• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • Sakarya 12 °C
  • Kocaeli 12 °C

Ah Hüseyin!

Cihat Zafer

Ah Hüseyin. Ah Kerbela. Ah Mah-ı Muharrem.

İbn-i Abbas (RA) haberine kulak verdiler. Peygamber (sav) öğüdü tuttular. “Zilhicce’nin son günü, Muharrem’in ilk günü” oruç tuttular. “Geçmiş seneyi oruçla tamamlamış ve gelecek seneye oruçla başlamış oldular. Oruçları elli senelik günahlarına keffaret kılındı. Mah-ı Muharrem’in ilk gününde, her birinde besmele çekerek, bir defada bin İhlâs-ı Şerîf okudular. Cenâb-ı Hak lütfuyla, keremiyle bu âlemden kul borcu ile huzûra gitmeyecekler. Borçlarını dünyada ödemeye muvaffak kılınacaklar. Mübarek Muharrem’in birinden onuna kadar on gün oruç tuttular. Tutamayan sekizinde, dokuzunda, onunda tuttu. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) seferdeyken yalnız onuncu günü oruç tutmuşlardı. “Sağ olursak gelecek sene 9. günü de tutarız.” buyurmuşlardı. Bazılarımız Muharrem orucunu yalnız onunda tuttular. Şehrullahi’l-Muharrem, bereketti, feyizdi. İhsan ve lütuftu.

Fecr Suresi’nin ikinci ayetinde, “Yeminler olsun o on geceye” buyurulmuştu. Belki Allah, Âdem'in (a.s.) tövbesini aşura günü kabul etmişti. Belki Allah, İbrahim'e (a.s.) oğlu Hz. İsmail’i aşura günü doğdurup vermişti. Belki Allah, Nuh’un (a.s.) gemisini aşura günü Cûdi Dağının üzerine demirletmişti. Belki Allah, Eyyûb’u (a.s.) hastalığından aşura günü şifaya kavuşturmuştu. Belki Allah, Yunus’u (a.s.) balığın karnından aşura günü kurtarmıştı. Belki Allah, Musa'ya (a.s.) aşura günü denizi yarmıştı. Belki Allah, Davud'un (a.s.) tevbesini aşura günü kabul etmişti. Belki Allah, İsa’yı (a.s.) aşura günü dünyaya gönderip aşura günü semaya çekmişti. Belki Allah, Yusuf’u (a.s.) kuyudan aşura günü çıkarmıştı. Belki Allah, Yakub'un (a.s.) oğlu Hz. Yusuf'un hasretiyle kapanan gözlerini aşura günü açmıştı.

Ah Hüseyin. Ah Kerbela. Ah Mah-ı Muharrem.

Hicret’ten dört sene sonra, Hz. Hasan’dan sonra Peygamber Efendimiz ikinci torununu kucağına aldı, ismini Hüseyin koydu, koç kurban etti, saçı ağırlığınca gümüş sadaka dağıttı, evladının evladını sünnet ettirdi. “Hasan ve Hüseyin benim dünyada kokladığım iki reyhanımdır.” buyurdu. Bir gün de Hz. Hüseyin’in ağladığını duydu. Hz. Fâtıma’ya “O’nun ağlamasına üzüldüğümü bilmiyor musun?” dedi. “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim. Allah’ı seven Hüseyin’i sever.” buyurdu.

Ah Hüseyin. Ah Kerbela. Ah Mah-ı Muharrem.

Yezid’in valisi Ubeydullah Bin Ziyad ve ordusu Hürr bin Yezîd komutasında Hz. Hüseyin’i susuz, taşsız ve ağaçsız bir yerde konaklamak zorunda bıraktı. Hz. Hüseyin Müslüman kanı dökülsün istemedi. Gök yanıyor, yer kaynıyordu. Hz. Hüseyin susadı. Yanındakiler susadı. Su istediler. Verilmedi.

Ah Hüseyin. Ah Kerbela. Ah Mah-ı Muharrem.

Ehl-i irfan su içerken elini başının üstüne koydu bundan böyle. Tıpkı Peygamberini (sav) anarken elini kalbinin üstüne koyduğu gibi. Kahkahayla gülmedilerse, neşesizlikten değil, Hz. Hüseyin incinmesin diyedir.

Çünkü Hz. Hüseyin “Arkadaşlar, görüyorsunuz, dünya değişmiş. İyisi gitmiş, kötüsü kalmış. Hayatın bir tadı kalmamış. Ömrümüzün kalan kısmı, kabın dibinde kalan su artığından, havası ağır ve sıkıcı bir otlak hayatından başka bir şey değildir. Artık hak ile amel edilmediğini, batıldan vazgeçilmediğini görmüyor musunuz? Böyle bir durumda kalan kişinin ölümü hayata tercih etmesi gerekir. Ben şahsen ölümü mutluluk, zalimlerin idaresinde yaşamayı ise alçaklık olarak görüyorum.” dedi.

Yezid’in işlediği cinayet yazılacak şey değildir. Kerbelâ katliamından Hz. Hüseyin’in küçük oğlu Ömer ile hasta oğlu Aliy­yü’l-Asgar, kızı Zeyneb validemiz ve bazı kadınlardan başka sağ çıkan olmadı.

Ah Hüseyin. Ah Kerbela. Ah Mah-ı Muharrem.

Hz. Zeyneb Yezid’in sarayında söyledi: “Yezid! Şu meclisin huzurunda zevkten dört köşe olarak ve ağzın kulaklarına değerek, elinde asayla Ebu Abdullah el-Hüseyin'in dişlerine vuruyorsun. O dişlerin, o dudakların Resülullah'ın (sav) öpüp sevdiği dişler ve dudaklar olduğunu biliyor musun bari? Yemin ederim ki güzellikte Gençliğin Efendisi'ni, Resülullah'ın ve Ali'nin oğlunu, Abdulmuttalib sülalesinin nur saçan tek ışığını söndürmekle bizi derin bir eleme boğdun. Yezid! Otur da kendini dinle bir an. Son derece menfur ve dehşet verici olan şu işlerini şöyle bir gözlerinin önünden geçirmen bile kollarının bileklerinden kesilmesini candan istemene ya da anandan doğduğuna pişman olmana yetecektir, çünkü düşünürsen bir an, Allah'ın sana karşı gazaplandığını ve Resülullah'ın sana düşman kesildiğini kavrarsın. Ey yüce Allah'ım! Hakkımızı bize geri ver. Bize zulmedenlerden intikamımızı al ve kanımıza girenlerin, yeminlerini bozanların, bütün erkeklerimizi kılıçtan geçirenlerin başlarına gazap yağdır!”

Ah Hüseyin. Ah Kerbela. Ah Mah-ı Muharrem.

 

(Mah-ı Muharrem, mübarek vakt. Dünkü günde geçip gitti. Bu seneki Mübarek Muharrem öncesinde ahirete yolculadığımız Hüseyin Ağabey’in (Hüseyin Adnan Şengörür – Selim Gündüzalp) pazar günü akşam namazını müteakip çok sevdiği Orhan Cami’de kırkıncı vuslat gecesi münasebetiyle Mevlid-i Şerif okunacak. Allah’tan hem Hüseyin Ağabey’e hem bütün Hüseyin’lere rahmet diliyoruz. Müslümanın meselesi dün olduğu gibi bugün de dünya için ahiretini yakıp yıkmamasıdır. Zulme rıza göstermemesidir. Her Hüseyin’in, velev yalnız ismi benzesin, Hz. Hüseyin’den bir alamet ve hatıra olduğuna inanıyor, Müslümanların, Hüseyin’lerin Yezid’e benzemekten muhafaza buyurulmaklığını niyaz ediyoruz.)

Bu yazı toplam 282 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Net Gaste | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0264) 278 54 50 | Faks : (0264) 278 54 50 | Haber Scripti: CM Bilişim