Suriyelileri geri gördermelimiyiz?

Osman Karagüzel

             Cevabını  baştan ve peşinen vererek, sonra gerekçelerini açıklayalım.

              Evet. Göndermeliyiz!

              Hiçbir gerekçe, onların geri gönderilmesinden, hem kendileri ve ülkeleri, hem de ülkemiz için, daha akılcı, mantıklı ve daha faydalı olamaz!

               Sadece Suriyeli kardeşlerimiz değil, Iraklı ve ülkemize sığınmış ne kadar sınır ötesi kardeşimiz varsa, hepsi VATANLARINA GERİ GÖNDERİLMELİDİRLER.

               Şimdi gerekçelerine geçelim.

               Öncelikle bunlar bizim kardeşlerimiz.

               En asgarisinden “insanlık” kardeşiyiz.

               Aynı ümmetin fertleri, din kardeşleriyiz.

               Hepsiyle İnanç, kültür, tarih ve medeniyet ortaklığımız var.

               “ADEMOĞULLARI” kabilesinden de akrabalarımız olurlar.

               Durup dururken ülkelerini terk etmediler. Emperyalizmin vahşi saldırılarına, fitne ve desiselerine çok ağır bir şekilde maruz kaldılar. Tarihin en barbar muamelesine, zulmüne, soykırımına ve mezalimine uğradılar.

               İçine düşürüldükleri “kardeş kavgasından” kaçarak, bize sığındılar.

               Ne yazık ve ne acıdır ki, biz ve Müslüman Alemi, onları ülkelerinde koruyamadık. Aralarını bulup, kardeşlik ve barışlarını sağlayamadık. Emperyalizmin ve ziyonizmin tuzak ve pilanlarına engel olamadık. Tek dişi kalmış canavarların, acımasız ve insafsız pençesine teslim ettik.

               Bırakınız onları korumayı ve  ülkelerinde güvenliği sağlamayı, emperyalist oyunlara alet bile olduk. Bu duruma gelmelerinde (Suriye, Irak, Mısır, Libya v.s ) bizim de dahlimiz ve vebalimiz hiç de  az değil!

                Hiçbir sorumluluğumuz olmasa bile, sadece insanlık gereği kapılarımızı açmak zorundaydık ve açtık. Başka bir ülkeden, farklı millet ve  dinden olsalar bile, kapımıza dayandıklarında içeri almak zorundaydık. Zira, gelenler “EŞREF-İ MAHLUKAT,” yani “insan.”

                 Mağdura ve mazluma “kimliği” sorulmaz.

                 Onlar “muhacir” oldu, biz “ensar” olmak zorunda idik. Olmaya çalıştık ve çalışmaya da bütün gücümüzle devam etmeliyiz.

                 Misafir olarak ağırlamaya, imkanlar ölçüsünde ihtiyaçlarını karşılamaya, ekmeğimizi bölüşmeye devem ediyoruz ve etmeliyiz.

                 Ama, ne zamana kadar?

                 Ülkelerinde barış sağlanana ( imkansız değil, ama, zor ve uzun bir süreç  gerekiyor), can güvenliği tesis edilene kadar.

                 Hangi ülkede, bölgede ya da alanda barış ve güvenlik sağlandıysa, o bölgenin insanı hemen geri gönderilmeli, topraklarına kavuşturulmalı, vatanlarına sahip olmaları ve sahip çıkmaları sağlanmalıdır.

                  Onları geri göndermemek, vatanlarını başkalarına terk  etmektir.

                  Emperyalizmin ve ziyonizmin pilanlarına yardım etmek, kolaylaştırmaktır.

                 Arz-ı Mev’ud’a alan açmak, “Büyük İzrail’e” yol vermek, toprak kazandırmaktır.

                 Onları geri göndermemek gibi bir şey, asla düşünülmemeli, akıldan bile geçirilmemelidir. Esasen bu onlara en büyük haksızlık, hatta ihanet olur.

                  İhanet çevrelerine peşkeş, en büyük katkı olur.

                  Bizim vazifemiz;  bir yandan sığınmacı kardeşlerimize kucak açarken, misafir etmeye devam ederken, diğer yandan, ülkelerinde savaşı sona erdirmek, barışı, birlik ve beraberliği, toprak ve vatan bütünlüklerini sağlama yönünde çaba harcamak,  bölgedeki Müslüman ülkelerle ve üçüncü devletlerle farklı işbirliği ve ittifaklar arayarak, emperyalist ve ziyonist pilanları bozmak, ülkelerinde can güvenliğini sağlamak ve ondan sonra da tamamını evlerine,  yuvalarına, kanla sulanmış vatan topraklarına geri göndermektir.

                 1980’Li yılların sonlarına doğru, Bulgaristan’dan ülkemize zorla sürgün edilen Türk kardeşlerimiz için de, o günlerde aynı şeyi söylemiş, “şartlar elverdiğinde hepsini geri göndermeli, topraklarını boşaltmamalı ve Bulgarlara bırakmamalıyız” demiştim. Bulgarların amaç ve isteği de, geri göndermemek, Bulgaristan’ı Müslüman Türklerden arındırmaktı.

                   Suriyelileri geri göndermemek, sığınmacıların topraklarını, cani ve vahşi terör şebekesinin Suriye uzantısı PYD ve YPG’ye bırakmak, esasen de, emperyalist ve ziyonistlere terk etmek demektir.

                   Iraklıları geri göndermemek de, yine benzer neticelere hizmet edecektir.

                   D.Türkistanlı kardeşlerimizi  göndermediğimizde, Çin zalimlerine hizmet edeceğimiz, D.Türkistan’ı boşaltıp, Çinlilere teslim edeceğimiz  gibi.

                    BAŞKA ÜLKELERE SIĞINANLAR DA GERİ GÖNDERİLMELİ, ONLAR GÖNDERMESE BİLE KENDİLERİ DÖNMELİ, VATANLARINA SAHİP ÇIKMALI, HAİNLERE TOPRAK BIRAKILMAMALIDIR. VATAN BOŞ BIRAKILMAZ, VATAN SATILMAZ!

                   Geri göndermemizde tek şart, ülkelerinde barış ve güvenliğin sağlanması ve ondan sonra gönderilmeleridir.

                   Mültecilerin (sığınmacıların ) Türkiye’de kalmasına dair bir takım faydalar da ileri sürülebilir. Bunlar, geri göndermenin faydaları yanında deve de tüy hükmünde bile değildir. Geri gönderme;  başta sığınmacılar olmak üzere,  ülkeleri ve ülkemiz açısından  fevkalade sıtıratejik ehemmiyete haizdir.

                   Sonuç olarak, MÜSLÜMAN ÜLKELERDEN GELEN TÜM MUHACİRLER, ÜLKELERİNDE BARIŞ VE ASAYİŞ SAĞLANDIĞINDA, TAMAMI GERİ GÖNDERİLMELİ, VATANLARI HAİNLERE TESLİM EDİLMEMELİ, EMPERYALİZME VE ZİYONİZME ASLA VE KATA TERK EDİLMEMELİ, BOŞALTILMAMALIDIR.

                  Hiç şüphesiz, bunun çok çok küçük, fert ve fertler bazında istisnaları olabilir!