• BIST 96.121
  • Altın 242,203
  • Dolar 6,2046
  • Euro 7,2854
  • Sakarya 15 °C
  • Kocaeli 15 °C

Al Bayrağımız, Hain El ve Kışkırtma

Osman Karagüzel

 

 

                             Her ülkenin bayrağı,  kendilerine göre elbette değerli ve güzeldir.

                           Ama, tartışmasız en güzeli bizim bayrağımızdır.

                           Bir başkadır o.Ay ve yıldızı, kan kırmızısı rengiyle, anlamı,  derinliği ve dayanılmaz cazibesiyle,  en güzeli olmayı; enfüsi, şahsi ya da ferdi  değil, hakiki ve tarafsız  bir değerlendirme ile hak etmektedir.

                          Bizim bayrağımız; ay ve yıldız gibi, esrarengiz ve sırlı iki kainat varlığına, al rengiyle de şehadet ve şehit kanlarına tekabül eden müthiş bir sembol,  dayanılmaz çekiciliğe ve  temsile sahiptir. Şehit kanlarıyla oluşmuş  göle düşen ay yıldızın gölgesiyle, onların derin ve yüce anlamlarıyla donatılmış eşsiz bir simge, tarihin derinliklerinden süzülüp gelen bir medeniyetin remzi, temsili ve istiklalidir.

                        İçindeki Hilal ; ‘’ İslam’ın ‘’ sembolü, Allah’ın ( c.c ) isminden alınmış İlahi, deruni ve yüce anlamlar taşıyan eşsiz bir bayrak, 76 milyonun ortak değeri, ortak ismi ve resmidir.

                        Milletimizin her bir ferdinin, tümünün kanı ve canı vardır onda. O bizim sevgilimiz, istiklalimiz ve  mustakiliyetimizdir. O bizi temsil eder, bizi resmeder.

                        Ona aşığız. O  masmavi göklere, zirvelere, en yükseklere layık ve en güzel yakışandır. Nazlı nazlı dalgalanması bir başka, efsunlu, sırlı ve şanlıdır.

                        Ona, içerden bir kirli elin uzanması ise, en büyük talihsizliğimiz, kara bahtımız,  en kötü kaderimizdir. Düşülebilecek en büyük zillettir. İçerden çürümenin tezahürüdür.

                       Elbette ona kimse kem gözle bakmamalıdır. Asla bakamaz da. Hiçbir hain el onu indiremez, buna teşebbüs bile edemez. Ona uzanan pis el; Türkiye’ye, 76 milyona, İslam’a ve istiklalimize kastetmiş demektir.

                      Buna yeltenenlerin akıbeti; seneler önce Kıbrıs’ta görülmüş, direğe tırmanan canavarın sonu herkesçe bilinmiştir. Direkten nasıl indirildiği de tüm dünyaya teşhir edilmiş, gösterilmiştir.

                      Ne acıdır ki  bu el; o el, yabancı düşman eli değil, içerden, içimizden bir hain, kirli bir eldir.  Bağrımızda, koynumuzda beslenmişlerden, bizden biridir.

                      Onun için Kıbrıs’ta ki ile mukayese edilmemelidir. Hainlik aynı, hatta daha beteri olduğu halde, muamelat farklı, hareket alanı ve şekli, uygulanacak işlem, metod, hukuk ve yasa aynı değildir.  Kıbrıs’ta ki ise, düşman tarafında, cephede ve savaş hukukuna tabi idi. Yakalanması, yargılanması, ele geçmesi mümkün değildi.Cephe ve savaşta yargılama olmaz. Bu ise bizim vatandaşımızdır. Bizim hukukumuza, yasa ve iç şartlarımıza aittir.

                     Bu ülke de hukuk ve yasalar vardır. Her suçun karşılığı, bedeli ve müeyyidesi belli, yasalarla şekillendirilmiştir. Hiç kimsenin hukuk ve yasalar dışında hareket etme, ceza verme ve yargılama hakkı yoktur ve asla  olmamalıdır.

                    Bayrağa uzanan bu  necis elin de, muhatap olacağı usul ve esas farklı olmayacak, gereği, hukuk ve yasalar dahilinde yapılacaktır ve yapılmalıdır.

                    Vurulmalıydı, alnından bilmem ne edilmeliydi gibi yargılar, hukuk temelli ve yasal değildir. Devlet olmanın ve devlet eliyle yapılması gerekenin dışında, haricinde, yargısız infazdır.

                    Hak etmiş midir? Evet. Fazlasıyla  ve layıkıyla.  Ama bu, hukukun yerini alamaz, hiç kimse kendini polis, hakim ve savcı yerine koyamaz.İnfaz edilecekse bu hukuk ile olmalıdır.

                    Bir çok suç, idamı ve ölümü hak ettiği halde, vurmayı değil yargıyı esas aldığı gibi, bu da aynı olmalıdır. ‘’İHKAKI HAK ‘’çok tehlikeli bir yol ve  anarşinin ürünüdür.

                   Yapılması gereken; bayrağımızı indirmesine değil, elinin değmesine bile fırsat verilmemesi, anında yakalanması ve hukuka teslim edilmesi, meydanın ona bırakılmaması idi. Derhal yakalanıp, en ağır cezaya çarptrırılmasıydı.

                  Aksi olursa; herkes kendi metodunu uygular, herkes hakim ve savcı olur, kaos ve anarşi,  başını alır gider. Hukuk, yasa ve yargı rafa kalkar.

                  Bundan sonra  olması gereken de;  hain eli, azmettirenleri ve arkasında ki piyonları derhal yakalayarak, yargıya teslim etmek ve hak ettikleri  caydırıcı cezayı vermektir. Tereyağından kıl çeker gibi failler  çekilmeli, toplumun hiçbir kesiminin istismarına imkan tanınmamalı, toplumsal boyuta bulaştırılmadan, milletin tümünün dışında tutulmalıdır.

                Bu olay gerekçe kılınarak, toplumsal gerginliğe, kutuplaşma, kamplaşma ve ayrışmaya asla imkan ve zemin hazırlanmamalıdır. İç ve dış hainlerin emeli zaten budur ve bunu sağlamaktır. Kışkırtmak, tahrik etmek, kutuplaşma ve ayrışmayı kemikleştirmek, pekiştirmek ve çatışmayı sağlamaktır.

               Vurularak  milletimizin o kesimi, vurulmayarak ta bu kesimi kışkırtılacak ve tahrik edilecekti. Nitekim, sınırlı da olsa bu gerçekleşti. Masum vatandaşlarımızın, hain kamplara yaklaşması, istemese de hain kucağa atılması, oralarda toplanması hedefine  hizmet etmiştir.

              Sınırlarımızda çok tehlikeli şeyler olmakta, komşularımızı saran ateş, bize sıçramak , bizi de yakmak üzeredir. Böyle bir zaman ve durumda, içerde yekvücut, dışarıda ise, dış tahrikler konusunda fevkalade ihtiyatlı, tedbir ve temkinli, akıllı ve sabırlı olmak zorundayız.

              İç ve dış hainler, emperyalist ve Siyonistler, içerde ve dışarıdaki maşaları; bizi, bizi de kullanarak çıkarttıkları çevredeki yangına çekmek, yananlarla beraber yanmamızı istemekte, bizi Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye yapmak, bir zamanlar Irak’ı İran’a saldırtıp, 8 yıl savaştırdığı ve iki ülkeyi de harap ettikleri gibi, aynı senaryoya tabi tutmak istemektedirler. Musul ise; petrol üzerinden oynanan vahşi oyunların coğrafyasıdır. Bölünmenin devamıdır.

             Çok dikkatli, sabırlı ve basiretli olmalıyız. Yangını artırmaya değil, söndürmeye gitmeli ve çalışmalıyız. Tiribünlere değil, sahaya oynamalıyız.

             Yanlış Irak ve Suriye politikasını da, mutlaka ve ivedi yeniden  gözden geçirmeliyiz.

              Bayrağımızı ise;  her türlü tartışmanın dışında, üstünde, en yüksekte, göklerde bir şemsiye, ortak bir çatı olarak tutmalı, birbirimize karşı  kullanmamalı, ayrıştırmaya asla ve kata alet etmemeliyiz.

             Bayrak sadece, sınırlarda ve yurt dışında, yabancılara karşı ülkemizi, 76 milyonu temsil eder. Yalnız oralarda çıkarılır ve gösterilir. Birbirimize karşı asla. Çünkü o biziz, hepimiziz.

             Bir başka talihsizlik ve garabetimiz de, bölge insanımızı, oradaki kardeşlerimizi, onlardan ve bizden olmayanların, yabancı ve kökü dışarıda unsurların temsil etmesi, önüne geçmesidir. Karganın öne geçmesi, rehber edilmesidir. Zaten bizi yıllardır, bizden olmayanlar hep temsil etmedi mi? Esas sorunumuz da bu değil mi?? Tüm Türk ve İslam aleminin de!!!

            CHP’nin Başbakan hakkındaki soruşturma önergesini geri çekip, bütün halinde dış tehdide odaklanma muhalefeti ise, sorumlu ve milli bir davranış olup, takdire şayandır.

Bu yazı toplam 2972 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Net Gaste | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0264) 278 54 50 | Faks : (0264) 278 54 50 | Haber Scripti: CM Bilişim