• BIST 103.912
  • Altın 161,198
  • Dolar 3,9233
  • Euro 4,6062
  • Sakarya 6 °C
  • Kocaeli 6 °C

Üretim ve Kalitede Liderliği Yakaladı

Üretim ve Kalitede Liderliği Yakaladı
'CMAK’ markalı vinçler, 40'ın üzerinde ülkede kullanılıyor

Sakarya’da dünyaya geldi.

2 yaşında İstanbul’a gitti…

Üniversiteyi İstanbulda  bitirdi.

Yıllar sonra doğduğu topraklara dönerek, Türkiye’nin en modern üretim tesisini kurdu.

Osman Çakmak…

Çakmak Vinç’in yönetim kurulu başkanı.

Hendek 2’inci Organize Sanayi Bölgesindeki tesislerinde dünyada marka olmuş, Vinç üreten firmalara Vinç üretiyor.

Üretimini yaptığı vinçler, kalitede lider ve 40’ın üzerinde ülkede güvenle kullanılıyor.

İş hayatına 6-7 yaşlarında İstanbul’da başlayan Osman Çakmak, bugünkü faaliyetlerine kardeşi Suat ve oğlu Orçun ile birlikte devam ediyor.

“İyi bir mühendis kadrosuna sahibiz” diyen Osman Çakmak, sanayicinin de sosyal olması gerektiğini ifade ederek, sosyal hayatın içinde olmanın başarıda önemli bir payı olduğuna da dikkat çekiyor.

Osman Çakmak, çalışma hayatında esas alınması gereken temel unsurları “Çalışmalı, Sabırlı Olmalı, Kanaatkar Olmalı.” cümleleriyle ifade ettikten sonra 40 yıla yaklaşan iş hayatını ise şu şekilde özetliyor:

 

Okulu bitirince ne yapacağımı düşünmeye başlamıştım

“Benim üniversite hayatım 1973 yılında Sakarya’da başladı. Sakarya Devlet Mimarlık Akademisinin önce inşaat bölümü, daha sonra da makine bölümüne girdim.

Trabzon kökenliyim ama Sakarya doğumluyum. 

2 yaşında İstanbul’a gitmişiz. Üniversiteye burada başladım ve 1973-75 yılları arasında yatay geçişle Yıldız Teknik Üniversitesi makine bölümüne geçiş yaptım.

1977 yılında son sınıfta öğrenci olayları nedeniyle okul 1, 5 yıl kapandı. Bu olaylar benim hayata biraz daha objektif bakmamı sağlamıştı. Okulu bitirince ne yapacağımı düşünmeye başlamıştım.

Okulda derslerim iyiydi ama mesleki tecrübem hiç yoktu. Paniklemiştim…

Bir an önce bir yere girip, hatta mümkünse üste para verip bir yerde işi öğrenmeliydim.

Bu arada bir mühendis büyüğümüz beni işyerine davet etmişti. Yanına gittim.

Bana; sen mühendislik okumuşsun, teknik resmin nasıl diye sorduğunda ben de iyi dedim.

Bana çalışma teklif etti ve ne kadar maaş istersin deyince ben de kendisine, ben para istemiyorum, ben işin mutfağından başlayacağım ve işi iyice öğreneceğim dedim.

O zamanlar bilgisayar yoktu. Çizimleri resim tahtalarında yapardık. 1 hafta kadar resim çizdim. Çizdiğim teknik resmi patrona gösterdim ve patron çizdiğim resmi beğenmemişti.

Bu olmadı Osman, dedi ve yırttı attı.

Ben de kendisine zaten bu hafta para istemiyorum deyince, bana, hayır paranı alacaksın, moralini de bozma. Bu seni kamçılamak için yapılan bir hareket dedi.

Gerçekten de bu hareket beni çok kamçılamıştı. Bir müddet sonra daha okul bitmeden teknik büro şefliğine yükselmiştim çalıştığım yerde.

Okul bittiğinde ben sadece gidip okuldan diplomamı aldım. Bilgi ve saha deneyimim ve tecrübem gayet iyi bir seviyeye gelmişti.

Okul bittiğinde ben 1,5 yıllık deneyimli bir mühendis olmuştum. İşin mutfağında yetiştiğim için çok iyi projeci olmuştum. Vinç sektöründeki proje ve üretim faaliyetimiz o yıllarda başlamıştı. Bir müddet sonra da çalıştığım firmanın patronu oldum.

1977’de teknik ressam olarak girdiğim firma 1984’de darboğaza girince patronlar bana Osman gel sen bu işin başına geç deyince, ben de kendilerine mühendislikten başka bir şey bilmem, yönetim konusunda becerim ve tecrübem yok desem de bir anda yeni şirket kurup beni şirket ortağı yapmışlardı bile.

Çek yazmasını, muhasebeyi, iş hukukunu öğrenmeye başladım. Bir taraftan mühendislik yaparken diğer taraftan da işletmeci oldum.

1984 yılında küçük ortak olarak başladığım işletmede 1985 yılında şirketin büyük ortağı konumuna geldim.

Çünkü bu dönemde inanılmaz bir cesaretle girmiştim işin içine. Yoksul bir aileden geldiğim için kaybedecek hiçbir şeyim yoktu.

cakmak-vinc.jpg

Kesinlikle kötü ürün yapmayacağım

Ben bu teklifi kabul ettiğimde benim dostlarım benimle birlikte olmadılar. Batar bu firma, maceraya giriyorsun dediler. Şirketin çok borçları vardı ve bu borçlar da benim olmayana borçlardı. Şirketi borçları ile birlikte almıştım ama kısa sürede bu borçları çalışarak toparladım. Ayrıca üretimini yaptığımız vinçler de piyasada aranan bir ürün olmuştu. Kendi kendime hep şunu söyledim. Kesinlikle kötü ürün yapmayacağım.

İşin mutfağından geldiğim için hep kaliteli malzeme kullandım ve kaliteli ürünler yaptım.

Bu bize şu imajı kazandırdı. Kaliteli ürün yapar, kötü ürün üretmez imajı oluşmuştu piyasada.

Kaliteli ürün yapmaya odaklanınca marka olmaya başlamıştık.

Kısa sürede işimizde zirveye çıktık. O tarihlerde Almanya, Fransa, İtalya gibi ülkelerden Vinç ithal ediliyordu Türkiye’ye. Yerli üretim çok sınırlıydı ve güvensizdi.

Ben ilk defa bu işin seri ve standart olarak yapılabileceğini düşünerek bu noktaya odaklandım.

Bunun üzerine İstanbul’da küçük bir atölyede başlayan üretimlerimiz daha sonra fabrikalaşmaya doğru yol almaya başlamıştı.

Ama en büyük sıkıntım sermaye yetersizliğiydi.

Bir şeyler üretiyoruz, satıyoruz, kazanıyoruz ve kazandığımızla yeniden üretime odaklandığımız için bu hızımızı kesiyordu.

Bu süreci hızlandırmalıydım ama bir taraftan da müşterilerin üretim yaptığımız mekanı görmek istemeleri de beni tedirgin ediyordu. Biz de İstanbul’daki zor şartlarda çalışan yüzlerce işletmeden biriydik neticede…

O zamanlar fabrika diyebileceğimiz tesisler parmakla gösteriliyordu.

Türkiye Pazarında da 6-7 yılda 1 numara olduk

İstanbul’da üretim yaparken Bilecik’te yatırım yapmaya kararı verdim. Artık ürettiğimiz vinçler yurt dışında da tanınmaya başlamıştı ve daha büyük ve modern teknoloji ile üretim yapmalıydım.

Bu arada Rusya da bizden ürün almaya başlamıştı. Burada da iyi bir pazarımız oluşmuş ve vinçlerimiz Rusya’da aranan ürün olmuştu.cmak.jpg

Türkiye pazarında da 6-7 yılda bir numara olduk.

Bu arada Bilecik’teki yatırımdan sonra Sakarya’da da yatırım yapmaya karar verdim. Hendek 2. OSB’de.

Burada da yine sıfırdan başladım yatırıma. Artık piyasada ciddi bir marka olmuştuk.

Bugün, Vinç alıyorum diyen Türkiye’deki 2 kişiden biri muhakkak bizi bilir ve tanır.

2005 yılında Hendek 2’inci OSB’de yatırım yapmaya başladığımda stratejiyi de değiştirdim.

 

CMAK markalı vinçlerimizle dünya pazarlarında da marka olduk

Dünya’daki vinç üreten firmalara Vinç üreten bir firma olmalıydım.

Hedef koymuştum kendime. Kalitemizle ve marka bilinirliğimizle Rusya’daki son kullanıcıya vinç satabilir miyim? Satarım. Peki servis hizmeti verebilir miyim? Maliyeti çok yüksek olacağı için yapamam. Çünkü bunun böyle olduğunu Alman firmalarından görmüştüm.

Almanların yaptığı gibi biz de ülkelerde kendimize partner bulduk. Böyle yaparak burada ürettiğimiz ürünler son derece kaliteli ve yüksek teknoloji gerektiren, katma değeri yüksek ürünler olmaya başladı.

Bizim şu anda 24 ülkede partnerlerimiz var.

Vinçlerimizin kullanıldığı ülke sayısı ise 40’ın üzerinde.

Ben 24 ülkeye veriyorum ama partnerlerim de kendi etrafındaki ülkelere satıyor.

Bayi sayımızı da sürekli artırıyoruz.

Mesela vinçlerimiz Amerika Birleşik Devletleri’nde, Kanada’da, Brezilya’da, Meksika’da, Ekvator’da, Arjantin’de, Güney Afrika, Avustralya, Tayland, Malezya ve daha birçok ülkede kullanılıyor.

Rakiplerimiz bizden çok daha eski ve güçlü olmalarına rağmen biz ‘CMAK’ markalı vinçlerimizle dünya pazarlarında da marka olduk.

Artık dünyadaki güçlü firmalarla da rekabet edebiliyoruz.

 

Ülkemizin bayrağını daha fazla ülkede dalgalandıralım istedik

Şu anda ana üretim üssümüz Hendek’teki fabrika.

İkinci tesisimizi de Eskişehir OSB’de kuruyoruz. Bitmek üzere. 2015’in ilk yarısına kadar üretime başlamayı planlıyoruz. 7 bin metrekare alanda kuruyoruz bu fabrikayı. Tamamen lokal müşterilerimize hitap eden bir yapı ile üretim yapacak.

Hendek tesislerimiz ise 20 bin metrekare alan üzerinde 12 bin metrekaresi kapalı bir alana sahip.

cakmak-vinc.JPGBurası Türkiye’de en son yapılan tesislerden biri ve alan olarak da Türkiye’deki en büyüklerden biriyiz.

İhracatta, üretim kalemlerinde ve ihtisaslaşmada Türkiye’de zirvede olduğumuzu söyleyebilirim.

Bizden daha iyi olan yabancı ortaklı kuruluşlar var elbette.

Ama yerli olarak kim dersek “biziz”.

Yüzde 100 yerli sermaye ile yüzde 100 yerli üretim yapıyoruz.

4-5 yıl önce Dünya’nın en büyük Vinç firması bize geldi ve bizi almak istedi.

Tabi biz direndik. Para sıcaktır ama biz hayır dedik. Çünkü bu markayı bu noktaya getirdik yıllarca uğraş verdik ve bir Türk markası oluşturduk.

Dünyada kabul gördük, bu noktadan sonra eğer tamam deseydik, belki çok iyi bir paraya markamızı satıp bundan sonraki hayatımıza çok daha rahat bir şekilde devam edebilirdik.

Ama biz devam kararı aldık.

Üretmeye devam dedik.

Markamızı, ülkemizin bayrağını daha fazla ülkede dalgalandıralım istedik.

Ülkemizin menfaatlerini düşünerek fabrikamızı ve markamızı satmadık.

Yerli olan markamızı ve sermayemizi yerli olarak bırakalım dedik.

Eğer bu tesisi satmış olsaydık şu anda burada bir Avrupalı bir firmanın bayrağı dalgalanıyor olacaktı.

Biz tarım toplumu bir ülkeyiz. Ziraati daha iyi biliyoruz. Meyveciliği biliyoruz, hayvancılığı, sebzeciliği biliyoruz ama uzman da değiliz. Verim çok düşük. Hollanda kadar olamadık. Bu nedenle yaptığımız her işte uzmanlaşmamız gerekiyor.

 

İhracatın ne demek olduğunu 1980’den sonra öğrendik

Ülke olarak sanayi ile yeni tanıştık. Çok eski bir sanayi kültürümüz yok. Almanya, İngiltere, Amerika gibi değiliz. Aslında Türkiye’de sanayileşme hamlesi bizim kuşakla başladı diyebilirim. Bizden önce abilerimiz, büyüklerimiz başlamışlar. Ama ihracatın ne demek olduğunu 1980’den sonra öğrendik. O yıllarda yurt dışına çıkabilmek için yıllarca beklemek gerekiyordu. Yurt dışına çıkamıyorduk…”orcun-cakmak.JPG

Benim ilk yurt dışına çıkışım 37-38 yaşında oldu.

Ama şimdi yeni kuşaklar şanslı. Oğlum yurt dışı ile 16-17 yaşında tanıştı.

Yurt dışına çıkışımız bizim ufkumuzu açtı.

Biz geçmişi bildiğimiz ve gördüğümüz için bizden sonra da bu işin yıllarca devam etmesini istedik ve fabrikamızı satmadık.

Bugün Türkiye Dünya’ya makine üreten bir ülke olmaya başladı. Evet Almanya makina konusunda bizden ileride ama sanayi Almanya’da 1830’larda başlamış. Bizden 150 yıl önce sanayi ile tanışmış. Türkiye’de ise 1980 yılından sonra ciddi bir atılım ve açılımla sanayileşmede sürdürülebilir bir hamle başladı.

Eğer Türkiye’deki bu sanayileşme hamlesi böyle devam ederse tahmin ediyorum aradaki farkı hızla kapatabiliriz, 10-15 sene sonra Avrupa ile aramızda mesafe  kalmaz.

Devletin 2023 yılı için gösterdiği hedefler makine sanayinde ihracat hedefi 100 milyar dolar. Bu bence ulaşılamayacak bir rakam değil. Ancak burada sanayicilerimizin biraz daha şevkle işe sarılması lazım. Devletimizin de sanayicilerimizin yanında olduğunu daha belirgin ifade etmesi lazım.

Ama sanayicilerimizin de sosyal sanayici olması lazım. Yani şehrinde ve ülkesindeki olayları görmesi, çevresindeki insanlarla bir arada üniversitede, dernek ve vakıflarda, sivil toplum kuruluşlarında yani sosyal hayatın her noktasında olmaları gerekiyor.

Ben üniversite ile daha fazla işbirliği yapmayı arzu ediyorum.

 

Yeni jenerasyon artık çok daha donanımlı

Şunu da söylememde fayda var. Biz yani Tük sanayisi artık bilgisayarı da çok iyi kullanmaya başladı. İnterneti iyi kullanıyor. Bu şekilde dünyaya çok daha kolay ve ulaşabiliyoruz. Şimdi yeni jenerasyon artık çok daha donanımlı. Şimdi dünyanın öbür ucunda Avusturalya’dan bizim sitemize girerek web sitemiz üzerinden teklif alabiliyor, ürünlerin resimlerini çıkarabiliyor. O ürünü kaça alabileceğini görebiliyor. Bu bize inanılmaz bir hız ve prestij kazandırıyor.

Gelişmiş olarak bildiğimiz ülkelerin firmaları bunu yapamazsınız nereden biliyorsunuz derken şimdi karşılarında artık Türk firmalarını buluyorlar.

Şu anda bizden sonra gelecek olan jenerasyon, onlarla aynı arenada mücadele edecek.

İyi ürün yaparsanız her yerde pazarlarsınız.

Japon ürünlerinin ne kadar kötü olduğunu gençliğimizde bilir ve konuşurduk. Çin işi Japon işi derlerdi. Ama bugün Dünya’nın en iyi teknolojisini üreten Japonlar inanılmaz kalitede ürün üretiyor.

Dünya’da da artık Türk markaları yavaş yavaş kendine yer edinecek. Ama markalaşmada Türkiye çok geri. Dünya’da popüler olmuş bir markamız yok. Eğer makine sektörü bu tempoyla devam ederse, tahmin ediyorum hedef konulan tarih 2023’te hedefler birebir yakalanamasa bile Türk sanayisi markalaşmakta iyi bir yol kat etmiş olacak. İşte ondan sonra dünyaya mal satmak çok daha kolay olacak.

 

Sanayicinin müsrifi olmamalı

Biz şu anda 24’dan fazla ülkeye ihracat yapıyoruz. Bu başarıya elbette ki çalışmakla ulaştık. Ama hiçbir şey tesadüfi değil. Başarılı olursunuz ama kısa sürede kaybedebilirsiniz. Çalışmaktan başka başarının önünü açacak başka bir anahtarın olduğunu düşünmüyorum. Birincisi çalışmak, ikincisi sabırlı olmak ve üçüncüsü aza kanaatkar olmayı bilmek. Bir de sanayicinin müsrifi olmamalı. Sanayi müsrif adamı sevmez. Bugün kazanırsınız, ama paranın harcanma yöntemlerini bilmezseniz büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalırsınız.

Şu anda fabrikamızda 120 çalışanımız var. Aileleri ile beraber yaklaşık 500-600 kişi demek. Şimdi bizim burada yapacağımız bir hata 500-600 kişinin geleceği ile oynamak anlamına gelir. Yan sanayi tedarikçilerimizi de hesaba katarsak eğer demek ki 1000 kişilik bir nüfusun sorumluluğunu da üzerimizde taşıyoruz. Dolayısıyla bizim hata yapma, yanlış karar alma, yanlış yatırım yapma lüksümüz yok. Sanayici çarçur etmemeli. Sanayici güçlü olmalı.

 

Ticaret ile çocuk yaşlarda tanıştım

Ailem  dar gelirli olduğu için daha çocukluk yıllarımda ihtiyaçlarımı kendim karşılıyordum.

Nane limon ve gazete satmakla başlayan bir iş hayatım var. 17-18 yaşına kadar İstanbul’da Kadıköy’de akşam gazeteleri satardım. Ticaret ile çocuk yaşlarda tanıştım.

Cesaretim de vardı o yaşlarda. Çünkü gazeteyi 13-14 yaşında gece satmak kolay değildi. Gece her şeyi örter derler. Cesur olmak lazım ama küçük yaşta cesaret ne kadar sizi koruyacak… 17-18 yaşına kadar gazete satmaya devam etti.

Çocukluğumdan beri hep mühendis olmayı düşünüyordum. Daha ortaokulda iken oyuncak hücumbotlar yapar, küplerden de top mermisi yapardım. Suda yüzdürürdük. Daha çocukken üretmeye karşı özel bir ilgim vardı.

Hatta bir su birikintisi gördük mü oraya gider yaptığımız maket gemilerle mahalle arası savaş yapardık. O zamandan başlayan üretme sevdası vardı bende.

Üniversiteyi bitirdikten sonraki iş hayatımda da çok yoğun çalıştığım dönemler oldu. Sabah 06’da başlayıp, gece 01’e kadar çalışırdım. Bazen iş yetiştirmek için sabahlara kadar proje çizdiğimiz zamanlar da olurdu. Çünkü o zamanlar Türkiye’nin popüler firmalarına iş yapmak inanılmaz bir gurur  kaynağıydı.

Şu anda bile İstanbul’dan pazartesi sabah çıkıyorum, saat 08’de Hendek’de işimin başında oluyorum. Her gün buradayım ve hafta sonu da İstanbul’a dönüyorum. İstanbul-Sakarya arasında mekik dokumak gibi bir şey. Ama bundan dolayı da asla rahatsız değilim. Çünkü bu artık bende bir yaşam tarzı oldu ve bundan keyif alıyorum. Ürettiğimiz ürünler müşterilerin fabrikalarında çok önemli fonksiyonları yerine getiriyorlar. Bizim ürettiğimiz ürün fabrikaların can damarı. Vinç durduğunda fabrikada üretim durur. Çok kritik bir noktadayız. Tehlike riski de çok ağır.

Bizim şu anda Türkiye’de ve Dünya’da çalışan Vinç sayımız 15 binin üzerinde.

Bu sayıya ulaşan bir başka firmanın olduğunu sanmıyorum.

 

Dünya’ya bugün gelsem yine de sanayici olurdum

Türkiye’de 60 bine yaklaşan makine mühendisi var.

Türkiye’nin her ilinde de üniversite var, bazılarında da birden fazla… Ama transport tekniğinde kaldırma ve taşıma tekniğinde mühendis yetiştiren üniversite çok sınırlı.

Ama bir Almanya dediğimizde Vinç’i bilen binlerce mühendis var.

Bu nedenle Üniversitelerin de ihtisaslaşması gerektiğini düşünüyorum. Uzman mühendisler yetiştirmeliyiz. Eğer ben kaldırma ve taşıma tekniği alanında üniversitede eğitim almış olsaydım bugünkü geldiğim noktaya çok daha kısa sürede gelmiş olurdum.

Bizim 5-10 yılda düşündüğümüzü artık yeni jenerasyon 2-3 yılda düşünüyor.

Biz kara düzenle bu noktaya geldik.

Ben Üniversite son sınıfa geldiğimde hesap makinesi yoktu. Sürgülü cetveller vardı. Hesap makinesinde 1-2  saniyede yapılan hesapları o zamanlar 5-10 dakikada yapardık. Bir cıvatanın resmini bile elle çizerdik.

Gönül rahatlığı ile söylüyorum.

Dünya’ya bugün gelsem yine de sanayici olurdum… 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Net Gaste | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0264) 278 54 50 | Faks : (0264) 278 54 50 | Haber Scripti: CM Bilişim