• BIST 93.043
  • Altın 193,340
  • Dolar 4,7189
  • Euro 5,4759
  • Sakarya 21 °C
  • Kocaeli 19 °C

Ne kazandık? Ne Kaybettik?

Cihat Zafer

Biraz para biraz güç biraz da şöhret kazandık. Hepsi bu. Ne kaybettik peki? Çok şeyi.

Bütün kaybettiklerimiz arasında, memleket ve dünya ahvali hakkında "söz söyleyebilme" hakkını ve gücünü yitirmiş olmamız en büyük kaybımızdır.

Muhalefeti kaybettik. Muhalif olmayı, muhalif olabilmeyi, tenkid edebilme kültürünü ve gücünü. Evet tenkid edecek sözü olmak büyük bir kültürdür ve kültür elbette en büyük güçtür.

Hürriyet Gazetesi, Çamlıca Camii haberinde, "Kadınlar erkeklere görünmeden abdest alıp, namaz kılabilecek" başlığını kullanmış. "Hac bu sene yine kurbana denk geldi" haberindeki hataya geçen sene de Milliyet düşmüş. Mal bulmuş mağribi gibi bu cehalete yükleniyoruz. Hürriyet Gazetesi'nin "kadın erkek ayrı abdest alma" haberindeki cehaleti, kendi "muhalif olma" gücümüzü kaybettiğimiz acı gerçeğini ıskalayarak okuyoruz.

Vahim. Çünkü alay ettiğimiz şeylerin fazlası tarafımızda mevcuttur.

Bu kolaycı ve suçlayıcı dilin bedavacılığının kökleri daha derindedir. Keşke akademisyenlerimiz, fikir adamlarımız, tarihçilerimiz, nereden nereye savrulduğumuzu açık yüreklilikle araştırıp, tartışabilseler.

Mustafa Armağan'ın bir tweeti vardı geçen gün. Türk Dil Kurumu Başkanlığı yapmış Martayan Dilaçar'ın mezartaşı resmini paylaşmış. Atatürk bakın nasıl da kötüydü, Türk olmayanı Türk Dil Kurumu Başkanı yaptı diyesiydi. Burada son derece ırkçı, son derece faşizan bir duygu var. Hatta Kemalist! Evet evet, karşı olduğunun ta kendisi olmak bu.

Yeni Osmanlıcılık maalesef Eski Osmanlı ile uzaktan yakından alakalı değil. Cumhuriyet kadrolarının bal gibi Osmanlı çocukları olduğunu hesap edemiyoruz. Hem, Sadrazam Sokullu kimdir Allahaşkına, nerelidir, Kastamonulu mu? Ağırnaslı devşirme Mimar Sinan'ın Karakeçili aşiretinden olma mecburiyeti mi vardı Süleymaniye'yi inşa etmek için? Büyük sinesi, büyük kültürü olmayan devlet cihan devleti olur mu? Amerika'lıların hepsi kızılderili mi? Anna Masala dahil bütün büyük Türkologlar içinde bir tek Türk yoktu ise, "neden böyle?" diye sormanın yöntemi "gavur" Agop Martayan Dilaçar'ın mezar taşını Atatürk düşmanlığının odak noktası yapmak mıdır?

"İslam mücahidi" Necip Fazıl'ın kılık kıyafeti, evi, yediği içtiği, dinlediği operalar, daha fazlasını yazmayayım, kabul edilebilir şeyler midir bugünün "İslam mücahitleri" için? İyice bilinen şeyler midir? Rahmetli Erbakan Hoca'nın nikah şahidi de masonmuş, düğün fotoğraflarına bakarak, Erbakan'ın aleyhinde tweet mi atalım yani? Vahim olan, Necip Fazıl'ın, Büyük Doğu yazılarını Verdi yahut Puccini dinleyerek yazması değil, bütün zaaflarına rağmen, fikir haysiyetini korumasını, muhalefetinin harbiliğini anlayamayışımızdır. Bugün bunları ne bilecek mücahidimiz var ne de züccaciye dükkanına fil gibi girmeden yorumlayabilecek aydınımız.

Benim gençliğimde yani kısa zaman evvel, Müslüman yani muhafazakar yani sağcı olanlar, yani solcu olmayan yani laik olmayan yani çağdaş sayılmayanlar, yani bu ülkenin kısa, kara, kavruk çocukları okumakla ve yazmakla meşguldüler. Şartları ve pozisyonları gereği muhaliftiler. Muhalefetleri basit bir temele dayanıyordu, geleneksiz bir modernliğin, köksüz bir çağdaşlaşmanın sakilliği.

Fakat yine iş çatallaşıyor, adaletli olalım, önce gerçekçi olalım. 2. Abdülhamit Han'ın "Cuma Selamlığı"na yani Cuma namazına gidiş töreni görüntülerini, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkış töreniyle karşılaştıralım bakalım. İki tören arasındaki at sayısı ve tımar kalitesi bakımından açık farkı görmeyecek miyiz? Devlet-i Ali Osman yıkılırken şimdikinden daha zengin ve görgülü ve terbiyeli ve ihtişamlı idi.

AK Parti'ye neden en başında yani en çok lazım olduğunda destek verdik? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti'nin hükumet açıklamalarının merdivenden iner inmez beyaz hamam mermeri önünde yapılmasını hazmedemediğimiz için. Peki seneler geçtiği halde neden hala Cumhurbaşkanımız yurt dışına giderken ve dönüşte, o sarı vernikli ucuz lambriye asılmış çerçevesi kötü bir Atatürk portresi önünde konuşmaya devam etmek zorundadır? Daha da kötüydü. Yeşiköy'ün VIP salonunda Başbakan Erdoğan'a gelen çay bardaklarının yaldızları döküktü, utanmıştım. 

Utanmalı ve üzülmeliyiz. Çünkü bardakların yaldızını düzeltirken nerelerin yaldızlarının döküldüğünü fark edemiyoruz. İktidarı alır almaz bürokrasiden medyaya kadar hemen her alanda yine şartlar ve pozisyonlar gereği, bir zamanlar muhalifi olduğumuz sakilliğin baş bayii ve baş müdafii olmadık mı?

Mazhar Alanson'dan dinliyoruz: "Mecburen, mecburen, mecburiyetten..."

Geçen gün "Acı Hayat"ı seyrettim internetten. Metin Erksan'ın unutulmaz filmi. Ayhan Işık'ın, fakirken yani "kaynakçı Mehmet"ken kendisini "mecburiyetten" terkeden "manikürcü Nermin"e, zengin ama kötü adam olduktan sonra para hakkında söylediklerini dinledim, filme baktım ve bugün o filmi gençliğinde seyretmiş muktedirlerin düşünce kalıplarının nasıl oluştuğunu "acı"yla irkilerek fark ettim. Hayatımız acı beyler. Çok acı.

Milli içkisi ayran olan ve dindar gençlik yetiştirmeye çalışan bir ülkede, el kadar sabiler bonzai içmesin diye ilkokul önlerinde narkotimler göreve başladı.

Bu bir gazete haberi. Nicesi var. "Arkadaşından bir hayat kadınının telefonu alan O.D. isimli genç, hayat kadınıyla pazarlık yapmaya başladı. 100 TL’den fiyat açan hayat kadını en son 40 TL’ye ilişkiye razı oldu. Buluşma yerine gelen O.D. gördüğü manzara karşısında dondu kaldı. Hayat kadının annesi olduğunu görünce sinirden gözyaşlarını tutamadı. "

Ah benim zavallı kardeşim! Pazarlık yaptığın kadın öz annen çıkmasaydı, ağlamayacak mıydın? Gülüp oynayacak mıydın?                                                                                                                                                Ahlaksızlık içimizde, ta içimizde. Başkasının annesinin sokağa düşmesine aldırmayanlar bir gün aynı sokakta kendi anneleriyle karşılaşırlar. Seni biz yetiştirdik ve anneni sokağa biz mahkum ettik, benim gözü yaşlı kardeşim.

Doğrularımız o kadar yalandan ki, artık yalanlarımız bile yalancıktan. Çünkü artık biz muhalif değiliz. Zaten mecburiyetten okumuş ve yarım yamalak anlamıştık. Şimdi bunlardan sağlam tezler çıkarmaya çalışıyoruz. Said Nursi'den, Mehmet Akif'ten geçtim, Nurettin Topçu'nuz kim? Peyami Safa'nız kim? Necip Fazıl'ınız kim? Kumar oynasın, opera dinlesin, içki içsin razıyız. Yeter ki kafasının içi Frankeştayn'ın dikişli kafatası gibi yarılmış olmasın. Nerede? Yok.

AK Parti'nin Olağanüstü Kongresindeki olağanüstü klima rezaletini yazdım. Acaba mı dedim, haksızlık mı ediyorum? Arkasından İstanbul karşılamasında Cumhurbaşkanının mikrofonları çalışmadı, onu da yazdım. Devam edecekti çünkü, belliydi. Hayat bir bütündür. Eksik bıraktıklarınız başka şeyleri de eksilterek yolunuza engel olur, yürüyüşünüzü bozar. Bu defa Söğüt'te olan oldu. Başbakanın huzurunda, Cumhuriyetin 100. Yılında yeniden ayağa kalkacağı söylenen bir "Cihan Devleti" töreninde sunucu Serdar Tuncer'in mikrofonunu elinden almaya kalktılar, kürsüyü devirdiler. Sen şimdi, Söğüt'ün adını Ertuğrul yapsan ne, Kanuni Sultan Süleyman koysan ne?

Uyarıyorum. Müslüman! Kendine gel.

Bu yazı toplam 2631 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Net Gaste | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0264) 278 54 50 | Faks : (0264) 278 54 50 | Haber Scripti: CM Bilişim