• BIST 105.492
  • Altın 162,101
  • Dolar 3,9029
  • Euro 4,6006
  • Sakarya 14 °C
  • Kocaeli 14 °C

NE ÇOK MEHDİ TALEBİMİZ VAR

Bahadır Yenişehirlioğlu

Aşağıda okuyacaklarınız “Beyaz Usta Siyah Çırak” romanımdan bazı bölümler.

Bir kez daha bu günü göz önüne alarak okuyalım istedim.

Yıllar önce zihinde başlayan hastalığın giderek uluslararası güçlerin köpürtmesiyle nasıl organizeli bir hainliğe, kitlesel bir histeriye dönüşebileceğine dikkat çekmek istemiştim.

 “Aciz olanlar kurtarıcı ararlar, neden bu insanlara kendilerine ve onları yaratan Allah’a güvenmelerini, peygamberlerinin gittiği yoldan gitmelerini söylemiyorsun.

Anlattığın bir iki menkıbe ile mi olacak her şey? Mehdi gelecekse gelecek, bundan bize ne! Hem sen senin dışında kendini mehdi ilan etmiş pek çok sapkını görmüyor musun, insanları ne durumlara sürüklüyorlar.

Kimlerin oyuncağı oluyorlar farkında değil misin?

Gerçeğe, kibir ve kendinde yücelik üretme gibi süfli arzuların tamamından vazgeçmeden ulaşamayız Jammer.

İnsanların irade teslimiyetleri, gerçek özgürlüğe ulaşmak niyetiyle gerçekleşmeli. İçinde, kölelik ve sende takılıp kalmayı barındıran bir bağlılığı nasıl özgürleşme olarak kabul edebilirsin? Bir dişliden kurtulup diğerine kapılan insanların özgürleştiklerinden nasıl söz edebilirsin?

 

Tanrı Dağı’nın zirvelerinde Olympos ile sohbet ettiğini iddia ediyorsun, bense sadece küçük bir kum tepeciğinde oturduğunu, konuştuğun kişinin nefsin olduğunu söylüyorum.

Sen tek başına çıktığın yolculukta türlü duraklardan aldığın bilgilerden beslenerek yoluna devam ettin. Bir sürü insanı da arkana taktın. Yanına kattığın kişilerin övgüleri seni biçimlendirdi, onlardan aldığın doğru ya da yanlış ilhamlar ve sanrılar neticesinde kendini hep yeni baştan kurguladın.

Sen onları, onlar seni ayartıp durdular.

İç yolculuğunda edindiğin bu tecrübelerle kimi taşları yerine oturtabildin, kimisini de yerinden ettin. Aslında yerine oturtmayı düşlediğin taşın hiç de yerine oturmadığını ve bunun sende problemlere sebep olduğunu gördün. Ama bunu hiçbir zaman kendinden bilmedin. Karşındakinin nefsinin yeterli olgunluğa erişemediğine, sınavı kaybetmiş olduğuna yordun. Kendi çanağında toplamaya çalıştığın insanların hepsini bir bildin ve yanıldın.

Mistisizmi kullanarak etrafındaki insanların sana tutkuyla bağlı kalmalarını istedin. Bu kez sahte düşler oluşmaya başladı. Sana, kendine koyduğun isimlerle seslenilmesini arzu ettin. Bu, senin hükümranlığını pekiştirecekti. Sana Mevlana denmesini, Efendi denmesini arzuladın.

Bunu teşvik ettin. Sana bu şekilde seslenmeyenleri eksik bildin.

Onların nefislerinin direncinden dolayı sana istediğin şekilde hitap etmediklerini sandın. Bu davranışlarınla insanları eğitmek bir yana, sakat bir inanca sürüklediğinin farkında değil misin? Farkında değilsen kötü, ama bunu kasıtlı olarak yapıyorsan bu çok, çok daha kötü. Akıllara girmeyi, onların ağzından konuşmayı erdem zannediyorsun. Kendi ağzından söylemeye cesaret edemediklerini başkalarının ağzından, bambaşka dillerle seslendiriyorsun. Bunu nasıl başarıyorsun bilmiyorum ama bir şekilde insanların zihinlerine girip onları kontrol edebiliyorsun. Bu doğru değil Jammer.

Ruh, kendinde var olan özü itibariyle cennete meyleder. Şayet dünyevi köleliği cazip hale getirir, sana olan cazibenin iştihasını kabartırsan o ruhları iğdiş eder, aşağı çekersin. Özü itibariyle cennete meyilli olan insanı, acizleştirerek ona nasıl faydalı olabilirsin? Çevrendekilerin hiçbir yere varamadıklarını görmüyor musun?

İnanmak istediklerine inanmaya başlıyorlar. Gördüklerini zannettikleri şeyleri görüyormuş gibi sana anlatıyorlar.

Sen de onları adeta kutsuyorsun. Beyin insana türlü oyunlar oynar, bunların hiçbir önemi yok dinimizde. İnsanları bambaşka biri olduklarına inandırıyorsun. Bu kez Kuran ve Sünnet çizgisinde yaşamak yerine rüyalarla, vehimlerle avunan garip tavırlı köleler ortaya çıkıyor.

Bütün bu konuşmaları duvarda hiç hareket etmeden dinleyen kertenkele birden hareketlendi ve klimanın borusunun geçtiği delikten hızla dışarı kaçtı.

Köyün bütün köpekleri ulumaya başladı.

Nil’de pusuya yatmış bir timsah hızla avının üzerine atladı, güçlü bir çene darbesiyle dişlerini geçirdiği avının kemiklerini kırarak nehrin derinliklerine süzüldü.

Birden elektrikler kesildi. Ardından tekrar geldi.

Lamba göz kırpıyordu.

Bundan sonrasını kontrol etmem mümkün olamayacaktı.”

 

BEYAZ USTA SİYAH ÇIRAK

 

Bu yazı toplam 944 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Net Gaste | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0264) 278 54 50 | Faks : (0264) 278 54 50 | Haber Scripti: CM Bilişim