• BIST 104.946
  • Altın 163,280
  • Dolar 3,9383
  • Euro 4,6903
  • Sakarya 14 °C
  • Kocaeli 15 °C

Birlikte Kahvaltı Yapmak Çok mu Önemli?

Bayram Akyüz

Baba Pazar gününü sabah ezanı ile kalktı. Abdestini alıp sabah namazının sünnetini evde eda ettikten sonra eşini uyandırdı.

-“Hanım ezan okundu hadi kalk, ben camiye gidiyorum.”

Aslında evde uyandırması gereken biri daha vardı. Ne var ki, onu uyandıracak gücü kendisinde hiçbir zaman bulamadı. Bugünde oğlu rahatsız olmasın, uykusu bölünmesin diye onun odasının yanından parmak uçlarına basarak geçti. Az bir ses yapmış olsa biliyor ki;

-“Bir pazarım var, rahat vermediniz. Bırakın da bu günü gönlümce uyuyayım,” diyeceğini çok iyi biliyordu. Bu kelimeleri duymamak için o günde çok tedbirli davrandı.

Sessiz bir şekilde açmış olduğu dış kapıdan usulca Sabah namazını kılmak için camiye gitti. Döndüğünde aynı sessizlikle eve girip televizyonu açtı. Sesini kısarak sabah haberlerini dinledi. Sonra birkaç köşe yazısı okudu, telefonunda geceden beri biriken bildirimlerine baktı. Sonra da gidip yattı.

Saat on olmadan uyandı. Bugün Pazar ailecek yapılabilecek en güzel hadise birlikte kahvaltı yapmak diye içerisinden geçirdi. Hafta boyu kendisine her gün kahvaltı hazırlayan eşine sürpriz yapmaya karar verdi.

Bu arzu ve istekle mutfağa girdi. Hızla çay suyunu ocağa koydu. Sonra özel günlerin vazgeçilmezi menemen yapmak için hazırlıklarını yaptı. Ne var ki! Evde üç kişiydiler ve üçü de menemeni farklı seviyordu. Karar verdi bu sabah menemeni aynı tavada üç ayrı bölüm halinde yapacaktı. Sizin hayalinizde canlandırmanız için söylüyorum, üçgen şeklinde kesilmiş pizzayı düşünün, yapmak istediği tam da böylesi bir şeydi.

***

Yıl Bin Dokuz Yüz Altmış Dört Cumhuriyetin ilan edileli kırk bir yıl olmuş ve annem ablama dört aylık hamile. Babam üç yıl sürecek olan vatani görevini yapmak üzere İskenderun’a bahriye askeri olarak gitmiş, ormanın içerisinde bulunan briketten yapılma iki odalı evlerinde Anneannemin kızım yalnız kalmasın diye yollamış olduğu on iki yaşlarında ki Meryem Teyzemle birlikte kalıyorlar. Henüz Teyzem uyanmamışken annem ezanla kalkıp, hazırlık yaptı. Üzerini giyinip sessizce evden dışarı çıktı.

Yanlış anlamayın yolculuk doktor kontrolü için değil, Zabit amcamızın fındıklık bahçesine, fındık toplamaya. Annem o sabah evden aç çıkmıştı. Bakın yine bildiğiniz gibi. Aslında iştahı yerindeydi de, o gün evde yenilebilir hiçbir şey yoktu. Fındık yevmiyesine gitmek o bakımdan güzel bir şeydi. Gittiğiniz kişi öğlen yemeğinizi veriyor hiç değilse o günü aç geçirmiyorsunuz.

Ne var ki, annemin canı çok sıkkın. Doğru dürüst öğlen karnına gidecek birkaç lokmanın hayalini bile kuramıyor gizli gizli ağlıyordu. Kimse fark etmesin diye o gün her bir şeyi içine atıyordu.

Dert ettiği evde yalnız bıraktığı kız kardeşinin ne yiyeceği idi. Belki şöyle olabilirdi. ‘Öğlen artan yemek olursa, akşam eve götürebilir, kız kardeşine yedirebilirdi.’ Bir ümitle çalışıp akşam edecek, gittiğinde de kız kardeşinin karnını doyuracaktı. Böyle düşününce bir an olsun içine bir rahatlama geldi. Güneş tam tepelerine gelmiş, Ağustos sıcağı kendisini iyiden iyiye hissettiriyordu. İyice acıkmış öğlen de olmuştu. Yemek için oturuldu. Kıt kanaat getirilen yemekler tüketildi tabaklar silip süpürüldü. Akşama alıp evine götürebileceği hiç yemek kalmamıştı.

***

Menemen hazır olmuş kahvaltı masası bir güzel donatılmıştı. Çayda tam kıvamında demini almış, tavşankanı olmuştu. Eşini uyandırdı, sonra da bin bir merakla oğlunun odasının kapısını çaldı.

-“Hadi kalk oğlum, birlikte şöyle güzel bir kahvaltı yapalım.

-Ne olur baba bir pazarım var, bırakında uyuyayım.”

Baba hayal kırıklığına uğramıştı. Yine de pes etmedi. Bir beş dakika sonra tekrar oğlunun başına gidip,

-“Hadi kalk oğlum, kahvaltını yap tekrar yatıp istediğin kadar uyursun.

-Ne olur baba bir pazarım var, bırakında uyuyayım.”

Evin babası sükûtu hayale uğradı. Gardı düşmüş boksörler gibi donattığı masanın başına geçip, bir bardak çay içti. Yaptığı menemenden eşi ile birlikte birkaç lokma yedi ve moralsiz bir şekilde evden çıkıp gitti.

***

Yıl Bin Dokuz Yüz Yetmiş Dört Cumhuriyetin ilan edileli elli bir yıl olmuş, Türkiye Kıbrıs’a çıkartma yaptığı sene, her zaman olduğu gibi sabah ezanı ile birlikte babam bizi kaldırdı. Güneş yeni doğmuştu. Babam beni yanına çağırdı.

-“Oğlum bakkala git ve bir tane büyük boy Sanayağı al gel.”

Elime parayı tutuşturuyor ve kahvaltılık almak için bakkala gönderiyor. ‘Sakın ha! Sanayağını küçümsemeyin, yiyebildiğimiz en iyi kahvaltılık. Kuzine üzerinde kızartılmış ekmeğe margarin sürüp yemekti.’ Sabahın erken saatleri, köyümüzde çok bakkal yok. Rahmetli Hasan Erdem amcamızın evine bitişik bir bakkalı var. Bizim evle bakkal arası git-gel bir kilometre.

Babamın vermiş olduğu para ile alabileceğim tek şey büyük boy bir paket Sanayağı. Bakkala gidiyorum, bakkalda benden bir yaş büyük, o da dokuz yaşındaki Niyazi Erdem arkadaşım var. Bakkala girdiğimde yan rafa koyulmuş, kare bir kutu içerisinde gözüme ilk ilişen, yuvarlak Doğan kaymaklı bisküvileri. Nasılda canım çekiyor, fakat verilen para ile alabileceğim tek şey bir paket büyük boy Sanayağı.

-“Ver oradan küçük boy bir Sanayağı, üzerinle de kaymaklı bisküvi.”

Artan para ile hepsi beş adet yuvarlak kaymaklı Doğan bisküvi verdi bakkalın oğlu Niyazi arkadaşım. Başkada param artmadı. Artmış olsa kim bilir belki de damla sakızı alır kardeşlerime de götürürdüm.

 Evde benim haricim o zaman Aysel ve Selçuk henüz dünyaya gelmediği için, Ablam Semiha, kardeşlerim Cevdet ve Cevat var. Hani dayanıp yememiş olsam bisküvileri, onlara da götürsem ne kadar sevinirlerdi. Yok, olmadı! Bir tane, bir tane daha derken tüm bisküvileri yedim. Eve gittiğimde babam elimdeki Sanayağı paketini görünce;

-“Oğlum ben sana büyük boy al dedim. Neden küçük boy aldın.

-Baba bakkal da küçük bir çocuk vardı, parayı ona verdim o da bunu verdi.”

Babam kolumdan tuttu. Hiç üşenmedi bir kilometrelik gidiş geliş yolu göze alıp beni bakkala götürdü. Bakkal doğruyu anlattı, benim yalanım ortaya çıktı. Zaten yolda giderken yalanımın ortaya çıkacak olması, belki beni binlerce kez öldürmüştü ama babam bunu hiç fark etmiyordu. Zaten yüzüme de bakmıyordu. Babam beni dövdü mü? Azarlayıp öylece bıraktı mı? Şimdi karanlık. Hatırlayamadım.

***

Yıl İki Bin On Yedi Cumhuriyetin ilanı üzerinden doksan dört yıl geçti. Sofraların yerini yemek masaları aldı. Kahvaltılarda çeşit sayısı en mütevazı masalar için bile bir elin parmaklarından daha fazlaydı.

Aslında vakit çok erken değildi. Saat on biri birazda geçmişti. Kalkmış olsa, birlikte kahvaltı yapsaydık ne güzel olurdu.

-“Ahir zamanda anne ve babalar çocuklarına kul köle olacak yine de onlara yaranamayacaklar.”

Aslında çok erken de sayılmazdı. Kahvaltı yapıp yatmış olsa! Belki de ben bu yazıyı yazmak zorunda kalmazdım…

Ramazanı şerifiniz hayırlı olsun… 

Bu yazı toplam 627 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Net Gaste | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0264) 278 54 50 | Faks : (0264) 278 54 50 | Haber Scripti: CM Bilişim