23 Kasım 2017
  • Sakarya9°C
  • Kocaeli9°C

YÜKSEK KATLI YAPILARA MECBUR MUYUZ?

Ömer Razı

01 Kasım 2017 Çarşamba 19:43

Günümüz dünyasının metropollerine göz attığımızda çoğunun en dikkat çekici özelliği olarak gökdelenler göze çarpıyor. Daha orta düzeyli hatta küçük şehirlerde ise gökdelen sınıfında olmasa da çok sayıda yüksek katlı yapının bulunduğunu söylemek mümkün.

Ülkemizde de özellikle İstanbul ve Ankara gibi metropollerde gökdelenlerin sayısının her geçen gün arttığını görebiliyoruz.

Diğer şehirlerde de hem iş hem de konut olarak kullanılan çok sayıda yüksek katlı yapı bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’da kısa süre önce şehirlerin siluetlerini, sosyal dokusunu olumsuz yönde etkileyen, kültür, tarih ve doğa ile bağlarının kopmasına neden olan yüksek yapılardan ve çarpık kentleşmeden duyduğu rahatsızlığı dile getirmişti.

Duyduğu bu rahatsızlığı İstanbul üzerinden anlatan ve “İstanbul’a ihanet ettik” diyen Erdoğan, bu durumdan kendisinin de sorumluğu olduğunu ifade etmişti.

Dünyadaki birçok şehrin ve Türkiye’nin genelinin aksine Sakarya’da 1999’da yaşanan Marmara Depremi’nden sonra kat sınırlaması uygulanmaya başlandı.

Çünkü şehrin zemini teknolojik standartlar her ne kadar artarsa artsın yüksek katlı yapılara müsaade etmiyor.

Şehirde yıllardan beri istikrarlı bir şekilde uygulanan bu uygulamanın ortadan kaldırılmasına yönelik baskılar tabi ki bulunuyor.

Bu durumu sık sık dile getiren ve yatay kentleşmeden yana koydukları tavırdan vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu basın mensupları ile yaptığı son buluşmada kat sınırlaması konusunda direndiklerini belirtmiş.

Bu bize kat sınırlaması ile ilgili olarak hala ciddi oranda baskılar olduğunu gösteriyor.

Toçoğlu ayrıca bu konu ile ilgili tepkiler karşısında direnirken yalnız kaldıklarını da söylemiş.

Şu anda Sakarya’ya baktığımızda doğa ile bağları kopmamış, modern ve özgün yapılarla gelişmeye devam eden bir şehir görüyoruz.

İnsanlar yüksek yapıların arasında kaybolmuyor, büyük apartmanlarda birbirilerinden kopuk bir yaşantı sürmüyorlar.

Bu yönde sağlanan gelişme ortaya örneğine çok az rastlanan, insan ve doğa odaklı bir şehir çıkarıyor.

Yüksek katlıya mecbur olmadan da gelişebilmenin mümkün olduğunu gösteriyor.

Sakarya’nın yatay kentleşmeden vazgeçmemesi, şehirde yaşayan bütün insanların ise bu konuda hassasiyet sahibi olması gerekiyor.

Aksi bir durumda şehir siluetinin, sosyal dokunun, kültür ve doğa ile bağların zayıflamasının yanı sıra, yaşanacak ciddi bir depremde ortaya çıkacak ağır faturanın hesabını ne yüksek katlı yapılar için baskı yapanlar, ne de bu baskılar karşısında sessiz duranlar ödeyebilirler.

Bu yazı toplam 333 defa okunmuştur.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.