iş olur ki, caiz mi böyle demek ?....

Benim hayırlı işler demem caizidir. Çünkü dua ettim ben orada. Hayırlı işler demek; Şakir Bey’in içki ve kumardan uzak durması ve sevaplı işler yapması demektir. İnşallah duamız Kabul olurda O da kurtulur bu kötü işlerden…

Aradan iki gün geçti sabah namazından sonra Cuma hutbesi için hazırlığa başladı. Diyanetten gelen hutbeleri dikkatte alır ama kendisi de önemli gördüğü ilaveler yapardı. Bir kaç kere okuduktan sonra artık elindeki kağıda ihtiyacı olmadan okuyacak hale geliyordu.

Tabletini yanından ayırmıyor, hutbe ve vaazda vücut dilini de çok etkin kullanıyordu. O gün Abdi Abi ve bir kaç arkadaşıyla geleneksel hale getirdikleri cuma çorbalarını içtiler, caminin yanındaki dernek odasına geçip çaylarını içtiler. Evine gidip eşinin ve çocuklarının isteklerini alıp alışverişini bitirdi. ‘ Tebliğ edeceğim insanları kurtaracağım ‘ diye ailesini ihmal etmek istemezdi.

Cuma’ya bir saat kala tertemiz elbiselerini giydi. Çorabından cübbesine kadar ihtimam gösterirdi, saçını güzel tarayıp, güzel kokular sürürek camiye geçti ve vaazına başladı.

Konu gençlerdi. Gençlik bozulmuş demeyelim üç bin yıl önce de Eflatun (Plüton); ‘ son zamanlarda gençler çok bozuldu ‘ dediğine göre bu söylemde bir hata var diye başladı...

Ezan okununca hemen bağladı ve bitirdi konuyu. Minberin önünde ayrılmış yere geçti, sünneti kılıp müezzinle uyumlu bir şekilde hutbeye geçti. Gerekli duaları içinden okurken cemaatte bir dalgalanma oldu. Herkes giriş kapısına bakmaya başladı. Cahit Hoca da gayri ihtiyari baktı; aman Allah’ım gözlerine inanamıyordu gelen Osman Dayı’ydı. Özellikle geç gelmişti dikkat çekmeyeyim diye herhalde ama tam tersi oldu herkes büyük şaşkınlıkla Osman Dayı’ya bakıyordu. Hoca hem durumu hem de Osman Dayı’yı kurtarmak için sesini yükseltip dikkati kendine yöneltti ama sesi sevinçten titriyordu.

Ağlamamak için kendini zor tutuyordu.

Zar zor hutbeyi bitirdi. Farzı kıldırdı. Osman Dayı’yı düşünerek ikinci rekatta ‘Nasr Süresini ‘ okudu. Tesbihini çekerken bu sefer en çok ‘ Elhamdulillah ‘ kısmını aşkla söyledi. Aklı Osman Dayı da kalmıştı. ‘ Allah kabul etsin ‘ diye bekleyen cemaatle hızlıca musafahalaşarak dışarı çıktı.

Gözleri Osman Hoca’yı arıyordu, avluda bekleyen cemaate sordu. ‘ Hocam hızlıca çıktı ‘ diye cevap geldi. Koşarak evine yakın yerde yakaladı Osman Dayı’yı:

— Selamun Aleyküm Osman Dayım benim...

— Aleyküm Selam Cahit Hoca, sözümüzde durduk demi?

— Sözde durmak ne demek Osman Dayı, bizi çok mutlu ettin…

— Valla Hocam aslında cesaretim yoktu o kadar ama söz sözdür bizde. Allah senden razı olsun hocam babamla 7/8 yaşlarında gittiğim namazlardan sonra hiç alnım secdeye gelmemişti. Namaz kılmazdım ama içimde hep sızısı dururdu.

Bugün secdede o kadar rahatladım sanki içimizdeki bütün pislikler ağzımdan burnumdan kulaklarımdan çıktı gitti. Gönlüm bir hoş oldu. Sanki az bir gayretle uçabileceğim zannettim. Allah bağışlar mı Hocam 50 senelik birikmiş günahları tövbe etsem?

— Ahh Osman Dayı ah, Allah sanki bağışlamış gibi gördüğüm kadarıyla. Allah bağışlayıcıdır esirgeyicidir. O’ndan ümit hiç kesilir mi? Denizler kadar günahın olsa bir tevbe ile hepsi silinir...

— Sen şahit ol Osman Hocam ben başta içki kumar olmak üzere sigara dahil tüm zararlı alışkanlıklarımdan tövbe ettim. Cuma değil tüm namazları da Allah’ın ve sizin yardımınızla kılacağım inşallah. Şimdi bana müsade ette benim tüm kötü huylarımdan dolayı mağdur ettiğim ailemden özür dileyeyim. İkindi de görüşelim hocam...

— Görüşelim Osman Dayım görüşelim. Dört gözle bekliyoruz seni...

Yaşlanınca namaza başlayan çok kişi görmüştü Cahit Hoca ama hepsi İslama başlayamıyordu. Senelerin alışkanlıkları, huyu çok değişmiyordu.

Camiden eve evden camiye gelinip gidiyordu ama Osman Dayı bir başka tevbe etmişti. Kitaplarda yazılan ‘ Nasuh (samimi) Tevbesi ‘ bu olmalıydı.

Hakikaten de bırakamadığı iki paket sigaradan başlayarak, içkiyi, kumarı, küfrü tüm kötü alışkanlıklarını bıraktığı gibi kısa sürede ‘ mescit kuşu ‘ olmuş ve Cahit Hoca’nın tüm faaliyetlerinin baş destekçisi olmuştu…

Abdi Abi’nin de gönüllü olarak bıraktığı cami dernek başkanlığını, cemaatin ve dernek yönetiminin ittifakıyla üzerine aldı.

Osman Dayı’nın etkisiyle bir çok birahane müdavimi de tevbe edip, içkiye kumara harcadıkları paraları ailelerine harcamaya başladılar. Osman Dayı’nın ölümü de çok güzel bir ölümdü. Yattığı ölüm yatağında bilinci yerinde olmasa da ancak duyabilenlerin anlayacağı ‘Allah, Allah ‘ zikriyle can kuşunu teslim etti...

04 Ara 2020 - 11:08 Sakarya/ Arifiye- Kültür & Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NetGaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NetGaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NetGaste editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NetGaste değil haberi geçen ajanstır.




Anket Sakarya'da koronavirüs (Covid-19) denetimlerini nasıl buluyorsunuz?