• BIST 93.469
  • Altın 227,107
  • Dolar 5,7332
  • Euro 6,5830
  • Sakarya 15 °C
  • Kocaeli 15 °C

Zarif Bir Adam; Zarif Süzgün

Fahri Tuna

"Çıraklık kalfalık derken, askere gidene kadar Akhisar’da terziliği bilfiil öğrendim.

Askerliğimi İstanbul’da yaptım ben. Askerden sonra kaldım, biraz çalıştım orada. Gündüz çalışıyordum gece okula gidiyordum. Sonra diplomamı aldım öyle döndüm Akhisar’a. Bir güzel öğrendim terziliği. Diplomam hak edilmiş bir diplomaydı. 1965-66 senesi. Metin Oktay, Turgay Şeren, Coşkun Özarı… Hep bizim dükkâna gelirlerdi İstanbul’da. Ustamla yakın arkadaştılar. Biz de samimi olmuştuk zamanla. Yani ünlülerin terzisinden öğrendim ben İstanbul’da terziliği.

İyice ustalaştıktan ve ustalık diplomamı da aldıktan sonra, 1966 senesinde Akhisar’da kendi dükkânımı açtım. Dükkânım Soğuktulumba’daydı. Şimdi yıkıldı orası. Şimdi boş orası.

Otuz üç sene terzilik yaptım. Otuz üç sene vergi verdim yani.

Kim nereden gelmiş? Ölçü defterim duruyor dükkânda hâlâ. Ankara’dan profesörler filan, her yerden geliyorlardı elbise diktirmeye, diktiriyorlardı. Hollanda’dan gelen vardı, Amerika’dan gelen vardı, Brezilya’dan vardı. Soma Linyit İşletmeleri Genel Müdürü… Müşterilerim hep böyle üst düzeydi yani.

Bizim zamanımızda terzihaneler siyasetin ve sporun nabzının attığı yerlerdi. Sosyal hayat biraz da oralarda yaşanırdı. Şimdi ne diyorlar, sivil toplum kuruluşu; o zamaan terzi dükkânları bir nevi sivil toplum kuruluşu gibi işlerdi.”

Ustasını hatırlıyor. Yüzü aydınlanıyor Zarif Usta’nın. Belli ki çok seviyor onu. Dudakları titriyor, sesi titriyor. Bir şeyler okuyor. Fatiha okuyor. Devam ediyor sözlerine:

“Tabii, benim ustam Akhisar’ın en iyi terzilerinden birisiydi. Rahmetli Veli Çoğumlu. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın; genç yaşta öldü. O dükkân bir okuldu benim için. Yani üniversiteyi bitirmişim gibi bir şeydi. Hayat Üniversitesi’ni elbette.

Akhisar’da Demokrat Parti ile Güneşspor oradan idare ediliyordu. Hem spor camiası oradaydı, hem siyaset. Orada hep sohbet… Hem çalışılıyor hem de böyle üst düzeydeki insanlar tartışıyor falan filan. Konuşuluyor, karar orada alınıyor; öyle bir yerdi.

Sonra ben dükkân açtığım zaman aynı şekilde benim dükkânıma gelen arkadaşlarım hâlâ söylerler:

“- Senin dükkân bizim için okuldu” diye.

Kaç tane müdür var, mesela bir tane tekel müdürü vardı, bir tane orman işletme müdürü vardı, birkaç tane eczacı birkaç tane doktor var, dükkâna geceleri devamlı gelenler. Hep böyle müdürler vardı. Okuyanlar gelirdi.

Onlardan bazıları şimdi beni gördüklerinde hâlâ:

“- Senin orası ne güzel sohbetler yapılan yerdi. Dedikodu medikodu yok. Sadece böyle biz gençlere öğütler verirdin” diyorlar bana.

Ben sporla da ilgili olduğum için sporcular çoğunlukla benim oradaydı. Onlara ne kadar terbiyeli olacaklarını, sporcunun nasıl karakterli insan olacağını hep anlatır söylerdim. Allah razı olsun onlardan, sözümden çıkmazlardı; sonra hep onları alırdım, mesela araba tutardım, başka bir yerden maç bağlardım başka şehirden, oraya götürür getirirdim. Hem kendim oynardım takım kaptanlığı yapardım hem o kulübü Akhisar Güneşspor’u ayakta ben tuttum. Akhisar’da hiç ilgilenen olmadı. Beş altı sene masraflarını ben karşıladım. Hem kendim oynadım hem onları oynattım.

Bir iki futbolcu çıktı da iyi takımlara gittiler. Çok meşhur değiller; Hüseyin Çeçen Manisaspor’da oynadı. Kelle lakaplı İlhami Sevgi, hem Manisaspor’da hem Bandırmaspor’da hem de Orduspor’da oynadı. Şoke Mehmetde Kırşehir’e gitti, Kırşehirspor’da oynadı. Rafet de Ispartaspor’da oynadı.”

O günlere gitti Zarif Usta. Belli ki aklı ve gönlü gençliğinde futbol oynadıkları futbol konuştukları günlerdeydi. Daldı yine. Öyle olurdu, dalar giderdi bazen. Mazide yaşıyordu bu zamanlarda. Yüzündeki tebessüm aydınlık mutluluk artardı hemen…

zarif-bir-adam;-zarif-suzgun-.JPG

Birkaç dakikalık aradan sonra anlatmaya başladı tekrar:

“- Benim futbola merakım çalıştığım dükkânda, terzihanede başladı. Benin ustam Veli Çoğumlu Güneşspor Kulübünün başkanıydı. Hem siyasetçi hem sporcuydu. Hem sporu idare ediyordu hem siyaseti.

Recep Dost vardı, bizim ustamız. O da Demokrat Parti’dendi. Onların hepsi toplanıyorlardı, bizim dükkânda gece. Beraber oradalardı hepsi. Nuri Giyik vardı Belediye Başkanı yapıldı o. İlkokul mezunuydu, belediye başkanı yaptılar onu parti kanalıyla. Mesleği marangozluktu. Ama o hem esnaf kefalet kooperatifinde müdürdü, esnaf kefalet başkanı da terziydi. İç içeydi hepsi.”

Ayşe sordu bu kez:

“- Baba terzilik nasıl bir meslek? İğne ucuyla kuyu kazmak gibi geliyor uzaktan bize. Zor ve incelikli bir meslek mi peki?”

Zarif Usta:

“- Terziliğin inceliği, işe meraklı olmak. İşi kendin beğeneceksin önce, ondan sonra müşteriye beğendireceksin. Müşteri çok önemli…”

Fatih:

“- Kimbilir ne özel müşterilerin, ne özel anıların vardı kimbilir senin baba?”

“- Olmaz mı. Çok, dolu. Anlatayım bir tanesini. Sen işini çok iyi yaparsan müşterin ta Fizan’dan gelir. Geliyor. Yaşadım ben, şahidim buna. Anlatayım. İşte Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden Yaşar Önal müşterimdi benim. Yaşar Bey ODTÜ’de profesördü. Acayip şişman bir adamdı. Burada kayınbiraderi varmış. Ziraat Mühendisi Aykut Bey. Kayınbiraderi bir gün eniştesini ziyarete gitmiş Ankara’ya. Aykut Bey’e de yeni elbise dikmiştim, onu giymiş gitmiş oraya. Demiş:

“- Nereden aldın elbiseyi?”

“- Diktirdim.”

“- Nerede diktirdin?”

“- Akhisar’da.”

“- Ya ben Ankara’da kaç aydır bir elbise uyduramadım kendime. Dolaştım mağazaları” demiş. Şimdiki gibi konfeksiyon da çok yoktu o zamanlar… Kayınbiraderi:

“- Hemen al kumaş madem. Akhisar’da diktirelim sana da.”

Doldurmuşlar bir bavul kumaş, geldiler dükkâna. Ya ‘bu benim eniştem, buna elbise dikeceksin’ dedi. ’Ankara’da profesör’ dedi, ‘oğlu da Hollanda’da okuyor’ dedi. Ondan sonra diktik bir şey, kestik provasını yaptık, ikinci provayı da ertesi güne ayarladım, diktik elbiseyi gönderdik. Kayınbiraderine verdim o gönderdi eniştesine. Ondan sonra geri kalan kumaşları da bıraktı orada. ‘Ben dedi sana telefon edeceğim, şu laciverdi hemen yap, ondan sonra griyi, kahverengiyi sonra yap falan filan diye talimat vereceğim, hepsini kesebilirsin’ dedi, ‘hepsini aynı kalıptan yapabilirsin’ dedi. Şimdiki fabrikasyon ürünlerde standart kalıplar var, dikilenlerde ise kişiye özel kalıplar. İşte onu bu okulda öğrendik. Diplomayı aldığım yerde nasıl ölçü alınıyor, nasıl kalıba uyduruluyor. Hepsini de diktim gönderdim bizim Akhisar’ın damadı Ankaralı profesör Yaşar Önal’a ”

Derin bir nefes aldı. Sanki profesörü o gün giydirmiş de profesör o gün elbiseyi giymiş, çok beğenmiş, çok teşekkür etmiş, o da diktiği elbise ile gurur duymuş gibiydi yüz ifadesi.

Devam etti:

“Terzilik sabır işidir… Seveceksin işini, sevmeden yapamazsın. Hiç tatil yok çünkü eve de götürüyordum, Pazar günü de çalışıyordum icabında iş sıkıysa. İşin sıkı olmasıyla birlikte, bir de yaptığım işten keyif aldığım içinde öyle oluyordu.”

Bu yazı toplam 317 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Net Gaste | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0264) 278 54 50 | Faks : (0264) 278 54 50 | Haber Scripti: CM Bilişim