• BIST 105.492
  • Altın 162,101
  • Dolar 3,9029
  • Euro 4,6006
  • Sakarya 14 °C
  • Kocaeli 14 °C

Milliyetçilik, naralar atmakla olmuyor!

Hamdi Yuluğ

 Hep bir şeyleri yenmek zorundayız?

Başarı birini yenmek midir illaki?

Yenenin olduğu her yerde bir de yenilen yok mudur?

Birkaç gündür sosyal medyada, futboldaki milli başarısızlığı Ampute Milli Takımının başarısıyla karşılaştırıp yerenleri görüyorum.

İşin içinde bir şekilde aidiyetçilik var.

Yani bu engelli insanlar aynı rolde bir araya gelmemiş olsa yine başarı sayılmayacak yaptıkları.

Ya da milli takım İzlanda'dan 3 yemeyip de 3 atsa yine bilemeyeceğiz başarılarını.

Görünüşte basit bir futbol macerasının ardında, modernizenin hepimize dayattığı başarı odaklılığın tek kollu insana bile 3 kolluk başarı gösterme zorunluluğunu getirdiğini fark edemiyoruz.

İki kolun da tam mı?

Bu sefer de sürekli, daha çok çalışıp iki kolunu da kullanmayacağın konforlu bir hayata ulaşma kandırmacası ile uyutuluyoruz.

Peki, engelli insanlar özelinde düşünürsek, birini yenecek çalışmayı azmi göstermek mi, yoksa o ülkede yaşanabilecek şartların oluşumuna katkı yapacak dirayeti ve kararlılığı göstermek midir esas olan?

Diğer takım için ne demeliyiz peki?

Yenildi beceriksizler…

Ya da bizim takım yenilseydi?

"Olsun canım adamlar uğraştı bu da başarıdır" mı diyecektik?

Bizim de başarımız zaten mazereti olan insana hoşgörü müdür yani?

Engelli insanlar normal insanlardan daha mı başarılı olmalıdır?

Onların hayata tutunmalarının yegâne kriteri zorluklar karşısında yılmamak mıdır?

Engelli biri, başarılı olma zorunluluğunun yükünü sadece kendi mi taşımalıdır?

Bu ne kadar adil peki?

Ne zaman milliyetçilik romantizmine dayalı başarı kategarizasyonundan vazgeçeceğiz acaba?

Senin paranda, televizyon yayınında, kaldırımında, durağında, otobüsünde, merdiveninde asansöründe, işyerinde işvereninde, görmeyeni işitemeyeni yürüyemeyeni için hiçbir kolaylık yokken ve sadece günlük hayatını sürdürebilmesi bile bir başarıyken, sen hala kazandıkları futbol başarısıyla, milyon dolarlık "milli" futbolcuların utanç duymaları adına pay çıkartacak yüzsüzlüğünü gösteriyorsun

Ben gördüm arkadaş bu ülkede otobüste kolsuz adamı da dövdüler kör insanı otobüse de bindirmediler.

Geçelim bunları.

Bu işler şoförü işten atmakla ya da mavi kapak toplamakla olmuyor.

Nüfusun yüzde 12'si engelli bu ülkede... Milliyetçilik naraları atmakla da olmuyor.

Senin kolu bacağı olmayan gazin kaç para maaş alıyor önce onu sorgula, sonra millilerin milliyetçiliğine ve aldığı paraya sıra gelsin.

Bu arada ampüte takımını da yürekten kutlarım. Avrupa şampiyonu oldukları için değil, tüm hayat mücadeleleri için..

 

 

Zihinlerin efendisi Televizyon

COĞRAFİ kuşatma ve zihinsel kuşatmayı aynı anda yaşıyoruz. Televizyon zihinsel kuşatmanın en büyük aracı haline gelmiş durumda.

Dizi, sinema, futbol, yarışma ve eğlence programları, televizyon dediğimiz "kitle imha" silahından ateş edilen mermilerdi. Her gün vuruluyoruz.

Düşünmek kişisel yargı gerektirir. Hâlbuki televizyon seyircisini birbirine benzeyen, eşit düzeyde betonlaşmış bireyler haline getiriyor.

Televizyon, düşünme ve üretme melekesini dumura uğratmaktadır. Zorlanmadığı, çalıştırılmadığı için beyin hücreleri ihtiyarlamaktadır.

Daima başkalarının verdiği fikri gıdalarla yetinme durumu söz konusudur. Okumak, dinlenmek, konuşmak, anlaşmak, araştırmak, her çiçekten bal alarak bal gibi tatlı fikirler üretmek dönemi geçmiştir.

Beyaz cam ne verirse onu yiyip uyuşmak, bir kenara sızmak modern insanın günlük ibadeti…

Televizyon ile değersizleştirilmiş ve düşünme gücü elinden alınmış yaratıklara dönüştürülmüştük. İnsanlar “UKR” olmuşlardı: Uzaktan Kumandalı Robot.

Kumanda kimin elindeydi?

Robotları nasıl ve ne şekilde oynatıyor ve hareket ettiriyordu?

İnsanlar ikiye ayrılmıştı: Robotlar ve robotların kumandasını elinde tutan efendiler. Efendiler çok azınlık bir gruptu. Robotlar ise yığınları, sürüleri oluşturuyordu.

Zihinsel kuşatma ve işgal hızla devam ederken çevremizi bilinçlendirmeliyiz. Tıpkı coğrafi kuşatmaya uğradığımızda bilinçlendirdiğimiz gibi.

Selâm ve duâ ile kalın...

Bu yazı toplam 189 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Net Gaste | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0264) 278 54 50 | Faks : (0264) 278 54 50 | Haber Scripti: CM Bilişim