• BIST 92.322
  • Altın 188,919
  • Dolar 4,7910
  • Euro 5,5868
  • Sakarya 23 °C
  • Kocaeli 24 °C

Erdoğan'ın Forsu

Cihat Zafer

Cumhurbaşkanlığı forsu, hak edilmiş olarak Başbakan Erdoğan'ın forsudur. Ya da şöyle söyleyelim, Başbakan Erdoğan'ın forsu, Cumhurbaşkanlığı forsunu hak ediyor.

Daha iyisini, daha cesurunu, daha çalışkanını, daha yakışanını, bu millet bulur bulmaz, bundan herkesten önce Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın haberdar olacağından da şüpheniz olmasın.

Peki 10 Ağustos'ta ne olacak? 30 Ağustos'ta ne olduysa o! Millet ne diyorsa o!

Erdoğan'ı sevmeyebilirsiniz. Kimse Başbakanı sevmek zorunda değildir. Peki neden Cumhurbaşkanı olmasın Başbakan Erdoğan?

Hırsızlıklar, rüşvetler. Reza'nın önüne yatmalar. T.C kimliği için adam başı 1 milyon dolar almalar. İmam Hatip'li kadrolaşmalar. Usulsüz, ehliyetsiz, hakkaniyetsiz atamalar. Yolsuzluklar. Demokratikleşmedeki aksaklıklar. Eksen kayması. Avrupa Birliği'nden uzaklaşma. Medyanın neredeyse tek sesli hale getirilmesi. Milletvekillerinin, belediye başkanlarının gurur, kibir, gösteriş abidesi tavırları, halleri. Gazetecilerin, şarkıcıların, futbolcuların, işadamlarının her taraflarından riya ve iktidara yaranma korkusu akan beyanatları, umre gezileri. Her lafa, yerli yersiz ve ne yazık ki içsiz içsiz "Rabbim" diye başlamaları. Suriye başta olmak üzere "Komşularla sıfır sorun"dan, dost kalan "elde sıfır komşu"ya dış politika başarısızlıkları. Kürt sorunu ya da Çözüm Süreci. Yani etnik köken ayrımcılıkları, kavgaları. 700 bin liralık kol saatleri. Bakanların (haşa) bakara makara alayları. 17 Aralık ve 25 Aralık rüşvet operasyonları. Her nikahta ille 3 çocuk dayatması. Dindar gençlik. İki ayyaş. Milli içki ayran. Ve saire ve saire ve saire...

Paralel yapı, Ergenekon'dan yargılananları düzmece delillerle Silivri'ye tıkarken de kızmış olabilirsiniz Başbakana, derin devletin şimdi de Gülen cemaati üyelerini örgüt suçlamasıyla aynı zindana atmasından sonra da. Yahut her ikisine de kızmış olabilirsiniz. Fark etmez. Sonuçta Erdoğan'ı istemiyorsunuz. Daha doğrusu siz Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olmasını istemiyor değilsiniz. Geçen seçimde de Erdoğan'ın Başbakan olmasını istemiyordunuz.

Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım. Geçen gün merak ettim, 1991 seçimlerinden önce liderlerin Uğur Dündar'ın programındaki karşılıklı konuşmalarını buldum, seyrettim. 1. Siyaset ben çocukken çok daha seviyeli ve renkliymiş. 2. Çatı tipleri, tarzıyla, tuzu kuruluğuyla, bize yabancılığıyla hiç değişmemiş. 3. Erbakan rahmetli, çok ilerdeymiş ve çok hakkı yenmiş. 4. AK Parti'nin ve Erdoğan'ın iktidarı bağıra bağıra "geliyorum" demiş.

Erdoğan'ın neden bir kere daha kazanacağını anlamak isteyenler Başbakanın Çankaya'nın kapısına Cumhurbaşkanlığı forsunu kendi elleriyle taktığı reklam filmini seyretsinler.

Evet, Erdoğan, bütün siyasi mücadelesiyle, kendi Cumhurbaşkanlığının kapısını kendi açmış, o kapıya Cumhurbaşkanlığı forsunu kendi elleriyle takmış bir liderdir. Gerçek budur.

Erdoğan'ın bu son tanıtım filminden, reklamın ezan ve namaz sahneleri nedeniyle yasaklanmasına neden olan bölümleri çıkarınca ne değişiyor? Başörtülü teyze dua etmese ne değişiyor? Orada madalyalı gazi amca da var. Köylü de var. Esnaf da. Çocuk da. Hızlı trene binmiş başörtülü genç kız da var. Başı değil ama ülkesiyle gurur duyduğu, vatanseverliği son derece açık o kızın. Başı açık kadın da var, kendi arabasını kullanıyor ama aynı yıldızdan onda da varmış meğer. Budur Türkiye'nin çimentosu. İnsanlar burada ağlarlar. Burada Erdoğan'ın üst üste kazandığı seçimlerin gizli formülü var. Arabesk mi geliyor size? Ucuz mu? ("Her dudakta aynı rezil şikayet: yaşanmaz bu memlekette! Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lağım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? Hayır, onlar Türkiye’nin insanından şikayetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz”laştıranlardır. Türk aydını, Kitab-ı Mukaddes’in Serseri Yahudisi. Hangi Türk aydını? Kaçanlar ne Türk, ne aydın. Bu firar bir Kabil kompleksi" Cemil Meriç.) Önce fabrika ayarlarınıza geri dönün ve bu milletle tekrar buluşun. Recaizade Mahmut Ekrem'in "Araba Sevdası"ndaki züppe Bihruz Bey gibi dolanmayın ortalıkta. Türkiye, Bihruz Bey'lerin ülkesi değil. Uçağa binen Kürt kadını da var, bu filmde, o da aynı yıldızı taşıyor. Hele o atlılar. Önce bir atlının bozkırda, yalnız bir ağaç altında, sarıklı sakallı bir Türkmenden aldığı büyük yıldız. Kim o adam? Neden en büyük yıldız onda? Kim bu ülke? Yıldızlarını en mahrem köşelerinde saklayan bu büyük millet kim? Yalnız bir ağaç altındaki yalnız bir adamdan gidip Çankaya'nın forsunun en büyük yıldızını, yani "emanet"ini geri alan bu büyük ülke kim? 1923'te Mustafa Kemal'in o adamla aynı bozkırda buluşmadığından emin misiniz? Çanakkale şehitlerinin, yerden göğe çıkan o yıldızların manevi bir havai fişek şehrayini altında "uçmağ"a varmadığından emin misiniz? Aynı buluşmanın Türkiye'yi 2023'e taşıyamayacağını mı düşünüyorsunuz? Peki neden durmadan kaybediyorsunuz? Daha doğru, daha adil, daha değerli bir Türkiye'yi bu millete neden anlatamıyorsunuz? Cumhurbaşkanlığı forsundaki yıldızların ortasına yerleşecek olan büyük yıldızı alıp, saymadım ama sanırım 17 atlıyla daha Tuz Gölü'nün ortasında buluşup dörtnala Ankara'ya yola çıkan o "Yörük" yahut "Alevi" bu milletin ta kendisi, efendisi, sahibi değil mi?

Erdoğan'ın son seçim filmi bir şiirin üzerine kurulu. Benim ezbere bildiğim bir şiirin. Sezai Karakoç'un şiiri. AK Parti iktidarlarının yanlışlarını söyleyip, özellikle şimdi kendilerinin şikayetçi oldukları meselelerde uyardığım bir toplantıda, çok etkili ve çok yetkili meşhur bir ağabeyimize "Bana ulusalcı muamelesi yapmaya kalkmayın. Ben size gençliğimi verdim. Bunu sakın unutmayın." demek zorunda kaldığımda aynı masada olup da gözü dolan arkadaşlarımın da ezbere bildiği bir şiirdir o. Biz fakir akşamlarımızda o şiiri okurken kurduğumuz büyük millet hayallerine memleket sevdası demeyeceğiz de ne diyeceğiz?

Öyle ya da böyle "şiir" Çankaya'ya çıkıyor. Hem de Sezai Karakoç şiiri. Gençliğimin şiiri. Şiir yani ortak duygular, ortak düşünceler. Şiir yani irade. Şiir yani umut. Şiir yani inanç. Şiir yani bu büyük milletin düşünme biçimi. Şiir yani "Millet" şimdi Çankaya'ya çıkıyor. Helal olsun. Her bir yıldıza. O yıldızları getirip o forsun göğsüne takan her bir vatandaşa. Helal olsun gençliğim sana, benim güzel ülkem.

 

Bu yazı toplam 3138 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Net Gaste | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0264) 278 54 50 | Faks : (0264) 278 54 50 | Haber Scripti: CM Bilişim