• BIST 105.026
  • Altın 162,784
  • Dolar 3,9187
  • Euro 4,6430
  • Sakarya 9 °C
  • Kocaeli 9 °C

SUÇ VE CEZA

Yavuz Soydan

Kim tarafından, ne zaman ve nerede yapıldığından bağımsız olarak;

Devlet kurumlarına; gerektiğinde kullanılmak üzere taraftarlarını veya bağımlılarını yerleştirmek; bu yerleştirmeleri, sınav yolsuzlukları ve torpil uygulayarak gerçekleştirmek; kesinlikle HUKUKSUZDUR ve SUÇTUR…

Kulları ilahlaştırmak, kula kulluk etmek ve kula kulluk edilmesinin zeminini hazırlamak en basit anlamı ile AHLAKSIZLIKTIR…

Devletin yasalarında, anayasasında ve yönetmeliklerinde; suç ve yasadışı olarak tanımlanmamış faaliyetleri; suç varsayıp keyfi ceza vermek SUÇTUR.

Modern devlet anlayışında “hiçbir suç, suç işleyerek önlenemez”. Yapılırsa yalnızca mafyavari yöntemlerle bataklıkta geçici sivrisinek mücadelesi yapılmış olur.

Gariban Anadolu çocukları okusun diye; her isteyen kişi veya oluşuma, imkanları ölçüsünde, ayrım yapmadan muhabbetle destek olmuş insanları, silahlı terör örgütü üyeliği ile ispiyon etmek ve onlara iftira atmak SUÇTUR.

Bir suçu önlemek, suçluları cezalandırmak ve güvenliği sağlamak devletin asli görevidir. Fakat bütün bunlar, mer’i (güncel/geçerli) kanunlara göre yapılmalıdır.

Böyle yapılmaz ise ne olur?

Bu coğrafyada 500 yıl, İslam toplumunda ise Hz. Ömer’den sonra 1300 yıldan beri olanlar tekrar eder durur. Bazen 10 yıl bazen 15 yıl aralıklarla…

M.Akif diyor ki;

“Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

"Tarih"i  "tekerrür"  diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”

40 yıllık süreçte Paralel Devlet Yapılanması yapan oluşuma uzaktan yakından değen yaklaşık 15-20 milyon taraftar veya dönemsel olarak sempati duyan vatandaş olduğu tahmin ediliyor…

Sohbetlere katılanlar, vaaz dinleyenler, gazetesini okuyanlar, kitaplarını alanlar, kurumlarında çalışanlar, bankası ile iş yapanlar, okullarına gidenler, okullarına öğrenci gönderen veliler, üniversitelerinde okuyanlar, sadaka verenler, yardım verenler, kurban bağışlayanlar, dil olimpiyatlarına destek verenler, TV’lerinde program yapanlar, programlarına katılanlar, dizilerinde rol alanlar, faaliyetlerinde finansör olanlar, finansörlerle iş yapanlar vb.

Bunlar arasında; bakanlar, başbakanlar, milletvekilleri, rektörler, belediye başkanları, iş adamları, evlatlar, damatlar, akrabalar vb. var...

Suç ve cezaların eşitliği ilkesi gereği; peyder pey bunların hepsi tutuklanacaksa; tutuklamaları, yargılamaları ve infazı yapacak sistemlerde hızlı bir şekilde tamamlanmalıdır…      

Kanunların suç saydığı fiilleri işleyen herkes eşit ve adil şartlarda yargılanmalıdır…

Fethullah Gülen, kendi istek ve iradesi ile hiç bir ön şart koşmadan Türkiye'ye gelerek hukuk sürecine dahil olmalı ve yargılanmalıdır...

Aynı şekilde suç; temel olarak devlete gerektiğinde kullanmak ve devleti ele geçirmek için devlet kurumlarına taraftar sokmak ve işlemler yapmak ise bunun bir tarihe veya yalnızca bir gruba bağlanarak milat oluşturulması ve doğrudan bu organizasyonun içinde bulunmuş bazı kişilerin yargılanmaması doğru değildir.

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) denilen oluşumu gerçekleştirenlerin ve 50 yıl, 40 yıl, 30 yıldır bu işin doğrudan içinde olanların (Nurettin Veren, Latif Erdoğan, Kemalettin Özdemir, Hüseyin Gülerce, Ahmet Keleş, Said Alpsoy vb.) büyük kısmı itirafçı olsalar dahi bunca yıl verdikleri zararın hesabını ödemeyecekler mi?

Bu kişilerin en azından herkes gibi yargılanmaları gerekmektedir.

İşte o zaman; tüm taraflar için çok büyük bir rahatlama olacağı ve gerginliğin azalacağı, ülkenin bugünü ve yarınının daha aydınlık olacağı ve gelecekteki islami hizmetlerin daha şeffaf ve güvenilir hale geleceği kanaatindeyim...

Sonuç olarak; bu topraklara barışın, kardeşliğin, refahın ve huzurun gelebilmesi ve telafisi mümkün olmayan mağduriyetlerin oluşmaması için suçlama, tutuklama ve yargılama ve cezalandırma aşamalarında aşağıdaki “suçta ve cezada kanunilik ilkesi” nin çiğnenmemesi büyük bir önem arz etmektedir.        

Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi

Suç ve bunun karşılığı olan cezanın ancak kanun ile belirlenmesidir. Bu temel ilke, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasında yer almaktadır: "Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz." Bu da suç tanımının belirgin ve açık biçimde kanunla düzenlenmesini gerektirir. Belirsiz ve muğlak ifadelerle suç tanımlanamaz.

Kanunilik ilkesinin gerektirdiği bir başka şart da, aleyhe olan kanunun geçmişe yürüyemeyeceğidir. Yani, işlendiği sırada suç olmayan bir fiilden dolayı, sonradan fiilin suç olarak düzenlenmesi nedeniyle kimse cezalandırılamaz.

Gene kanunilik ilkesinin getirdiği bir başka koşul da failin aleyhine kıyas yasağıdır. Ceza hukukunda kıyas, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinin 3. fıkrasında "Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz." şeklinde belirtildiği üzere uygulanamaz.

Unutmayalım ki; “ADALET Mülkün/Devletin/Varlığın ESASIDIR”.

Bu yazı toplam 919 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Net Gaste | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0264) 278 54 50 | Faks : (0264) 278 54 50 | Haber Scripti: CM Bilişim