• BIST 105.964
  • Altın 162,960
  • Dolar 3,9325
  • Euro 4,6364
  • Sakarya 8 °C
  • Kocaeli 8 °C

Gençlik kimin eseri?

Necdet Başoğlu

1960 kuşaklılar bilirler.
Yamalı pantolon,
‘Trabzon Lastiği’,
Sadece bayramda yapılan giyim alışverişi,
Günlük ve sadece bir çeşit yemek yenilen zamanları.
Gerçek sevgi vardı.
Paylaşım, 
Samimiyet...
Pantolonu yamalı dahi olsa şanslıydı.
Çünkü kimileri annesinin, babaannesinin şalvarından bozma çiçekli pantolonlarla gelirdi okula.
Ayakta ‘çarık’ ya da Trabzon lastiği…
Üzerinde ise her yeri yamalı kazak, gömlek…
Şimdiki gibi ‘Penye’ nerde?

Günlerden bir gün,
Sürekli aynı giysileri birbirleri ile değiştiren üç kardeş vardı.
Biri kız, ikisi erkek.
Öylesine ilkeldi ki giysiler, günümüzle kıyaslanması bile mümkün değildi.
Aylardan beri babaannesinin şalvarından bozma çiçekli pantolonu giyen ağabey,
Kardeşinin pantolonu ile arada bir değişim yapıyordu.
Yokluk diz boyu,
Baba rençper.
Nasıl olduysa baba bir gün eve gelir ve evlatlarının yoldan geçen muhtarın oğlunun giydiği siyah pantolona bakarak gözlerinin yaşlandığını görür.
Ardından,
Onlara seslenerek:
“Size pantolon almamı ister misiniz?” der.
Çocuklar,
Yeni pantolon alacağını söyleyen babalarına baka kalırlar.
Çünkü o güne kadar yeni olan hiçbir şey giymemişlerdi.
Babaanneden, dededen, babadan ya da anneden kalma giysilerin yarım yamalak dikilerek giyilen elbiseler dışında başka bir şey görmediler.
Baba, “Size söylüyorum çocuklar. En kısa zamanda pazara giderek size birer pantolon alacağım” der.
Çocuklar ,”Muhtarın oğlunun giyindiği pantolondan mı baba?” derler.
Baba,
“Tabi daha güzeli ve yenisini alacağım size” der ve eve girer.
Bahçede avluya yaslanan çocuklar ise,
Ellerini çenelerine koyarak, yola doğru bakmaya başlarlar.
Hayal dünyalarını canlandırırlar.
Büyük olan ağabeye küçüğü:
“Ağabey sen nasıl bir pantolon giymek istersin?” der.
Büyük ağabey:
“Siyah” der.
Bu defa kardeşine döner ortanca ağabey:
“Sen nasıl istersin pantolonunu?” der.
Kız olan küçük kardeş ise:
“Hep çiçekli pantolonlar giyindik. Bu defa mavi bir pantolonum olsun isterim. Muhtarın oğlu gibi herkes bana baksın.  Herkesten ayrı bir renk olsun” der.
Ortanca kardeş de:
“Benim renk umurumda değil. Yeni olsun, pantolon olsun yeter. Babaannemin, dedemin eskilerinden bozma pantolon giyinmekten bıktım. Yeni olsun da nasıl olursa olsun” der. 
Gün gelir çatar.
Bayrama sayılı günler kalmıştır.
Baba pazara gidecek ve ‘Muhtarın oğlunun gibi’ çocuklarına bayramlık yeni pantolon alacaktır.
Çocukların uykuları kaçar,
“Acaba babam bizim düşündüğümüz gibi mi pantolon alacak? Yoksa hepsi aynı mı olacak? Acaba üzerimize uyacak mı? Uymayacak mı?” gibi düşünürken uykuya dalarlar.
Gündüz ise alınacak pantolonları giydiklerinde, 
İlk kimi ziyarete gidecekleri
Ve bu yeni pantolonları nasıl kirletmeden muhafaza edebileceklerini düşünürler.
Baba pazardan çocukları için pantolonları alıp gelmiştir.
Heyecanla pazar poşetleri açılır.
Her biri rengârenk…
Çocukların arzu ettiği gibi olmasa da pantolonlar siyah, gri ve kahverengidir.
Herkes başka bir odaya giderek kumaş kokan poşetleri heycanla poşetleri açarak üzerlerine giyerler,
Pantolonlar uzun süre giyinsin diye birer beden büyük alınmıştır.
Ama çocuklar hiç oralı olmazlar:
“Lastikle belini sıkar kullanırız. Böyle olması da ayrıca çok iyi… Uzun süre giyiniriz” diyerek memnuniyetlerini dile getirmişlerdir. 
Kemer mi?
Nerde….!
Don lastiği, ya da iple pantolonlar kemerden sıkılır. Gömlek ya da kazak ile kemer bölgesi kapatılırdı. 
Hemen test edilen pantolonlar çıkarılmıştır.
Çocuklar bu sevinçlerini mahalledeki arkadaşları ile paylaşmak için dağılırlar.
Herkeste bir heyecan,
Ayrı bir telaş…
Arkadaşlarına, babalarının pantolon aldığını ve bayram günü onu giyeceklerini söylerler.
Akşam olur.
Pantolonlar, ütüleri bozulmasın diye yastığın başucuna koyulur.
Ara ara gece uykudan uyanılarak koklanırdı,
Çünkü yarın büyük gün.
Yeni pantolonları giyecek, bayramlaşmaya gideceklerdi.
Bayram sabahı yeni pantolonlar,
Altına bir önceki bayramdan kalma evde boyanmış ayakkabılar giyilir ve sokağa çıkılır.
Kardeşler öyle mutludur ki,
Pantolonlarına toz ve çamur sıçramasın diye, yolun kenarından ve ayaklarını açarak yürürlerdi. 
Mutlulukları ise tarif edilemezdi.

Günümüzde ise,
Bir giydiği gömleği, pantolonu bir daha giymeyen, 
Bedenini özellikle dar alarak vücut hatlarını belli olmasını arzu eden…
Sonraki yılda çıkan bol pantolonu giyerek, 
Eski pantolonlarını atan, giyinmeyen.
Sabaha kadar giyineceği yeni pantolonun heyecanını yaşamak yerine, 
Dizden, baldırdan yırtık pantolonları giyerek, sözüm ona moda takibi yaptığını düşünen anne ve babasına bir teşekkürü çok gören,
Sevgi, muhabbet ve kardeşlik vurgusu yerine,
Elindeki telefona kilitlenen,
Tüm gününü ve her şeyini ona programlayan bir nesil var.
Var olmasına da,
Bu gençlik kimin eseri?
Tabii ki bizim!
“Aman ben yapamadım, evladım yapsın. Ben giymedim evladım giyinsin. Ben görmedim evladım görsün. Evlat bir ister biz iki alırız. Saygısızlık yapar, ‘Canım o daha çocuk ve cahildir. İleride düzelecek’ diyerek geçiştirdiğimiz ve yitirdiğimiz benliğimiz. Çocuklarımızın bu raddeye gelmesinde en büyük etken” öyle değil mi?
Çocukluğumuzu, gençliğimizi ara ara da olsa hatıralarda canlandırarak;
Yokluk vardı,
Ama mutluluk, samimiyet ve sıcaklık vardı.
Saygı, sevgi ve hoşgörü vardı”
diyoruz.
İyi de bu gençlik kimin eseri?
O mutluluğu, o samimiyeti, çocuklarının her istediğini yerine getirerek, aslında en büyük ihaneti evlatlarına yapmış olan bizlerin.
Öyle değil mi?


Güzel söz
Cesaret ister;
Soğuk alıp,
Sıcak,
Gülümsemek.
Furuğ Ferruhzad


@Necdet_Basoglu

Bu yazı toplam 2849 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Net Gaste | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0264) 278 54 50 | Faks : (0264) 278 54 50 | Haber Scripti: CM Bilişim