18 Kasım 2018
  • Sakarya7°C
  • Kocaeli8°C

ISINAN DÜNYA…

Bayram Akyüz

18 Ağustos 2018 Cumartesi 12:53

Dünya her yıl; bir önceki yıla göre daha çok ısınıyor.

Isınan Dünya ile birlikte içilebilir su kaynakları azalıyor, canlıların ihtiyaçları ise sürekli artıyor.

Dünyamıza her yıl 77 milyon insan daha katılıyor. Yani; Dünya her yıl bir Türkiye kadar çoğalıyor. Ekilebilir tarım arazileri ise sürekli azalıyor.

Bu tempo böyle devam ederse Dünya nüfusu 2050 yılında 9 milyar olacağı tahmini yapılıyor.

Hızla nüfusu artan dünyamızda; her gece yatağa aç giren insan sayısı 850 milyona ulaştı.

Bugün Dünya’da ortalama olarak her sekiz kişiden biri yatağına aç olarak giriyor.

Acı olan ne biliyor musunuz?

Nüfus artışı ve açlık, sadece tarım ve gıda üretimi ile çözülebilecek gibi de durmuyor. Tarım ürünlerinde bir birim artış sağlamak için, aynı oranda temiz su kullanımı gerekiyor.

Tarımda kullanılan su artışı, beraberinde yüzde 30’luk bir sera gazı artışına sebep oluyor. Bu artış küresel ısınma dediğimiz olgunun gerçekleşmesini hızlandırıyor.

Söylenen şu;

-“İnsanoğlu sayesinde dünya kendi kendini yok eden bir sisteme dönüştü”

Şimdi neden böylesi bir giriş yaptım? Ne alaka diyebilirsiniz!

-“Yağan yağmurların sele dönüşmesi, ceviz büyüklüğünde dolu yağmasının, iklim değişikliklerinin sebebi küresel ısınma.”

***

Avrupa’da hızla yaygınlaşan bir İslami fobi denilen bir akım gelişti. İslam’ın savaş değil, barışın dili olduğunu anlatmak için Müslüman uluslar çaba gösteriyorlar. Bir de düşünün Amerikalısınız!

-“Nerede ise tüm dünya sizden nefret ediyor ve bu umurunuzda bile olmuyor.”

Bunun sebebi artık dünya insanoğluna yetmez olmaya başladı. Bugün Amerika’nın yedi büyük ordusu var ve bu ordu komutanlıklarının sadece bir tanesi Amerika’da. Diğerleri yedi kıtaya dağılmış adeta dünyanın Jandarmalığını yapmaktadır.

Amerika, Fransa, İngiltere gibi devletler Afrika’nın tarım yapılabilir arazilerine çöküyor, gelecekteki kendi uluslarının tarım ürünleri ihtiyaçlarını garanti altına almaya çalışıyorlar.

Bizim İlimiz ise tarım alanında Türkiye’nin en verimli ovasına sahip. Peki, bizler ne yapıyoruz, bu verimli ovaları hızla betonlaştırılırken, yatay büyümeyi övünerek bir hünermiş gibi sunuyoruz.

Sanayi şirketleri en kıraç arazide kurulabilir, sanayi üretimi bu alanlarda da yapılabilir.

Günü kurtarmak adına, tarım alanlarını yapılaşmaya açmak gelecek nesillere yapılabilecek en büyük ihanettir.

Hızlı büyümek değil, sürdürülebilir sağlıklı bir sanayileşme en makbul olanı olacağı kanaatindeyim.

Sağlam zeminlerde yüksek katlı binalar, yatay büyümeye göre bizim coğrafyamızda daha iyi olacaktır.

Bu gidişle Adapazarı ovası tabiri sadece geçmiş tarihçilerin kitaplarında konu edilen bir husus olarak kalacaktır.

Adapazarı patatesi yok oldu. Kabak pek yakın bir zamanda kendine ekilecek bir alan bulunamadığı için patatesin akıbetini yaşayacaktır.

-“Ne yapmalıyız? Çözüm herkesin malumu olduğu halde bir kez de biz yazalım”

İlk yapılacak olan husus, gıdada israfın önüne geçmek, acilen tarım arazilerini koruma altına almaktır.

Bu kural evrenseldir.

Bugün enerji savaşları için kan dökülüyor ise yarın da gıda ve içilebilir su kaynakları için savaşların çıkması kaçınılmazdır.

Bir başka husus krediler.

İnsanlar kredilere kolay ulaşabildikleri için, gelecekte kazanacağı parayı bugünden harcayarak aşırı tüketime yol açmaktadır.

Bunun sonucu harcama çeşitliliği lüks ve şatafat artmış. İnsanımız birbirine bakarak israfta zirve noktaya ulaşmıştır. Az ve orta gelirli ailelerin çocuklarını evlendirmekte yaşadıkları ekonomik sıkıntılar; ‘kız kaçırma’ hadiselerini artmıştır.

-“Fazladan yediğimiz her bir lokma, gelecek nesillerin hakkından çalınan bir lokma olduğu unutulmamalıdır.”

***

Bugün dünyada akan kan ve gözyaşının sebebi Amerika’dır. Bunu Amerikalılarında bilmesine rağmen ses çıkartmamasının sebebi kendi rahatlıklarının devam etmesinin buna bağlı olduğunu bilmeleridir. ‘Yoksa Irak’ta ölen binlerce insana üzülmeyen Amerikalılar petrole bulanmış denizdeki üç beş karabatak kuşu için dünyayı ayağa kaldırmışlardı.’

Uyanık olmak zorundayız. Bugünden yarınları planlayamaz isek korkarım “Son balık öldüğünde, son nehir kuruduğunda, son ağaç kesildiğinde beyaz adam paranın yenilebilir bir şey olmadığını anlayacak” Kızılderili atasözü vücuda gelmiş olacak.

Amerika dünyayı kendince tasarımlamak için her yolu deniyor.

Bugün biz çıkıp, ‘Ortadoğu’dan, Afrika’dan defol Amerika’ diye üst perdeden söyleyemiyorsak; Dünya’da ‘haklının hukuku değil güçlünün hukuku egemen olduğu’ içindir.

Sevgili okuyucu! Bu anlattıklarım bugün ilginizi çekmemiş olsa bile, Ortaya çıkan kuraklık ve gıda sorunu; ‘artık var olabilme ve insanoğlunun hayatta kalabilme sorununa dönüşmüş durumdadır.’

Bir kez daha yazıyorum! ‘Tarım alanlarımız betonlaşmaya karşı hızla koruma altına alınmalı, gıda israfının önüne geçmeliyiz.’

Tarım ürünlerini ithal etmek de sanıldığı kadar kötü bir şey değil.

Tarım ürünlerinin ithal edilmesi temiz su tüketiminin azalması, aynı zamanda ekilebilir tarım arazilerinin rezervde tutmak anlamına da geliyor.

Önemli olan sanayi mamullerini üretip ihraç etmek, elde ettiğimiz gelirler ile tarım ürünlerini ithal etmek en akıllı yol olarak gözüküyor.

Tarım alanlarımız gelecek için elimizde rezerve olarak kalması, gelecek nesillere bırakabileceğimiz en büyük mirasımız olacaktır.

-“Bu yazdıklarımın doların bir dansöz oynaklığında aşağı yukarı dalgalanmasından çok daha önemli olduğunu tarih bizlere gösterecektir.”

Sonumuz hayır olur inşallah

Bu yazı toplam 2149 defa okunmuştur.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar