• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Sakarya 15 °C
  • Kocaeli 15 °C

“Yasaklar Değil, Zihniyet Değişmeli”

“Yasaklar Değil, Zihniyet Değişmeli”
Sakarya Baro Başkanı Zafer Kazan, Netgaste’ye yaptığı ziyarette editörümüz Necdet Başoğlu’nun gündeme ilişkin sorularını cevapladı.

Sakarya Barosu Başkanı Zafer Kazan, gerek ülke gündemi, gerekse Sakarya gündeminde yer almayı sürdürüyor.

Göreve geldikten sonra, Hukuk Fakültesi öğrencilerinin organize ettiği konferans ile gündeme gelen başkan Kazan, daha sonra tutuklanan gazeteciler ile Ulusal TV’lerin canlı yayın konuğu oldu.

Sakarya Baro Başkanı Zafer Kazan, Netgaste’ye yaptığı ziyarette editörümüz Necdet Başoğlu’nun gündeme ilişkin sorularını cevapladı.

Başkan Kazan’ın cevaplarını siz okurlarımız ile paylaşmak istiyoruz.

  • Sakarya Üniversitesi ile yaşanan polemiği bir de sizden dinleyebilir miyiz?

Ben bu konu üzerinde bir polemik niyetinde değilim. Bu tartışmaya son vermek istiyorum. Burada kimsenin üzülmesini istemiyorum. Biz Üniversite Hukuk Fakültesi kurulduğundan buyana, gerek Baro, gerekse hukukçular olarak çok yakın ilgi gösterdik. Öğrenciler ile yakın ilişkiler kurduk. Bu ilişkileri Hukuk Fakültesi ve Baro olarak devam ettirmek amacındayız. Daha önceden öğrencilerin düzenlemiş olduğu seminerlere, Başsavcımız ve meslektaşlarımız ile katıldık. Komisyon başkanı ve ağır ceza reisiyle gittik. Hukuktan, adaletten, avukatlık mesleğinden, hâkimlik ve savcılık mesleğinden bahsettik. Hukuk Fakültesi’nde teori dışından, uygulama imkânı da tanınmasını sağladık. Savcının nasıl ifade aldığı, hâkim yanında nasıl yargılamanın olduğu, avukatlar ile de nasıl savunma yapıldığını birebir görmelerine yardımcı olduk.

Hukuk Fakültesi öğrencileri Baro başkanı olarak bizi ziyaret ettiler. İstanbul Baro başkanı Ümit Kocasakal’ı da arayarak, Sakarya Baro başkanı ile Üniversite’de düzenledikleri programa katılmaları istenmiş. “Adalet ve Demokrasi” çocuklarla sohbet arasında geçecek bir programdı. Burada yapılacak programa da “uygundur” yazısı resmi yazılı olarak alınmıştır. Bununla ilgili olarak çocuklar afiş ve davetiye basımı için Sakarya Üniversitesi Sosyal İşler Daire Başkanlığı’ndan bile onay almışlar. Tüm hazırlıklar yapılmıştı.”

Her şey yolunda giderken, panele 2 gün kala; “Ümit Kocasakal gelmesin. Sıkıntı yaşarız” denildi. Öğrenciler;  “Nasıl olur. Biz afiş ve davetiyeleri bastık” diyorlar. Ancak yetkililer, “Sakarya Baro başkanı gelsin” diyor.

Çocuklar bunun üzerine bana gelerek, konferansa siz katılın, Kocasakal’ın katılması istenmiyor dediler. Ben de öyle şey olur mu? Onca davetiye basıldı. Afiş basıldı. Başkan Ümit Kocasakal davet edildi. Bu doğru olmaz dedim.

Konuyu Rektör Muzaffer Elmas’a ilettim. Hocam meslek ile alakalı bir panel olacak. Meslek formatında bir program olacak. Size bu konuda sıkıntı olacak hiçbir şey yer almayacaktır. Bana itimat edin. Burası Üniversite. Burası Hukuk Fakültesi, Özgürce konuşulan bir yer olmalı. Rahatsızlık verecek bir konuşma olmaz dedim.

Amacım bugünkü görüntünün oluşmaması idi. Bana itimat edin. Çok özel emek sarf edin, inisiyatif alın dedim.

Rektör bey, “olay olur, sıkıntı olur, buna müsaade edemem” dedi..

Ardından çocukların ricası ile İstanbul Barosu başkanı Ümit Kocasakal’ı aradım;

“Hocam özür diliyorum. Bundan bundan dolayı programı yapamayacağız. Üzgünüm” dedim.

Başkan Kocasakal ise;

“Hayır, böyle şey olur mu? Ben o zaman basını da alarak oraya geliyorum. Üniversite kapısında bu programı gerçekleştireceğiz” dedi.

Ben ise; ”Hocam düşüncenize saygı duyuyorum, ancak bu konuda ev sahipliği yapmak, Baromuza yakışır. Buyurun bizim konferans salonunda bu programı gerçekleştirelim. Baromuzda sizleri misafir edelim” dedim.

Aslında bunu yapmakla, Üniversite kapısında oluşacak rezilliği de bir nebze önlemiş olduk.

Panel Baro’da yapıldı. Sorun da olmadı.

Ben Üniversitemizin saygınlığını korumaya çalıştım.

Artık bunların polemik olmasını da istemiyorum.

"Bu ülkede kimse güvende değil.!"

Ben yakışanı yaptığıma inanıyorum. Bugüne kadar kimse bana yanlış yaptığımı söylemedi.

Yasaklar değişti, ama zihniyetler değişmedi. Tutarlı olmalıyız. Yani sizin düşüncenizde olduğunda kabul ediyorum. Başkasının düşüncesinde olursa, hayır kabul etmiyorum dememiz doğru değil.

 

  • Gazetecilerin tutuklanması ile ilgili açıklamanız oldu. Bu açıklamaları TV kanallarında da paylaştınız. Nasıl görüyorsunuz bu olayları?

Zulmün Kimliği olmaz.....

Ayrımcılığa, haksızlığa uğrayanın, dini, dili fikri, ideolojisi ne olursa, olsun, haksızlığa uğramış bir kişinin kim olduğuna bakamayız. Hastanenin acil servisine gelen bir hastanın kim olduğuna bakılmadan, ismi dahi sorulmadan müdahale edilir. Bu doktorun vazifesidir. Acil müdahaleye gelen bir kişi, bir kişinin katili de olabilir. Ama doktorun vazifesi, onu yaşatmaktır. Meseleye üst çerçeveden bakmalıyız. Yani hastaneye gelen bir hastaya doktorun sabıka kaydını sorduğunu düşünün. Sorguya çektiğini düşünün. Olabilir mi böyle bir şey.?

Biz bağımsız ve özgürlükler için canımızı bile ortaya koymadık mı? Ne içindi bunca savaşlar? Elbette ki bağımsızlığımız içindi. Bağımsızlık, özgürlük, kendi yurdumuzda özgürce yaşama isteği ve iradesi yaşam hakkından daha önce gelir ve yaşamlar feda edilir. İnsanların özgürce yaşaması gereken bir ülkeden bahsediyoruz. Bu kişiler size muhalif yayınlar yapıyor diye, sizi sevmiyor diye. Operasyonlar yapar içeri atarsanız, bu doğru olmaz.

Birbirine düşen şu anda operasyon yapılan kişiler kim? Daha dün birlikte idiler. Ne oldu da böyle oldu? Eğer burada bir suç var ise, kanunlar herkese karşı uygulanır. Bunu da uygulayın. Ama o zaman dönüp şunu soracağız. Elinizde somut bir şey var ise, bunu ortaya koyarak, düşünceyi yargı sonucunda öğrenelim. Biz yargı sonucunu bekleriz. Rahatsızlık verici şeyler var. Daha düne kadar el ele kol kola idiniz. Ne oldu da bu hale geldiniz? Bir suç işlenmiş ise, iştirak halinde işlenen suçlar var. Tüm suçlar böyledir. Sadece bir tarafı yargılarsanız bu olmaz.

 

  • 17-25 Aralık’ta alınan kararlar yargı kararları değil miydi? O günlerde sen kimin savcısısın? diyenlere bugün bunu sormamız suç mu? Ya da haksız mıyız?

O gün operasyonlar birilerinin savcısıysa, bugün,suçlama yapanlar kimin savcısı?

Operasyonun bir ayağı eksik. Kime sorarsanız sorun. İştirak halinde bir iddia varsa, birlikte yargılanılmalı.

Mademki bu operasyonlar 2009 yılına ait şeyleri kapsıyor, bunu unutmadık. O günü unutmadık. Şunu sormak gerekir. 2009’da rapor hazırlayanlar MİT mensupları, İçişleri Bakanı Muammer Güler, o gün iş başarmış gibi ekranlara çıkanlar, tümden yargılanmalılar.

Yani o yıllarda yapılan bir kumpas ise, İçişleri Bakanlığı da MİT de bunun içindedir. Bunlar niye yok? Bunu bir hukukçu olarak söylüyorum. Bu soruların cevabı eksik.

Birşey daha var tabi. Hakim ilkesi diye bir ilke vardır.

Hakim ilkesi ihlal ediliyor.

Bu yargılamanın sonu yok. AİHM Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye'yi bu yargılamalardan dolayı mahkum edecek.  En temel insan hakları, yargılama evrensel ilkesi ihlal edildi.

Tabi Hakim İlkesi.

Biz hangi tarihli olayı sorguluyoruz. Özellikle 2009. Bu mahkemeler ne zaman oluşturuldu.

2014. Peki bu mahkemeler ne için ve neden kuruldu?

Şimdi bunu cümle alem bilmiyor mu? Bu mahkemeler Sulh Ceza Mahkemeleri 17-25 Aralık sonrası "İnlerine Gireceğiz" dedikleri bir grup için kuruldu. Öyle yada böyle.

Demek ki bu mahkemedeki yargıçlar, inlerine girilmek için oluşturulan bir operasyon mahkemelerinin yargıçlarıdır. Şimdi ben bunu hukukçu olarak üzerime düşeni söylemem bir borçtur.

AİHM, diyor ki, gözaltı süresi hiçbir koşulda 4 günü geçemez. Peki son göz altı süresi kaç gün sürdü? 6 gün..

Mahkemelerden korkmaya gerek yok. Ancak Tabi Hakim İlkesi, hukuk hiçe sayılarak yok ediliyorsa, hukukçular buna itiraz eder ve bunu mahkum eder.

Zulmün Kimliği olmaz.!

Nedim Şener, Ahmet Çıkın'ın basılmamış kitaptan dolayı içeri alınmalarını bir kez daha telin etmek, o günkü hukuksuzluğun bugünlere kadar uzanmasını talihsiz olarak görüyoruz.

Geçmişi unutmayın. O gün susan, Ekrem Dumanlı (Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü) ne diyordu?

Bırakın yargı kararlarını rahat alsın, yargı rahat karar alsın, aceleniz ne?. Özgür ülke, özgür basın kavramını kullanıyordu. Keşke o günkü ortamda da güçlü Türkiye, güçlü basın söylemleri konuşabilseydi.

Bugün yaptığınız itirazın da ona göre güçlü bir dayanağı olsaydı.

Dünün gücüne ortak olanların, o günkü haksızlıklara destek verenler, bugün aynısını kendileri istiyorlar.

Hukukçular, dün sen şöyle demiştin, bugün sen böyle demiştin diyemez.

Hukukçular dün siz böyle yaptınız, size oh olsun diyemez..

Bugün hukukun cenazesini hep birlikte kaldırıyoruz

Hepimizin başı sağ olsun.

Bu Ülkede kimse güvende değil.

 

  • Başkan Kazan'a; "Hocam siz ne taraftasınız?" diyorum,

Başkan Kazan, devam ediyor:

Haksızlığa kim uğrarsa uğrasın ben haksızların yanındayım.

Şimdi sorarım size bir doktora muayeneye gidiyorsunuz ve şöyle soru soruyorsunuz;

"Siz ne taraftasınız?"

Böyle bir soru solabilir mi?

Ne kadar yanlış değil mi?

Terörist bir katili bile doktor muayene ediyor, ona operasyon yapabiliyor.

Şunu söylemeliyim. Ben İstanbul Barosu Başkanı Ümit kocasakal ile birçok noktada aynı görüşte değilim.

Ben görüşünü her platformda ifade eden bir kişiyim.

Ama Kocasakal’ın görüş ve düşüncesine saygı duyuyorum.

 

  • Sakarya'nın en önemli sorunu nedir?

En önemli sorunları desek daha iyi olur? Hayatta en önemli ihtiyacımız nedir? Hastalandığımızda en iyi sağlık kuruluşana giderek, tedavim yapılsın istiyorum.  Hasta olduğumuzda gerçekten gidebileceğim, insani muamelenin yapıldığı bir sağlık kuruluşu olsun istiyorum.

İkincisi Adalet. Adalet ilkemizde, Sakarya'da temel ihtiyaç maddelerden biri.

Haksızlığa maruz kaldığımızda, adil mahkemelere gidilebilen güven duyulan mahkemelerin olması lazım.

Eğitim, güzel okullar olsun isterim. Binası ile öğretmen ve sistemiyle çocuklarımız son derece iyi eğitim almış bir sistemde yetişsin isteriz.

Çevre. İçinde yaşadığımız çevre, nasıl bir hayat yaşadığımızın kalıntısı olacak çevre. Çevre bize hayat veren bir şeydir. Göller, ağaçlar, doğal kaynak, hava her şey.

Sosyal ve kültürel faaliyetler. Güven içinde yaşayacağımız konutlar. İnsan yıkılacak olan bir yerde oturur mu? Güvenli ortamlarda, güvenli şehirlerde yaşamalıyız.

Sakarya maalesef bu tüm olanları hak etmiyor.

Hukuk sistemi lağvedildi. Yazık.

Sağlıkta yaşanan skandal yargı sisteminde de yaşanıyor. O üst üste yan yana tıkılmış şekilde hastanede yatan çocukların, aynı eş tabirle karşılığı Adliye’dir. Tıkıştırılmış duruşma salonlarında üst üste istiflenmiş çalışıyor o insanlar.

Adliyenin kaderi bu şehirde maalesef gündem bile olmuyor. Hepimiz aslında risk altındayız. Adımlarımıza dikkat edin. Adliyeye düştüğünüzde dosyanıza bakacak hakim yok. Çünkü  hakim dosyanıza hasbel kader bakacak. Suçlamıyorum. Eleştirmiyorum. Bir hakimin önünde bir sürü dosyası var.

Bir iş Mahkemesi hakiminin önünde 1700 dosya var. İşçi hakları diyoruz?

Hangi işçi, insan evladı gider, bu mahkemeden hakkını alabilir?

Alamaz. Biz bu hakimi suçlayabilir miyiz?

Acilen 2 İş mahkemesi kurulmalı. Kurulamıyor.  Neden kurulamıyor biliyor musunuz?

Yer yok. 4’üncü Ağır Ceza kurulmalı. Çok ciddi dosya yoğunluğu var.

Oradaki hakimin kendini iyi hissetmesi lazım. Sağlıklı karar vermesi lazım.

Adliye de ayağınız kayarsa mazallah, bir daha ayağa kalkamayabilirsiniz.

4Üncü Asliye hukuk Mahkemesi açın dedi HSYK, malesef mahkeme 3 ay sonra kapatıldı.

Yer yoktu.

Yer bulamadık. Gitti.

Günde 100 hastaya bakan doktor ne kadar sağlıklı hizmet verirse, onca dosyanın arasında kaybolmuş hakimler de o oranda sağlıklı karar verebilir..

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Net Gaste | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0264) 278 54 50 | Faks : (0264) 278 54 50 | Haber Scripti: CM Bilişim