• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • Sakarya 19 °C
  • Kocaeli 19 °C

"Fabrika iyi yönetilmemişse bu bizim günahımız mı?"

"Fabrika iyi yönetilmemişse bu bizim günahımız mı?"
Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün, Netgaste Editörü Necdet Başoğlu ile gündeme ilişkin özel röportaj gerçekleştirdi.

Siyasi hayatına genç yaşta başlayan ve kısa zamanda önlenemez yükselişi ile Ak Parti İnsan Hakları’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olan, Ayhan Sefer Üstün ile özel röportaj gerçekleştirdik.

Her seçimde evinden uzak özel bir alanda yalnız başına seçime hazırlanan, gece yarılarına kadar seçim stratejisi üzerine çalışan Üstün’ü 1 Kasım seçimlerine hazırlandığı özel kampında ziyaret ettik.

Günlük gazeteleri, seçim notları, çizelgeler, programları, seçim takvimi yanında, karşısında televizyon, her şeyden, herkesten uzak bu yerde gece yarılarına kadar çalışıyor, notlar alıyor, katılacağı programların hazırlığını yapıyor.

-Şeker Fabrikası için çok şey söylendi, çok şeyler yazıldı-çizildi. Günah keçisi Ayhan Sefer Üstün mü? Bu fabrikanın bu hale gelmesinde O’nun rolü ne olmuştur? Fabrika nasıl bu hale gelmiştir?

Şeker Fabrikası süreci aslında 2002 yılında başlamıştır. 2001 Yılında o zamanki hükümetin başında MHP Lideri Devlet Bahçeli de vardı. O zamanki hükümet bu fabrikayı tasfiye kararı almıştı. Yani hurda niyetine bu fabrika satılacak yok edilecekti. O zaman şehir halkı açılmasını talep etti. Biz de elimizden geleni yaptık. İlk olarak 180 Trilyon borcu vardı fabrikanın, biz bu borcu sildirttik.  Bunu herkes bilmiyor, ya da unuttu. Siz bu tavsiye kararını kaldıracaksınız, tasfiye kararı alınan bir fabrikayı kim alır? Kimse almaz tabii ki. ayhan-sefer-ustun-necdet-basoglu-.jpg

Biz ne yaptık?

1)Tasfiye kararını kaldırttık.

2)180 Trilyon borcunu sildirttik.

3) Özelleştirme idaresine devrettik.

Sonra Özelleştirme İdaresi fabrikayı satılığa çıkardı ve çok ciddi bir meblağ karşılığında sattı. Kaça sattı. 55 Milyon Dolar. Bu para Devletin Kasasına girdi. Hazine 55 Milyon dolar kazandı mı? Kazandı.

Sonra ne oldu?

Bu fabrikanın 20 Milyon Ton Kotası vardı. Bu kotanın az olduğunu o zamanda söyledik. Kooperatif ile görüştüğümüzde, bize bu kotanın yeterli olacağını söyledi ihaleye girecek olan Kooperatif. Hatta o dönemde çok iyi ekonomist olan eski Milletvekilimiz Erol Aslan Cebeci’de buna şahittir. Bu kotanın yetersiz olduğunu, fabrikanın bu kota ile çevrilmesinin zor olduğunu söyledik.

Kooperatif yönetimi ısrarla: "Yeter merak etmeyin, siz bu şekilde onay alın yeter” dediler.

Biz de tamam o zaman dedik. Siyasiler olarak ciddi gayret sarf ederek başlangıçta Şeker Kurulu kabul etmediği kota artışını, bizlerin gayreti ile 3 Bin Tona çıkarmak zorunda kaldı.

Bu defa da bize gelip :”İyi yaptınız ama bunu doldurmamız mümkün değil” dediler.

“Özel gayret sarf ettik. Zoru başardık”

Evet, biz zoru başarmıştık. Çok sıkıntı çektik ama başardık. Peki, ne yaptık? Başka fabrika ekim sahalarında, bu kota doldurulabilir hükmünü kanun ile getirmiş olduk.  Bu 2011 Yılında torba yasa ile çıktı. Bu benim önergem ile verildi.

Grup Başkan vekilleri, diğer illerin vekilleri, Amasya, Konya, Kayseri illerinin vekilleri buna karşı çıktılar. Cebelleştik, zaman zaman sesimizi yükselttik, zaman zaman konuştuk ve ikna ederek bunu yasalaştırdık.

3 Bin tonun ektirilemeyen kısmı, diğer illerde ektirilecekti.  Eskişehir,  Kütahya illerinde olduğu gibi.  Hatta üretimin % 10’u Sakarya’da ekilir hale gelmişti. % 90 ekilir hale geldi. Sakarya’daki pancarın verimli olmadığı ortaya çıkmıştı.  Köylerde fazla insan kalmadı. Sakarya'daki çiftçi anlamında aslında bu kotanın pek de bir önemi kalmamıştı.

Yönetim başarılı olamamışsa sorumlusu siyasetçi mi?

Tüm bu olanlara rağmen, Şeker Fabrikası kendisini taşıyamamış, başarı elde edememişse, bu herhalde siyasetçinin sorumlu olacağı bir şey değildir. Nasıl ki ben Toyota Fabrikası’nın nasıl işlediğini, alacağını vereceğini bilmiyorsam, burayı da bu kadar detaylı olarak bilmem. Hiçbir fabrikaya tanımayan istisna girişimlerimizle buraya tanındı. Bana partimizin grup başkan vekili:

“Bir tuğla çekiyorsun tüm sistemi çökertme riskin var. İyi düşündün mü bunun için” dedi.  Ben buna rağmen her şeyi göze alarak bu kanunun çıkması için çalıştım.

Siyasi riskleri de alarak ben ‘Hayır bu olacak’ dedim ve bu yasayı çıkarttım.

“Ben kimseyi getirmedim”

O zaman iki kesimden birer kişi aday olmuş. Tasfiye kararının kalkmasına karşı çıktılar. Sistemi kilitleyip adım atılmasını engelleyen bir yönetim vardı görevde. Karşı yönetimde bu sistemin önünü açacak bir yönetimdi. Biz bu çerçevede olumlu baktık. Ben Pancar çiftçisini tanımam. Öyle bir tek başına seçimi alacak pozisyonum da yok.20151011_194634-001.jpg

İki taraftan birine destek mi diyeyim, manevi destek olmuş olabiliriz. Bu tür seçimler sık sık oluyor, herkes birilerini destekliyor. Yani burada suç destekleyenlerin mi?

Yani buradan onların günahının vebalinin bizim üzerimizde olacak diye bir mantık yoktur, böyle bir gerçek yoktur.  Olay budur, herkes kendi çevresinde bakabilir. Şeker Fabrikası hurda olarak satılmaktan kurtulmuştur. Devlet 50 Milyon dolar kar etmiştir. Devletin başlangıçta bir fabrikası yoktu, şimdi yine yoktur. Şimdi çitçi artık pancar ekmiyor, yeni sahipleri bu fabrikayı başka bir yere mi götürür, ya da götürmez bilemeyiz.

Başarılı birileri bu fabrikayı almıştır. Taşıdıklarında da fabrikanın yerine illaki bir şeyler yapacak ümidindeyiz.

-Uludere ve Abdullah Öcalan ile ilgili açıklama doğru mu idi? Bu açıklamalardan rahatsızlık duydunuz mu?

Şimdi şöyle, çözüm süreci olan bir dönemde biz bu sözleri etmişiz. Çözüm Süreci’nin diğer adı, ‘Milli Birlik ve Kardeşlik Projesidir.  Bu Projenin mimarı ise Sayın Cumhurbaşkanımızdır. Biz bu taşın altına elimizi değil, gövdemizi koyduk. Bunu niye yaptık, ülkemizde kan akmasın, evlatlarımız ölmesin, belki biz siyasi olarak zarar göreceğiz ama ülkemiz görmesin diye düşündük. Bu amaçla yapıldı. 2.5 yıl çözüm sürecinde Şehit vermedik, bu büyük bir kardır.

İkincisi çözüm süreci ile vatandaşlarımıza çok önemli demokratik haklar verildi. Bu sayede vatandaşın devletine Bayrağına daha fazla saygı duyar hale geldi. Mesela, Cizre’de zaman zaman müdahaleler oluyor, çatışmalar oluyor, terör örgütü mensupları yalvarıyor adeta ‘yardım edin, bizi kurtarın’ diye. Bir vatandaşımız kafasını camdan dışarı çıkarıp, yardıma gitmiyor.

Demirtaş’a güven zayıfladı

Çözüm süreci başarısız oldu demek yanlış bir çıkıştır.  HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş arkamdan milyonlar gelecek diyor, ama arkasından yüz kişi bile gitmiyor. Bu çözüm sürecinin attığı adımlar sayesinde olmuştur.

PKK Terör örgütü uluslar arası konjektürden istifade ederek oldu bittinin peşine takıldı. Ama 1000 yıldır bir Devlet geleneği olduğunu unuttu. Bunun cezasını da çekiyor.

Şimdi çözüm süreci, silahlar gömülecek, terör örgütü ile alakalı, eve dönüşler başlayacaktı. Aslında kanun yine var. Herhangi bir suça bulaşmamış ise araştırma yapılıyor, doğru söylüyorsa serbest bırakılıyor ve evine dönüyor.

Abdullah Öcalan’ın durumu

Tam da bunu anlatıyordum, spiker lafımı bölerek;

“Peki, Abdullah Öcalan’ın durumu ne olacak?” dedi.

Ben de :”O da der ki, ‘benim durumum ne olacak’ diye düşünür” dedim.

Cümle burada bitti.

Ondan sonra, ‘Vay Ayhan Sefer Üstün empati yaptı.  Vay Ayhan Sefer Üstün ‘af’ çıkardı” dedi. Yani birileri bu işi kaşıdı. Bant kaydı Habertürk Kanalı’nda var. Yani bu iş Dünyada nasıl çözümlenmiş ise, Türkiye’de de öyle çözümlenecekti aslında.

O gün ne dediyse, bugün de aynını söyleriz. Bugünün şartlarında, o günkü cümleyi kullanarak şark kurnazlığı yapmak doğru değildir.  O bakımda bu cümle bu kadardır.

-Ak Parti 2002 deki çıkışını neden sürdüremedi?

Bunu şuna bağlıyorum, hani bazen tüm olumsuzluklar üst üste gelir ya, burada da aslında bunu yaşadık biz.

1)Dönüşüm sancılı oldu, Bayrağın devredilmesinde sancı yaşandı.

2)HDP’ye başarı getirmek için bizim dışımızda herkes bir araya gelmişti. Ak Parti’yi devirebilmek için 4'üncü bir partiyi TBMM'ne sokma girişimleri vardı. Ama tehdit ile, ama birilerinin eline saz vererek şirin gösterme çabaları yapıldı. Her türlü yöntem denenerek HDP’yi Meclis’e soktular.

3)Ak Parti Tabanı seçimlere asılmadı. Hatta bir kısmı: “Nasılsa benim partim birinci, ben ötekine vereyim” dedi. Yani bizde ikinci partisine oy verenlerin sayısı çoktu.

4)Listeler iyi değildi. 7 Haziran listelerinde hatalar yapılmıştı. Listelerin tabana yakın olmadığı görüldü, İstanbul’dan Bingöl’e, İstanbul’dan Diyarbakır’a aday gönderildi.

5)Vatandaşı heyecanlandıracak, onlara dokunacak projeler açıklayamadık.

Şimdi ise 7 Haziran’da dersimize iyi çalışarak seçmenin karşısına çıkıyoruz. Diğer partililer belki birbirleri ile itiş-kakıç yaparken, Biz teşkilatları dinledik, anketler yaptık neredelerde hata yaptığımızı araştırdık.

7 Haziran ekibi değişti.

50 MKYK üyesinin 31’i değişti.

14 MYK üyemizin 11’i değişmiştir.

Bununla beraber, seçim sorumluluğunu alan kişilere buralarda yer verilmedi. Bu da teşkilatta ciddi yankı uyandırdı. Hatta partililer:”demek ki sorumlular belirlendi, suçlarını üstlendi” bu listelerle de, yeni bir ekip geldi algısı oluştu.

Ardından, kongremizde kurumsal yenileşme yaptık. “Siyasi erdem ve etik kurulu” kurduk. Bu hem teşkilatlarımıza, hem de muhalefete bir cevap niteliği taşıyordu. 

“7 Haziran’da yolsuzluklar ithamları ile karşılaştık” en çok tepki aldığımız bu ithamlar ile karşılaştık. Şimdi bu ona da bir cevap vermektir bir yerde.

“Siyasi erdem ve etik kurulun fikir babası benim”

Bu çok önemli projeyi ben 2002 yıllarından buyana savunuyorum. Ancak bir türlü gündeme aldıramadım. Ancak son kongrede Sayın Genel Başkanımız Ahmet Davutoğlu beni dinleyerek bu konunun gündeme alınmasını sağlamıştır. Kendilerine müteşekkirim.

Bu konuda Başbakan Danışmanları benimle görüşerek, benden brifing almışlardır.

İki Genel Başkanlık Kurduk,

Çevre Şehircilik Genel Başkan Yardımcılığı, İnsan Hakları Genel Başkan Yardımcılığı. 

Bunlar çok önemli konular, hem çevre, hem insan haklarında önemli konular. Ben insan Hakları Komisyonu Başkanı olduğum için, gerçekten hem kamuoyu, hem oralarda, gerçekten, bu işi bilenler, benim burada başarılı işlere imza attığımı bildikleri için, Genel Başkan Yardımcılığı’nın başına getirilmişimdir.

Bana şunu diyorlardı. Bu açıklandığında, salonda olan gazeteciler, hatta dostlarım ‘Bunun başına mutlaka siz getirileceksiniz’ dediler.  Bu kendi adıma güzel bir şey...

 

Devam edecek...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Net Gaste | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0264) 278 54 50 | Faks : (0264) 278 54 50 | Haber Scripti: CM Bilişim