• BIST 104.539
  • Altın 163,366
  • Dolar 3,9376
  • Euro 4,6999
  • Sakarya 0 °C
  • Kocaeli 0 °C

“Eğitim Sancılı Başlıyor”

“Eğitim Sancılı Başlıyor”
Sendika Başkanı Düzlü:“Yine bir eğitim öğretim yılı eğitimin her geçen gün içinden çıkılmaz hale gelen ve kangren olmaya yüz tutmuş sorunların gölgesinde başlıyor”dedi

Türk Eğitim Sen Sakarya Şubesi Başkanı Mehmet Düzlü Eğitim sezonunun sancılı başladığını dile getiren bir açıklama yayımladı.

Yayımlanan açıklamada

Başkan düzlü şunları söyledi;

TEOG skandalı, atama için meclisin keyfini bekleyen yüz binlerce öğretmen adayı, haksız şekilde görevden alınan 8 bin okul müdürü, rotasyon haberleriyle endişeli .

 

Öğretmen camiası, yönetici görevlendirmelerine bağlı bozulan iş barışı, özel okulların bazılarına tanınan, bazılarına tanınmayan ve zenginlere yönelik eğitim desteği rezaleti…
 

Eğitim sistemini, veli ve öğrencileri rahatlatacağı vaadiyle ihdas edilen TEOG sistemi uygulama kılavuzundan yerleştirmelerin sonuçlandırılmasına kadar tüm süreçlerinde yapılan hatalar nedeniyle eğitim kamuoyunu tedirgin etmeye devam ediyor. TEOG yerleştirmeleri için hazırlanmış olan hatalı yerleştirme takvimi, hatalı yerleştirmeler ve yerleştirme işlemlerinin bir kısmının okulların açıldıktan 2 hafta sonra bitecek olması velileri, öğrencileri ve okulları meşgul ediyor.
Bilindiği gibi Ağustos ayında 40 bin öğretmen ataması yapılacağı kararlaştırıldı ancak ilk atama Torba Yasa içine alındı. Meclis Genel Kurulu tatil olunca bu kanun çıkmadı. Şayet kanun bugün çıkarsa Resmi Gazete’de yayınlanması, Cumhurbaşkanının onay süreci derken öğretmenlerin göreve başlaması Ekim ayını bulacak. Bu durum öğretmenlerin 2 ay maaş alamaması anlamına gelir. Ayrıca 3-5 gün yüzünden 3 yıl çalışma süresini ilinde dolduramayan öğretmenler tayin isteyemeyecek. Dolayısıyla bu öğretmenlerin 3 yıl yerine 4 yıl sonra tayin hakları olacak. Ayrıca Ağustos ya da Eylül aylarında 40 yaşını dolduran öğretmenler var. Yasa gereği atanamayacakları için bu insanlar da mağdur olacak.
 

Devlet okulları kendi yağlarıyla kavrulan, ihtiyaçlarını kendi imkânları ölçüsünde karşılamaya çalışan okullardır. Devlet okulları ödeneksizlik nedeniyle inim inim inlemektedir. Camı kırık olan, badanası yapılamayan, kırtasiye masrafları karşılanamayan, sobayla, tezekle ısınan, tadilat masraflarını karşılayamayan, laboratuarı-kütüphanesi hatta bilgisayarları olmayan, güvenliği sağlanamayan okullarımız çok sayıdadır. Okullarda derslik ve öğretmen açığı had safhadadır. Birleştirilmiş sınıf uygulaması devam etmektedir. Okullarımızda personel yetersizliği bulunmaktadır. Öyle ki bazı okullarda hizmetli personel yoktur. Bu okullarda temizlik sağlıklı yapılamadığından okullar mikrop yuvasına dönmüştür. Öğrenciler ile öğretmenler hijyenik olmayan koşullarda eğitim-öğretim yapmaktadır.
Devlet okulları sorunlarla boğuşurken devletin özel okullarda okuyan 250 bin öğrenciye 3 bin 500 TL’ye kadar destek verecek olması vahim bir hatadır ve kabul edilemezdir. Devlet neden önce imkânsızlıklar içinde kıvranan kendi okullarına destek vermeyi düşünmemektedir? Özel okullarda okumayı teşvik etmek uğruna kendi okullarına üvey evlat muamelesi yapan bir devlet olur mu?
Türkiye’de ataması yapılmayan tam 350 bin öğretmen vardır. Maliye Bakanlığı ve Hükümet eğitime katkı sağlamayı yürekten istiyorsa, bunu özel okullar üzerinden değil ataması yapılmayan öğretmenler ve işsiz gezen gençler üzerinden yapmalıdır.
Türkiye’de öyle bir iktidar anlayışı var ki; siz ne derseniz deyin, demokrasi içinde kabul edilmeyen, hukuk içinde hiç olmaması gereken hususlar dahi meşru hale getirilmiştir.

Yöneticilerin görevden alınmasında da aynı mantık var.

O da şudur:;

 “Benim adamım olan yöneticiyle yoluma devam ederim. Benim değirmenime su taşımayan idareciyi de istemiyorum.”
Böylesine bir mantıkla mücadele etmenin iki yolu var: Tepki göstermek ve hukuk devleti ilkeleri içinde bağımsız yargıya güvenerek yargı kararlarıyla bu yanlışın üzerine gitmek. Ama ne yazık ki tepkiler duyulmuyor. Biz millet olarak bize yapılanları, hukuk katliamını unuttuğumuz sürece her türlü husumete açık bir toplum haline geliriz.
Zaten akıl çerçevesinde düşünen herkes, görevinde vekâleten bulunan ilçe milli eğitim müdürlerinin, sadece 2-3 aydır görevde olan geçici ilçe milli eğitim şube müdürlerinin okul müdürleri hakkında kanaat sahibi olamayacağını, okul müdürlerini bir kere bile görmediklerini, okul müdürlerinin bilgisini-tecrübesini-başarısını ölçebilecek nitelikte olmadıklarını bilir. Hatta bu kişilerin büyük çoğunluğu okul müdürlerinin adını, hangi okulda görev yaptığını dahi bilmez. Okul adreslerini navigasyonla bulan bile var.
Bu puanlamalarda ciddiyetsizlik de had safhadaydı. Emekli olanlara, kurum değiştirenlere, vefat edenlere, şu anda müdür olmayanlara, hatta belediye başkan yardımcısına 75 ve üzerinde puan verilmiş ve görev süreleri uzatılmıştır. Hatta daha da trajikomik olanı geçici ilçe milli eğitim müdürleri kendilerine puan vermişler. Hem de öyle böyle değil; 95-100 puan vermişler!
Öte yandan, çok acı ama gerçek; bu ucube yasa ve yönetmeliği birileri öyle bir kullandı ki, bu cenah üye kaydetmek için her yolu mubah saydı. Kirli ilişkilerle, makam-mevki vaatleriyle üye avına çıkanlar, şereften yoksun olarak her metodu denediler. Eğitim çalışanlarının hak gaspına neden olan bu adaletsizliğe karşı durmak yerine her zaman olduğu gibi bu süreci de kendi çıkarları doğrultusunda kullanma ahlaksızlığını tercih ettiler.
Dini doğruları referans aldığını söyleyen ancak her türlü sahtekârlığı yapan, Allah korkusu yaşamayan, kul hakkı yemeyi hayatının felsefesi haline getiren bu ucube güruh, her türlü rezilliğe imza atmayı ilke edinmiştir. İktidara “Benim adamım sizin adamınız” diyebilen bu çete, her türlü ilke ve değeri ayaklar altına almıştır.
İnsanlara “Bana üye olmazsan seni müdür yapmam” diyebilecek kadar ahlâktan yoksun bu yapı, bu şekilde üye kaydederek daha ne kadar varlığını sürdürmeyi planlamaktadır? Şu andaki siyasi erk güç kaybettiğinde bu yapı hala güçlü olabileceğini mi zannetmektedir? Şantajla, tehditle büyüyenlerin gün gelecek, fosseptik çukurunda çığlıkları duyulacaktır. Bir zamanların 28 Şubatçıları gibi Adapazarı sokaklarında yürürken yüzlerine bakan ve selam veren dahi olmayacaktır.
Son söz olarak; MEB, dingonun bakanlığı olmaktan vazgeçmeli, artık tasfiye, fişleme ve illegal işleri bırakıp asli görevi olan eğitim öğretimle ilgilenmelidir, diyoruz.

 

 

 

 

 



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Net Gaste | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0264) 278 54 50 | Faks : (0264) 278 54 50 | Haber Scripti: CM Bilişim