• BIST 93.043
  • Altın 193,760
  • Dolar 4,7189
  • Euro 5,4759
  • Sakarya 24 °C
  • Kocaeli 24 °C

Ne(deme)ye adayım?

Cihat Zafer

"Kalbin betonlaşması" diye bir yazı yazdı dün Yeni Şafak'ta, İbrahim Tenekeci.

"Turgut Uyar, Geyikli Gece şiirinde 'halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta / her şey naylondandı o kadar' diye yazmıştı. Şiirin bulunduğu kitabı (Dünyanın En Güzel Arabistanı, 1959) ölçü alırsak, tam elli beş sene olmuş. Bu iki dizeyi günümüze getirip güncellersek, 'her şey betondandı' diyebiliriz. Ve sürekli korkulan oluyor."

Devam ediyor Tenekeci: "Durmadan büyüme rakamları veriliyor. Bu büyüme karşısında, küçülen, geri çekilen nedir peki? Sorumuz, evvela, on iki yıldır iktidarda olanlara. Şunu da soralım: 'Geldik, çağı gördük ve ürperdik' diyen kim? Bir soru daha: Kadim medeniyetimizi betonla mı ihya edeceksiniz?"

Şöyle bitiriyor yazısını: "Buraya kadar yazdıklarımızı iki kelimeyle özetleyelim, sonra devam ederiz: Önce ahlak!"

Hayret! Ben de adaylığımı "Ehlak! Ehlak!" diye açıklamışım, tesadüf bu ya.

Aynı gazetede Mustafa Kutlu, yine dün, diyor ki: "Sayın Davutoğlu da 'Filozof Başkan' sözünü reddetmelidir. Türkiye'de filozof var mı acaba? Cumhuriyet dönemi Atatürk ilke ve inkılapları ile hedef belirledi; bunu 'altı ok' ile dile getirdi. Tepeden inme devrimin ceberrut uygulamaları tutmadı. Ama şunu gözden ırak tutmamalı. Ülke Osmanlı'dan itibaren gözünü Batı'ya çevirmiş ve modernleşmeye evet demiştir. Türkiye geçen yüz yıl içinde bayağı modernleşmiştir. Ancak dış görünüşte insanlar modern olsa da içleri Müslümandır."

Bu satırlar benim yazılarımın okuruna ne kadar da tanıdık gelecektir. Neredeyse başka hiç bir yere çıkmaz benim senelerdir yazdıklarım.

Kutlu da, devam ediyor: "Sayın Tayyib Erdoğan konuşmalarında emperyal bir dil kullanıyor ki, gayet yerindedir. Bosna'dan Haleb'e, Kafkasya'dan Filistin'e selam gönderiyor. Ama bu vizyonun altını iktisatla, siyasetle ve fikriyatla doldurmak lazım. Yoksa herşey retorikte kalır."

Aaaa. Mustafa Kutlu da mı bizimle aynı şeyleri söylüyor: "Ben şunu görüyorum: Türkiye son otuz yılda bir yandan modernleşiyor, bir yandan dindarlaşıyor. Bu bir tenakuz, ama gerçek. Sosyal bilimcilerin bu konuda çalışması lazım, ama önce İslâm'ı öğrenmeliler. Bilimde, felsefede, sanatta hangi akla hizmet edeceğiz? Biz dursak, hayat durmuyor. Bakınız kubbeler ve minareler şehri İstanbul'un sur içi karşısında, Maslak'ta bir gökdelenler şehri oluşuverdi. Aralarında tek bir minare yok. İkisi de İstanbul. İşte zurnanın zırt dediği yer. İkisini birarada mı yürüteceğiz, yoksa birini mi tercih edeceğiz? Geçen zaman bize gökdelenlerin galip geleceğini gösterdi. 'Yeni Türkiye'yi düşünmek bu 'arada kalmışlık'tan nasıl kurtulacağımızı düşünmektir. Bir 'zihniyet devrimi' olmaksızın Yeni Türkiye ham hayalden öte gidemez."

Bendeniz, Kutlu'nun sözünü ettiği "zihniyet devrimi"ne kafa yorulması gerektiğini düşünenlerin "Yeni Türkiye"sinin milletvekili aday adayıyım. Gerektiğinde özgeçmişim üzerinden gerekçelerimi izah edeceğim ama peşinen söyleyeyim, uzmanlık alanım, "konumlandırma"dır. Yani Türkiye'nin en büyük eksiği neyse o.

Örnek mi? Buyrun! Türkiye sürekli genç nüfusuyla övünür, öyle değil mi? Ne hakla peki? Alın size gençler hakkında bir bilgi: "Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) 2014 Eğitim Raporu'na göre, 15-29 yaş grubundaki Türk gençlerinin yüzde 29'u ne okuyor ne de çalışıyor. Türkiye genç nüfus potansiyelini boşa harcıyor. Merkezi Paris’te bulunan OECD tarafından, üye ülkelerin eğitim standartlarını, gelişmelerini inceleyen "Bir Bakışta Eğitim 2014" yıllık raporu yayımlandı. Raporunda Türkiye 'boş gezen gençler' sıralamasında bu sene de birinci sırasında yer alıyor."

Ben aday değilim arkadaş! Eğer bu defa benim de gönlümü hoş edecek adaylar gösteremez yahut ahbab çavuş sistemiyle devam etmeye kalkarsanız, 2015 seçimlerinde aday adayı, sonrası için de ciddi ciddi çalışmak üzere aday olduğumu söylüyorum. Durum bundan ibaret.

Peki kimin adayıyım? Sermayenin mi? Siyaset fabrikatörlerinin mi? İktidar merkezinin mi? Dayımız kim kısacası? Hiçbiri.

İlkokul 1. sınıftan üniversiteye kadar her sene sınıf başkanı olmamı nasıl babamın servetine yahut okul müdürünün torpiline borçlu değilsem, eğer milletvekili olacaksam, onu da "millet"ten başka kimseye borçlanarak olmayacağım.

İlginçtir, önümüzdeki ilk seçimden itibaren "sandığın içinden" ne çıkacağını, kimin "vekil" olacağını, "milletin içinden" ne geçtiğini "duymak istemeyenler" değil, bu "bağımsızlık" ve "özgürlük" seçeneğini destekleyen "makul" ve "mütevekkil" insanlar belirleyecek.

Ben o insanlarla ne konuşacağımı biliyorum. Gerisi, torpile mahkum ya da servetini (niyeyse?) milletvekilliği uğruna harcamak zorunda kalacak olanların sorunu, benim değil.

 

 

Bu yazı toplam 2503 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Net Gaste | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0264) 278 54 50 | Faks : (0264) 278 54 50 | Haber Scripti: CM Bilişim